Aziz Nesin, İbsen’in “Halk Düşmanı”  oyunu sahnelendiğinde, bu oyunla ilgili olarak kaleme aldığı “Yurt Hainleri, Halk Düşmanları” başlıklı yazısında şöyle diyor: ‘Bir sokağa çıksak ki bütün insanlar geri geri yürüyor. İnsanların başları tersine dönmüş,  yüzleri sırtlarının olduğu yanda… Her şey tersine dönmüş, her şey tepetaklak, her şey başaşağı… Duvarlardaki afişlerde şöyle yazılı: ‘Ters yürümek yasaktır’, ‘Yurttaş doğru yürü’, ‘Allah doğru yürüyenlerin yanındadır’, ‘Ters yürüyenler halk düşmanıdır’,  ‘Geri geri gidenler vatan hainidir’…Sonra, ‘Normal yürüyenlerin ters yürüdüğü sanılan böyle bir varsayımsal dünyada olsak ne yaparız?’ diye soruyor Aziz Nesin…” (1)

Yarın Başka Koruda8Bir toplumda körleşme semptomu, o topluma giderek egemen olan baskı ve korku atmosferiyle açıklanabilir. Korkuya karşı en kolay savunma yöntemi de, o korkuyu yaratan egemen güçlere uyum sağlamak, otoriteye biat etmek, tabulara başeğmek ve baskıcı güçlerin dayattığı zihinsel dünyaya tam teslimiyet olabilir. Yaratılan korku atmosferi bir tür kabullenmeye, kabullenmeden de körleşmeye götürür insanları. İşte bu iklimde sanat ve tiyatro, bedenlerde duygu ve düşünce üretmek istiyorsa, kavramsal sanat sürecinde kaybettiği elini yeniden bulmalı ve yeryüzünü, el, beden ve zihin yolundan geçerek dolayımlayabilmelidir. Kör karanlıkta “eğlenceye” indirgenen sanat, felaketleri evcilleştirmekten öteye geçemez çünkü. Oysa bugün, sanatın “ciddi” bir felaket gibi inmesi gerekiyor bedenlerin ve zihinlerin üzerine; iktidarın tasarladığı mevcut şeyler düzeninde, nesnelere kilitlenmiş zihinleri yıkan bir felaket!

Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahnelenen, Yiğit Sertdemir’in yönettiği “Yarın Başka Koruda” oyunu,  bu korku ve körleşme iklimini grotesk bir dille teşhir ederek bir felaket gibi yüzümüze çarpıyor yaşamın gerçekliğini. “Profesör Ayşegül Yüksel, “Yapısalcılık ve Bir Uygulama” başlıklı yazısında, “Yarın Başka Koruda” oyunu ile aktarılmak isteneni: “Bireysel gerçekliğe var olma hakkı vermeyen bir yaşam döngüsü içinde, bireyin kendi gerçeğini somutlaştırma çabasının acıklı gülünç öyküsü” diye tanımlıyor.” (2) Sertdemir ise, bireyselliğin sınırlarını aşarak, özünü ve bütünselliğini bozmadan güncel/toplumsal bir veçheye taşıyor metni.  Melih Cevdet Anday’ın sanatsal mirası her şeyden evvel “yürürlükte olanı bozmak, yıkmak ve özgürleştirmek” ise, Sertdemir’in oyunu yorumlayışı bu mirasa sahip çıktığının çok açık kanıtı. Zira, Anday’ın absürd oyununa “grotesk” bir yorum getirerek, absürdün biçimsel anlamda groteskin kendisiyle ifade edilebileceğine dair çarpıcı bir işe imza atıyor. Nitekim, grotesk denince, hemen her durumda bir yerinden olma, yerinde kullanılmama, yersiz-yurtsuzlaşma geliyor akla. Sanatsal bir etkinlik olarak, yaratıcılığın en yoğun olduğu tekniklerden biri grotesk. Hem sosyal yaşantıda normlar açısından, hem estetik alanda kategoriler açısından, hem de görsel açıdan mutlak bir “ihlâl”e karşılık geliyor. Tam da bu nedenlerle, oyunun bu yorumu Anday’a bir saygı duruşu.

Yarın Başka Koruda6

Sertdemir, alegorik olarak betimlenen “koru”yu, onun gerçekliğini reddederek korku ikliminde varoluş mücadelesi veren insanların yaşam alanlarının her köşesinde görünür kılıyor. Bu noktada, Barış Dinçel’in muhteşem dekorunun hakkını vermek gerek. Rejinin yorumunu çok iyi karşılayan, pansiyonun her yanını ve tüm eşyaları saran dallar ve yapraklarla somutlaşan koru, başarılı bir kurgunun ürünü. Oyun karakterleri, Melih Cevdet Anday’ın metne çok yerinde dokunuşlarla oturttuğu, varoluşçu felsefenin kavramsal veçheleri üzerinden “yok olmamak” için direniyorlar. İletişimsizlik ve yabancılaşmanın beslediği korku ikliminde, isim, geçmiş, doğum, ölüm gibi olgular üzerinden varoluşlarının peşinde beyhude bir arayışın içindeki bu insanlar, yaşamın diyalektiğini, “değişimi” reddeden ve bugün, insanlık tarihinin bütün birikimine “zamanı durdurma” adına el koymaya çalışan “muhafazakâr zihniyeti” temsil ediyorlar. Platon’un mağarasındaki gibi gölgelerin tutsaklığına mahkûm edilmiş, hakikâtin bilgisinden tamamen koparılmış bu insanları oyunun broşüründe pek güzel özetliyor Sertdemir: “Duranların, eyleyemeyenlerin, zamanın bir anına takılıp kendini muhafazaya alanların hikâyesi bu. Değişmeyenlerin, değişmediklerini sananların, dünya çökse üstünden atlayıp geçebilenlerin, koruya girmekten imtina ettikleri halde korunun kendi alanlarına girdiğinin farkında olmayanların hikâyesi. Hani derya içre olup da deryanın farkında olmayan balıklar gibi.” (3)

Tarihsel olarak, tiyatroda grotesk, Aristoteles’in baskıcı tragedya sistemine bir başkaldırıyı ifade ettiği için devrimci bir yerde durur. “Aristoteles, tiyatroyu Dionysos coşkusundan arınmış, düzenli, uslu bir hale getirerek ıslâh etmeye çalışan bir politikacıyı andırır. Eski Komedya’nın betimlemelerini aşırılıkla itham eder. Ayrıca, Aristoteles’in tutumu hiyerarşik eşitsizlikler ve katı bir disiplin içerir. Çünkü O Apollon’un izinden gider, Dionysos’un değil. Elinde yetke asasını tutar, komedinin fallusunu (phallika) değil!”(4) Grotesk bu baskıcı tragedya sistemini yapıbozumuna uğratarak Dionysos’un özgürlükçü yoluna davet eder yeniden tiyatroyu. Grotesk bir oyunun, genellikle izleyenlerde yarattığı ilk izlenim, “anlaşılmaz”, “saçma”, “abuk sabuk” olabilir. Ama bu durumda bile, zihinlerinde bir türlü yerine oturmayan bir “karmaşa ya da kaos” oluştuğu görülür. Bir kısım izleyici açısından ise, içinde “matrak” olan birşeyler bulunan bir “delilik halidir”. Ancak aslolan, izleyicilerin o ana dek kendilerini güvende hissettikleri koordinatlar, kurallar ve belirlenmişliklerin sanki birden zihinlerinden çekilip alınıvermiş gibi hissetmeleridir. Bir yanıyla “yıkıcı”, diğer yanıyla yeni bir bakış açısı ve bilinç düzeyine ulaşılmasına aracılık ettiği için “yaratıcı” olan grotesk, izleyicisinden dinamik ve etkin bir süreç talep eder. Kendi hayatlarını, inançlarını, kabullerini, özellikle tabu gördükleri her şeyi sorgulamaya iterek sarsar seyircisini. Çünkü gerçekte sanat,  itaatin ve biatın ifadesi olan muhafazakârlığın ve hiyerarşinin karşısında ve dışında; değişiminin ve isyanın yanıbaşında ve içindedir.

