24. Uluslararası Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde sahne alan yabancı oyunlar

Banu Çakmak Duman
1451 Görüntülenme

24. ULUSLARARASI BURSA ÇOCUK VE GENÇLİK TİYATROLARI FESTİVALİ’NDE SAHNE ALAN YABANCI OYUNLAR

Geçtiğimiz günlerde yapılan 24. Uluslararası Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde izlediğim yabancı oyunlar, beni, tiyatroda basit olanın büyüleyici etkisi üzerine bir kez daha düşünmeye ve bu yazıyı yazmaya itti. Çünkü ideal sahne dilini aslında yanı başımızda ama bir o kadar da uzaklaştığımız çocukların dünyasında bulabileceğimizi gördüm. 14 Ekim 2019 ve 19 Ekim 2019 tarihleri arasında gerçekleşen bu festival kapsamında çok sayıda yerli ve yabancı oyun sahne aldı. Festivalde izlediğim yabancı oyunlarda gördüğüm en önemli ortaklık, gerek öz gerek biçim açısından tercih konusu olan yalınlıktı. 

Pintamusica

İlk olarak 14.Ekim. Pazartesi günü, saat 14.00’de, BKSTV sahnesinde izlediğim, İspanya Viu El Theatre grubu tarafından oynanan, Pintamusica adlı oyunda, sahnede, deyimi yerindeyse hiçbir şey yoktu. Ancak bu yokluk, içinde, çocuk hayal gücünün dolduracağı pek çok şey barındırıyordu. Oyunun, Türkçe’ye “Müzikle Boyama” diye çevrilebilecek olan ismine uygun olarak, gösteri süresince, oyuncuların çaldığı enstrümanlarla eş zamanlı bir şekilde, arkaya projeksiyon ekranıyla yansıtılan bir resim tamamlandı. Aslında Joan Miro’nun “Kadın, Kuşlar ve Gece” resminden hareketle çizilen bu resim de sahnelemenin içeriği de hiçbir öykü içermiyor. Öte yandan seyircinin gözü önünde, müzikle uyum içinde çizilen ve boyanan tablo aracılığıyla yakalanan eşzamanlılık, seyircide müthiş bir duygu uyandırıyor. Yer yer ekrana yansıtılan görseller ve tercih edilen renkler arasında, bir mevsimden öbürüne yolculuk ediliyor. Çocuk tiyatrosu denince akla ilk gelen şey, illa ki seyirciye bir şeyler anlatmak, didaktik mesajlar sunmak gerektiğidir. Oysa tamamen sözsüz olan bu oyun, yalnızca müzik ve resmin estetik bir şekilde buluşmasının da tiyatro için yeterli olabileceğini kanıtlıyor. Oyun bittiğinde, seyircinin karşısında, Joan Miro’dan hareketle seyirciyle beraber yapılan bir resim kalıyor, gösteride böyle bir resmin tercih edilmiş olması da ayrıca önemli. Çünkü bu resim, insanda, bir çocuğun bile yapabileceği kadar basitmiş gibi bir izlenim bırakıyor. Kuşkusuz resimde böyle bir basitliğe ulaşmak ciddi bir ustalık gerektirir. İşte resimde basit olanı yakalamada gösterilen bu ustalık, oyunun bütününe yön vermiş; oyunun tamamını kuşatan, içinde çok şey gizleyen yalın anlatım tonu, resmi ve oyunu finalde aynı noktada buluşturuyor: basit olanın yarattığı sarsıcı etki ve onu yakalamanın zorluğu…

Life Is Good

Festival kapsamında izlediğim bir başka yabancı oyun da Danimarka Dansk Rakkerpak adlı grubun “Hayat Güzeldir” ismini taşıyan oyunuydu. Oyun, yıllardır icra edilen bir sokak tiyatrosu özelliğini taşıyor; buna koşut olarak da, 16 Ekim Çarşamba günü, saat 18.00’de Korupark Alışveriş Merkezi’nin ortasındaki açık alanda oynandı. Her ne kadar çocuk ve gençlik tiyatroları festivali kapsamında oynansa da her yaştan seyirciye hitap ediyor.  Ayrıca İngilizce ve Danca karışımı bir dille oynanmasına rağmen herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyor çünkü evrensel beden dili, hokkabazlık, kukla oynatıcılığı ve akrobasi ile birleşik olarak oyunda daha ağırlıklı yer alıyor. Tıpkı bu dil ve anlatım biçimi gibi hikaye de oldukça basit ve anlaşılır: kukla oynatarak seyirciye Romeo ve Juliet’i anlatan bir sokak komedyeni olan Flippo’nun, izleyiciler arasında bulunan Tony adlı oyun kişisiyle dost olma süreci… Romeo ve Juliet’in intihar sahnesinde, izleyicilerin arasından sahneye fırlayan Tony, arkada kendini asarak intihar etmeye kalkarken Flippo bir anda onu fark ediyor. Ona uzun uzun mutsuz olmasının anlamsızlığını, hayatın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya çalışıyor. Çok sevdiği kadın tarafından terk edildiği için bu hale gelen Tony’e, seyircilerin içinden bir eş ve çocuklar seçip aile kurarak onu yeniden hayata bağlıyor. Böylece sıkı dost olan ikili, birlikte sokak gösterisi yapmaya başlıyor, Romeo ve Juliet’in öyküsünü de birlikte anlatıyorlar. Bu naif hikaye, seyircinin tamamının beğenisini çekecek olgularla süslenerek güçlü bir seyir hazzı veriyor. Oyun içinde oyun oynama, seyirciyi gösterime dahil etme, hokkabazlık, mim ve akrobasiden oluşan hareket odaklı anlatım, kukla oynatma ve hikaye anlatma gibi evrensel anlatım teknikleri, basit ama bir o kadar da güçlü olan temaların hizmetinde işlevsel olarak kullanılmış. Hayatın her şeye rağmen güzel ve yaşanmaya değer olduğu, dostluğun insanı hayata bağlayan en önemli şey olduğu düşüncesiyle kol kola girerek seyirciye kolayca anlatılıyor. Oyunun bütününe hakim olan oyunsuluğun yarattığı komik ton, intihar kadar yıkıcı ve karamsar bir konuyu bile eğlenceli bir biçimde işleyerek umutlu ve yapıcı bir mesaja bağlama olasılığı sağlıyor. Böylece bu oyunda da yalın bir öykü ile tema, basit bir üslupla birleşerek muazzam bir etki uyandırıyor. 

