Tolga Polat
tolga.tpolat@gmail.com

Yaşadığımız her günü, daha güzel bir güne dönüştürmek bizim elimizde… Ancak çoğu zaman yaşamak yerine, pek çok şeyi erteliyoruz… Hızlı yaşamın ve tüketimin dayanılmaz bencilliği içinde, samimiyetle anı yakalamaktan zaman zaman uzaklaşabiliyoruz… Ne kadar düşünüyoruz? Düşünüp düşünmediğimizin ne kadar farkındayız? Hayatı ne kadar fark ederek yaşıyoruz veya ne kadar alışkanlıklarımızın esiri oluyoruz? Zaaflarımızın ortaya çıkardığı pişmanlık ve üzüntülerimizi ne kadar deneyimliyoruz? Seni seviyorum demek, bu kadar zor değil! Anlamaya çalışmak, empati kurmak, incir çekirdeğini doldurmayacak nedenler yüzünden tartışmak yerine, içimizden geldiği gibi usulca, samimi olarak duygularımızı ifade etmek bu kadar zor mu?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın, bu sezonun en dikkat çeken oyunlarından biri olan “Geç Kalanlar” işte tüm bu soruların ışığında, benliğimizle, yapmak isteyip yapamadıklarımızla yüzleşmemizi, “Affetmek İyileştirir” teması üzerinden izleyicisine sorgulatıyor…

Ankara seyircisinin uzun yıllardır oyuncu olarak sahnede izlediği, ve televizyon izleyicisinin “Bizim Evin Halleri” dizisiyle tanıdığı Pervin Ünalp’in kaleme aldığı Geç Kalanlar‘ın yönetmen koltuğunda, “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” adlı oyunda oyuncu olarak izlediğimiz Nihat Alpteki yer alıyor…

Yazar Ünalp , “Bütün ilişkiler güzel başlar…” vurgusundan yola çıkarak, zamanla evlilik içinde yapılan hatalar, karşılıklı özensizlik ve birbirini değiştirme ve anlamama çabasının, nasıl geri dönülemez bir sona bireyleri sürükleyebileceğini, sürprizli, gülümseten ve sıcacık bir hikâye üzerinden anlatıyor… Oyunun çatısına, evlilik ve kadın-erkek ilişkisini alırken, salt bu temaya sıkışmayan metin, özde tüm insan ilişkileri için geçerli olabilecek bir evrenselliğe evriliyor… Geç Kalanlar’da anlatılan hepimizin hayatı aslında… Bir anlamda her izleyicinin kendi içselliği ile empati yaparak yüzleştiren, ve katharsis yaratan oyun, zamanı geri almanın mümkün olmadığının altını çizerken, karşımızda kim olursa olsun önemsemenin, sahici olmanın gerçekliğini ortaya koyuyor… Yaşama yılları katarak değil, yılları yaşama katmanın ne kadar kıymetli olduğunu seyircisine hatırlatıyor… Tek mekânda geçen oyun, kurgusu ve beklenmedik sürprizleri ile dikkat çekerken, merak duygusunu da ayakta tutuyor… Bu başarılı ve kurgu planlaması kusursuz oluşturulan metin için Ünalp’i kutlamak gerek…

Yönetmen Alpteki, duyguları ön plana alan ve eylemi ajite etmeden, sahne kullanımını metnin gerçekliğinde ikiye bölen başarılı rejisi ile seyirciye tüm duyguların tek tek geçmesini tempolu bir sahneleme ile sağlamış… Oyunculuk tarzları deneyim ve tecrübelerinden kaynaklı farklı olan oyuncuları belli bir uyum içinde sahneye taşımış… Şüphesiz metnin ve bu uyumun başarı ile yansıtılmasında Dramaturg Özge Ökten’in katkısı çok büyük… Sahne ve Kostüm tasarımında Emra Albayrak Şahin oyunun bütünselliğine olumlu anlamda katkı sağlıyor… Bu sıcacık hikâyenin duygusunu bir yerden başka bir yere taşıyan kusursuz müzik tasarımı Deniz Noyan’a ait… Murat Selçuk’un ışık tasarımı dekor kostüm ve duygular ile iç içe…

Ve oyunculuklar… Zafer Kırşan, içselliğini eylem ve beden formuna başarıyla yansıtırken, umutsuz, mutsuz ve sorun sarmalı içinde sıkışmışlık hissini son derece gerçek bir biçimde rolüne yansıtıyor… Diğer tüm oyuncu arkadaşları ile yakaladığı ritim ile bıçak sırtı kreşendo‘larda son derece ölçülü ve sahici… Defne Gürmen özellikle ikinci perde sonuna doğru, travmatik durumu rolüne gerçekçi bir biçimde katarken, obsesyon ve belirgin anksiyete’yi iç aksiyonu ile bütünleştiriyor… Şehir Tiyatroları’nda 55.Yılını kutlayan Vildan Gürelman Anne performansında, yılların deneyimi ile adeta duygular ile dans ediyor… Sahiplenmeyi, iyileştirici olmayı tüm bedeni ile izleyicisine yansıtıyor… Ve Elçin Atamgüç… “Hıdırellez” oyunundaki başarılı performansı sonrası, “Geç Kalanlar” da izlediğim Atamgüç, son derece başarılı bir yorum sunuyor… Ritim kontrolü, sahne hakimiyeti ve role kattığı enerji ile dikkat çekerken, iç aksiyonunun derinliğini ilmik ilmik işleyerek, seyirciyle sıcacık bir yakınlık kurarak bir anlamda seyircinin sesi olarak rolünü nefeslendiriyor…

Hayatın ne kadar özel anlardan oluştuğunu bizlere hatırlatan “Geç Kalanlar” , düşünerek bu anları mümkün olduğu kadar fazlalaştırmamız gerektiğini, farkında olarak yaşayacaklarımızı ve en önemlisi hayata geç kalmamamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor… Affetmek, özür dilemek ve özrü kabul etmek en önemlisi de çok sevmemiz gerektiğine samimiyetle vurgu yapıyor… “Geç Kalanlar”ı izlemek için, siz siz olun geç kalmayın derim…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here