Yarın Başka Koruda7

Bir yanda, sanatın her alanında metalaşmayı öngören, tiyatroda ucuz popülizm adına vodvillerin, bulvar komedilerinin yaygınlaştırıldığı, politik, toplumsal ve felsefi olandan umacı gibi ürken neoliberal kokuşmuşluk… Diğer yanda,  muhafazakâr sanat gibi sanatın ontolojisine ters kavramlara dair manifestoların dahi kaleme alındığı bir karanlık…Böylesi iğreti bir çağa inat, zekâ ve akıl kokan derinlikli bir “grotesk”i bu ülkede sahneye taşımak, sanat ve  tiyatro adına bir isyanı simgeliyor: Aklın ve zekânın estetik isyanı!… Yiğit Sertdemir, başarılı rejisiyle, yeni duyumsama ve algılama biçimleri yaratarak tiyatroyu “bedensel/zihinsel devrimlere” yol açan özüne iade ediyor adeta. Özellikle toplumsal/politik baskının yoğun olduğu dönemlerde, eleştirel diliyle insanları sarsmayı hedefleyen grotesk, içinde yasadığı toplumu ve o toplumda hükmünü süren kişi, kurum ya da alışkanlıkları iyi tahlil eden, bugünü özümseyip gelecek olanı sezinleyebilen ve bütün bunlara uzak açılı bakabilen sanatçıların yapıtlarında görülebilir ancak. Sevgili Tomris İncer, kendisiyle yaptığımız söyleşide, “O bir tiyatro dehasıdır” demişti Yiğit Sertdemir için. Nitekim, öz ve biçim olarak zekice kurgulanarak sahneye taşınan bu oyun, İncer’i haklı çıkartıyor. Cehaletle alaşımlanan “akılsızlık hali” normlaştırılıp yurt sathına hızla yayılırken, akıl adına, insan adına, yaşam adına sahneden bir tiyatral bir çığlık atan sevgili Yiğit Sertdemir’e ve O’na ev sahipliği yaparak, her türlü lojistik desteği sunan Bakırköy Belediye Tiyatroları’na sanat ve tiyatro adına teşekkür etmek boynumuzun borcu.

Ve son teşekkür, grotesk oyunculuğu ve Sertdemir rejisini içselleştiren, adeta duyumsayan ve duyumsatan bir bedene dönüşerek seyirciyle bütünleşen tüm oyunculara… Her an büyük bir dikkat ve dinamizm gerektiren bu zorlu oyunu,  jestleri, mimikleri ve fiziksel performanslarıyla başından sonuna kadar büyük bir başarıyla sahnelemeyi başarıyorlar. Özellikle, oyunun tamamına serpiştirilmiş grotesk ritüelleri; tekrarlanan replikler ve anlık-zincirleme tikleri kusursuz bir senkronizasyonla gerçekleştirmeleri alkışı hakediyor. Bedensel performanslarındaki başarı da seyre büyük keyif katıyor.

Yarın Başka Koruda5

1999’dan beri Bakırköy’de yaşayan ve Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda onlarca oyun izlemiş biri olarak, “Yarın Başka Koruda” oyunu bu satırların muharririne “nefes alıp verdiğini” değil ama “yaşadığını” duyumsatan bir armağan oldu.

Aziz Nesin, yazının başındaki sorusunu kendisi yanıtlıyor: “Tersine dönmüş değiliz biz, çarpık değiliz, tepetaklak değiliz. Her zaman yürüdüğümüz gibi yürüyoruz yine. Biz böyle giderken, bize doğru geri geri giden polisler yakalayıp bize soruyor: “Neden ters gidip de suç işliyor, yasaları çiğniyorsun?” Yanıtlıyoruz: “Geri geri yürüyen ben değilim, sizsiniz!”  (5)

Yavuz Pak

 Kaynakça:
-İpşiroğlu, Zehra. “Mizahla Direnme: Aziz Nesin’in Tiyatro Uyarlamları”, TEB Oyun  Dergisi, Sayı:28, s:21
-Selvi, Seçkin. http://www.milliyetsanat.com/yazar-detay/seckin-selvi/-insan-                              trajik-degilse-gulunc-ve-aciklidir-/6256
-Sertdemir, Yiğit. Yarın Başka Koruda oyun broşürü
-Sanders, Barry. “Kahkahanın Zaferi: Yıkıcı Tarih Olarak Gülme”, Ayrıntı Yayınları, -İstanbul, 2009, s:72
-İpşiroğlu, Zehra. A.g.e. s:21

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here