Dreakhshang

Son olarak, festivalde yer alan, doğu coğrafyasına ait bir başka oyundan söz etmek istiyorum. 17 Ekim Perşembe günü, saat 16:00’da Burç Kültür Merkezi’nde izlediğim, İran Shaparak Tiyatro Grubu’nun “Derakhshang”, yani Türkçe ismiyle “Parlak Ağaç” adlı oyunu tamamen kukla tiyatrosu formunda kurgulanmış neredeyse sözsüz bir oyun… Bu oyunda, Doğu’nun tiyatroda tercih ettiği soyutlamaya dayalı dolaylı anlatım kuklada vücut bulmuş. Bir masanın üzerinde, dallarında elmalar asılı bir ağaç figürü ve askeri, çocukları yansıtan çeşitli kuklalar anlatım araçlarını oluşturuyor. Ağaçta asılı olan son elmayı paylaşamayan iki insan arasında çıkan savaştan olumsuz etkilenen bir çocuk, ağaçtaki son elmayı saklıyor, savaşta yaralanan askere ağacın verdiği kalbi takarak onu iyileştirince savaşa son vermek için askerle birlikte savaşıyorlar. Son elmayı ekip bir sürü elma ağacı yetiştirerek savaşa son veriyorlar. Savaş ve barış, sevgi ve nefret, masum çocuklar ve bir şeyleri paylaşmayı bilmeyerek insanlığı yıkıma sürükleyen bencil yetişkinler arasındaki çatışmalar bu öyküde net bir şekilde açığa çıkıyor. Savaş sırasında sahnede yer alan iki pano üzerindeki resim cepheyi gösterirken barış sırasında aynı panoların diğer yüzü çevrilerek ağaçlar ve çiçekler arasındaki renkli evler seyrediliyor. Böylece savaş ve barış arasındaki güçlü çatışma, basit bir dekor parçasında bile görselleştiriliyor. Durmadan süren savaşın gölgesi altında yaşayan İran toplumunda, çocuk oyunlarında bile konunun bu olması hiç şaşırtıcı değil ama elbette ki çok trajik. Öte yandan acı bir yaşam gerçeğinin gerçeküstü bir dille, kukla tiyatrosu olarak sunulması konunun trajikliğini bir nebze de olsa hafifletiyor. Biçimsel olarak kuklanın yanında projeksiyondan da işlevsel biçimde faydalanılmış. Kuklaların bazı hareketlerinin devamının, masanın altına gerilen bir perdeye projeksiyonla yansıtılan bir çizgi film ile verilmesi de estetik açıdan çok hoş olmuş. Ayrıca en eski ama bir o kadar da evrensel bir anlatım yöntemi olan kukla, bu buluş sayesinde, teknoloji aracılığıyla modern olana eklemlenmiş. Sonuç olarak, bu oyun ile, sözü aşan basit bir anlatım yönteminin önemli bir temayı iletmede etkileyici bir şekilde kullanıldığı bir kez daha görülüyor. 

***

Festivalde gördüğüm ve burada aktardığım bu oyunlar, tiyatroya ilişkin bildiğimiz ama son zamanlarda unuttuğumuz bir gerçeğin altını kalın bir şekilde çizmemi gerekli kılıyor: tiyatroda seyirci ile ilişki kurmanın, gösteriyi anlaşılır ve keyifli kılmanın en iyi yolu, basit olana başvurmaktır; seyirciyi etkilemenin, herkesi kuşatmanın büyüsü basit olanın içinde saklıdır. Buna rağmen neden tiyatroda her geçen gün git gide artan sahne şovlarına tanık oluyoruz, günümüz tiyatroları basit hikayelere, biçim ve anlatım yöntemlerine neden bu denli mesafeli duruyor? Öyle sanıyorum ki görsel unsurların kalabalıklaşmasının öyküyü ve anlatılmak istenen düşünceyi gölgede bıraktığını göremiyor belki de estetik kaygılar uğruna naif olanı feda ediyoruz. Ancak bu sorunu görebilmek, buna çözüm getirebilmek, unuttuğumuz yalın anlatıma yeniden kavuşabilmek için bu tür oyunlara bakmak yeterli olabilir, kim bilir, belki de kaybettiğimiz çocuk hayal gücündeki naifliği tekrar aramak bambaşka bir tiyatro dünyasının kapılarını aralayacaktır. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku