Tamer Levent

“Oysa mevcut anayasada Türkiye’de sanat hayatı 64. Madde ile koruma altındadır. Ödenekli kurumlar da bu korumanın simgesini oluşturmaktadırlar. Yani KHK anayasanın da üzerinde bir durum mu oluşturuyor doğrusu bu da merak ettiğim konulardan biri. Çok hızlı alınmış birtakım kararlar diye düşünüyorum.”

Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi’nin kanunlarının feshedilerek Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması konusunda Türkiye’de gerçekten endişeli bir dönem yaşanıyor… Devlet Tiyatrolarının kuruluş kanunu feshedildi. Bugün içinde bulunduğumuz ve bizi şaşkınlığa uğratan durumları yaşarken, içinde bulunduğumuz dönemlerde kurumun kimliksiz bir yapıyla çalışması konusunda önlem alıp, çalışma yapma konusunda çeşitli teşebbüslerde bulunmamıza rağmen maalesef sonuç alamadık.

Bu şartlar altında da DT’nin bir yasasının mı yapılması lazım, çalışma yönergesinin mi kurulması lazım, özlük haklarının mı tanımlanması lazım gibi esasında çok yönlü ve dünyanın uyguladığı evrensel hukuk çerçevesinde, Unesco kararları, Dünya Telif Hakları kararları çerçevesinde bir yasal yapılanmaya gitmesi gerekirken hiçbir uluslararası tanım, görüş, sistem ve örnek alınmadan tamamen yerel siyasetçilerin kendi kafalarına göre gelişme göstermeyen, maalesef meslek erbaplarının da gelişme gösterme konusunda talepleri olmayan, talepler olduğu zaman da bu talepleri neredeyse baltalamaya çalışan tutumlarında göz önünde bulundurulmasıyla bugünlere geldik.

70 yıldır Türkiye’yi zaman zaman dünya çapında önemli bir şekilde temsil etmiş, çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkmak ve hatta onları geçmek hedefini düşünen bir ülkenin dünyalı yüzünü oluşturmuş, Türkiye’de tiyatro kültürünün nasıl oluşacağı, tiyatro sanatının nasıl sahneleneceği, dekor kostümünün nasıl yapılacağı adeta bu kurumdan öğrenilmiştir. Özlük hakları mesleki tanım eksikliklerine rağmen DT 70 yıllık pratik uygulamanın içerisinde Türkiye’de ödenekli olmayan tiyatrolara da destek olmuştur. Toplumun da tiyatro kültürünü benimsemesi, tiyatro izleyerek kendini tanıması, kendisiyle yüzleşmesi konusunda önemli bir gelişmeye hizmet etmiştir. Bundan sonra bu gelişmelerin hedef alınmaması, buradan geriye adım atılması Türkiye’yi 70 yılda kazandığı liderlik ve dünyalılık konusunda geriye atacaktır.

Diyelim ki Türkiye Ortadoğulu bir ülke olarak liderliğini korumak istiyor, o zaman gelişmiş bir tiyatro anlayışını kurumsallaştırarak Ortadoğu’da lider olması ve Batılı gelişmiş ülkelerle yarışabilmesi söz konusuyken, tiyatro kültürünün gelişmediği Ortadoğu ülkelerinin seviyesi gündeme gelmektedir.

DT’nin 16 ilde sahnesi var, temsiller veriyor. Bu sahneler nasıl yönetilecek? Yıllık repertuar nasıl yapılacak? Ödenekler nasıl alınacak? Emekliliğine 5 yıldan daha erken bir süre kalması içerisinde emekli olmak isteyenler %50 zam verileceği söylentisi ile emekliliğe özendirileceğine göre deneyimli personelin de emekli olması özendirilmiş oluyor. Bu durumda kurulacak yeni yapıda DT’nin bugüne kadar Türkiye’ye örnek olmuş kalitesi, dekoru, kostümü, ışığı, dünya repertuvarını kullanması, yerli repertuvarı özendirmesi ve Türkiye’nin gelişmiş dünyalı ülkeler standardında tiyatroya sahip olmasını savunabilmesi gibi olanaklar belli anlamda tahrip olmuş olacaktır. O zaman bu yapı nasıl yönetilecek, nasıl özendirilecek, özellikle gelişmiş dünyanın benimsemiş olduğu fikri mülkiyet hakkının korunması nasıl gerçekleşecek, insan merak ediyor… Burada 70 yıllık deneyimin eksiklerini onarmak söz konusuyken neredeyse bu deneyimin erozyona uğratılması söz konusu… Endişe duymamız gereken bir durum var ortada.

Mesela TÜSAK zamanında bakanlık bürokratlarının İngiliz Sanat Konseyi örnek alınarak hazırladıklarını söyledikleri bir yasaydı, oysa Bilgi Üniversitesi’nde tiyatrocuların, İngiliz Sanat Konseyi temsilcilerinin ve Bilgi Üniversitesi Sanat Yönetimi Bölümü’ndeki öğretim üyelerinin katıldığı bir toplantıda TÜSAK yasasının İngiliz Sanat Konseyi yasasıyla hiç alakası olmadığı ortaya çıktı. Şimdi bu kurumlar Cumhurbaşkanlığına bağlanınca acaba yeniden TÜSAK gibi bir yasa mı düşünülecek yoksa İngiliz Sanat Konseyi’nin çok daha gelişmiş, sanat insanlarının temsilcilerinin daha yoğun içerisinde bulunduğu, kurumsal olarak sürekli bağlı olunmayan ama danışmanlık çerçevesinde çalışan ve kendi sanat yönetmenleri bulunan bir sistem mi oluşacak, bu gerçekten bir merak konusu…
DT’nin artık bir bütçesinin, binalarının olmadığı da görülüyor. Bu sistem bütünüyle bozulacak olursa, yeniden verimli ve Türkiye’nin dünyada gelişmiş ülkeler düzeyinde kendi yerini oluşturması ve koruması ya da daha gelişmiş bir hale getirmesi konusunda yeterli hizmeti veremeyeceğinin kaygısını yaratıyor.
Şu anda ortada bir uygulama yok ama bu andan sonra yapılacak uygulamalar için bence zemin fazla dağıtılmış durumda; uygulamaya geçilinceye kadar bu sitemin yürütüleceği söyleniyor. Bence Türkiye’yi zorlu bir çalışma dönemi bekliyor.

Bir yandan aklıma takılan başka bir şey de var: Türkiye’de Başkanlık sistemi yürürlüğe girmesine rağmen anayasa değişikliği henüz yapılmadı, oysa mevcut anayasada Türkiye’de sanat hayatı 64. Madde ile koruma altındadır. Ödenekli kurumlar da bu korumanın simgesini oluşturmaktadırlar. Yani KHK anayasanın da üzerinde bir durum mu oluşturuyor doğrusu bu da merak ettiğim konulardan biri. Çok hızlı alınmış birtakım kararlar diye düşünüyorum. Oysa demokrasi ve demokrasi kültüründen bahsedilen bir ortamda bu kararların alınması ve uygulanmasını doğru bulmuyorum.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here