Nobel ödüllü İngiliz yazar Harold Pinter’ın “Aldatma” adlı oyunu, bu sezon İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. Haluk Bilginer’in çevirdiği, Ahmet Levendoğlu rejisiyle sahnelenen oyunda Şebnem Köstem, Gökçer Genç, Burak Davutoğlu ve Direnç Dedeoğlu oynuyor.

20. yüzyılın en büyük oyun yazarlarından biri olan Pinter, absürt tiyatronun da önemli isimlerinden biri. Kullandığı dil, oyunlarındaki duraksamalar, sessizlikler, tekrarlar ve sıklıkla karşımıza çıkan oda sembolü ile kendine has bir tarz oluşturmuş ve buna “Pinteresque” adı verilmiştir, kendisi bu terimden hiç hoşlanmamış olsa da.

Pinter’ın özellikle ilk dönem oyunlarında kullanılan “oda” sembolü, dışardaki tehditkar dünyaya karşı bir koruma sağlar. Oda, bir nevi anne rahmidir bu oyunlarda. Dışardan gelenler ise içerdeki düzeni bozan tehditlerdir. Dışardakiler tehditkardır ancak içerdekilerin de ilişkileri ve iletişimlerinde mantıksal bir bağlam yoktur. “Doğum Günü Partisi”, “Oda”, “Dolap” gibi oyunları ilk dönem oyunlarına örnek olarak gösterilebilir.

“Aldatma” ise, Pinter’ın, tam olarak terk etmese de oda sembolünden uzaklaştığı oyunlardan biri. Evli bir çift ve onların yakın arkadaşları arasındaki aldatma üzerine kurulu ilişkiyi anlatan oyun, aldatmanın nedeninden daha çok zamanı üzerinde duruyormuş gibi günümüzden geçmişe doğru ters bir akışa sahip. Oyunun orijinalinde 1977 – 1968 yılları arasındaki zaman diliminde yaşananları anlatan “Aldatma”, Şehir Tiyatroları’nda 2016 – 2008 yıllarını kapsıyor. Geriye doğru akışla birlikte oyun da hafıza üzerinden ilerliyor. Sahne tasarımıda kullanılan perde üzerine yansıtılan çizimlerle mekân değişiklikleri gösteriliyor. Kaygan ve güvenilmez olan hafıza, Pinter’ın ikinci dönem oyunlarının karakteristik bir özelliği. “Aldatma”da da karakterler, sürekli cümlelerinin arasına “Anımsıyor musun?” diye sorarak geçmişle ilgili birbirlerini onaylıyorlar.

Daha önce de belirttiğim gibi, Pinteresque oyunların bir diğer özelliği, iletişim esnasında yaşanan tekrarlar. “Aldatma”da da bu tekrarlarla karşılaşıyoruz. İki kişi arasındaki diyaloğun ne kadar boş olabileceğini, iletişim halindeyken bile iletişimsizliklerin olabileceğini görüyoruz.

Sahne tasarımında kullanılan barkovizyon ve perdeye yansıtılan görüntüler, mekân ve zaman değişikliklerini sahneye taşımayı kolaylaştırmış. Ancak sahne değişikliklerinde dekorun değişmesi süresinde yaşanan zaman kayıpları, oyunda büyük boşluklar yaratarak tempoyu düşürüyor. Bu nedenle, oyunu izlerken kopuşlar yaşadım ve böyle bir sahne düzenlemesini açıkçası biraz özensiz buldum. Oyuncuların da dahil edildiği, daha pratik bir sahne tasarımı olabilir miydi diye düşündüm.

Şehir Tiyatroları’nda daha önce de Pinter’ın “Doğum Günü Partisi” oyununu izlemiştim. Onda da “Aldatma”daki gibi bir eksiklik var hissine kapılmıştım. Bu his, oyuncuların performanslarından ziyade dekordaki özensizliklerden kaynaklanıyor sanırım. Bir de Pinter’ı kendi dilinden okumanın verdiği haz, çeviri metinlerde tam karşılığını bulamıyor galiba.

Oyunu izleyip çok beğendiklerini söyleyen kişilerin yazılarını da okudum. Bu yüzden gidip kendi yorumlarınızı yazmanızı öneririm. Sonuçta zevkler ve renkler tartışılmaz demiş atalarımız …

Oyunla ilgili diğer bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

1 YORUM

  1. Şehir Tiyatroları’nda bir Harold Pinter oyunu sahnelenmesiyle, sanat için sanatın getirdiği zorlukları da en başından göze alınmış oluyor. Bu zorluk da aslında oyuncuların kotardığı rollerin başarısını gözler önüne seriyor.
    Robert karakteriyle Burak Davutoğlu, Emma ve Jerry arasındaki kilit noktada tüm derinliğiyle içinizi soru işaretleriyle dolduruyor.
    Emma ile Şebnem Köstem, Jerry’de Gökçer Genç, yer yer kendileriyle empati yapmanızı sağlıyor. Oyunculukların ve sıra dışı dekorun görülesi bir örneğiydi, Aldatma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here