Söyleşi: Aysun Öner

Türkiye, Denise Türkan’ı “Olacak O Kadar” isimli televizyon dizisinde tanıdı. Şimdi Denise Broadway’de tiyatro oyunculuğu yapıyor ve yakında, Hollywood’da çekilecek bir uzun metrajlı filmde yer alacak. Denise’le Türkiye’den Amerika’ya uzanan başarılı oyunculuk serüvenini, Türkiye ve Amerika’da, sektör, ajans, basın ve izleyicinin transseksüel oyunculara yaklaşımını, transseksüel bireylere verilen rolleri, Amerika’da oyunculuk yaparak yaşamını nasıl sürdürdüğünü, ailesi ile olan ilişkilerini ve daha pek çok konuyu konuştuk.

Türkiye seni “Olacak O Kadar” adlı televizyon programında tanıdı ve sevdi. Bu program öncesinde oyunculuk yaptın mı?
Milattan önce ve sonra diye adlandırıyorum. Ben transseksüel olduktan sonra oyuncu olmadım. ‘Gay’ olduğum zamanlarda da birçok projede yer almıştım. Hiçbir zaman hetero olarak hissetmedim kendimi. Transseksüel olarak doğdum. O zaman kendimi dönüştürmeye dair bir bilincim olmadığı için o dönemi ‘gay’ olduğum zamanlarda diye anlatıyorum, ancak ben ‘gay’ bile değildim ‘trans kadın’dım hep. Transseksüel olduktan sonra yaptığım en önemli iş “Olacak O Kadar”dan önce yer aldığım “Kırık Zar” isimli filmdi. Kumarbaz bir kadını canlandırmıştım ve ‘transseksüel oyuncu’ olarak ilk olarak piyasaya çıkışım bu filmle oldu. Akabinde, Levent Kırca’nın tiyatrosunda çeşitli oyunlarda oynadıktan sonra “Olacak O Kadar”a geçtim.

Olacak O Kadar” sürecinde başka film projeleri oldu mu?
“Olacak O Kadar”da devam ederken, “Anlat İstanbul” adlı filmde, bir transseksüel karakteri oynamam için teklif geldi. Ancak, “Olacak O Kadar”da oynuyordum ve Levent Abi, sanırım bireysel ‘starlık’ olmasını istemediği için ya da diziyi bırakırız endişesi ile, bizim başka projelerde yer almamızı istemiyordu. Benim şanssızlığım biraz bu oldu. 2004’den 2006’ya kadar ise, gelen hiçbir film teklifini kabul etmedim; çünkü ben Türkiye’deyken, otelde basılmış, yol kenarında otostop çeken trans rolleri geliyordu. “Güneşi Gördüm”den teklif geldi, onu bile kabul etmedim. Ben oyuncuyum, ben bu işi hobi için yapmıyorum. Bu yüzden ‘Ben yol kenarında bekleyip, ‘Ay ne diyorsun!’ diyemem’ dedim yani! Harbiye’den kızları topladılar. Demek ki bu şekilde de olabiliyor; bu durumda ben oyunculuğumu kullandırmam, kimse kusura bakmasın. Ben işimi gerçekten çok ciddiye alıyor ve çok seviyorum. Bana gelen rolün bana bir şey katması çok önemli. Değilse, çok fazla istekli olmuyorum.

Peki tiyatroda gelen roller için benzer bir durum var mı?
Kimi tiyatro oyunlarında transseksüel oyuncu olarak yer aldım, ancak çoğunlukla kadın rolleri oynadım, bir ya da iki kez transseksüel rolü oynamışımdır; zira, yönetmenler öyle uygun gördüler.  Örneğin, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”da oynadım. Bunlar Levent Kırca’nın tiyatrosu ve diğer tiyatrolarda oynadığım rollerdi.

Oyunculuğa nasıl başladın, bize anlatabilir misin?
Oyunculuğa lise çağlarında başladım. İstanbul Üsküdar doğumluyum ve orada ailemle yaşıyordum o dönem. On yedi on sekiz yaşlarındaydım ve “Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu”nun oyuncu aradığına dair gazetede bir ilan gördüm. Elli kişi seçildi ve bu elli kişinin içinde ben de seçildim. Levent Kırca ile ilk tanışmam böyle oldu. O zamanlar bir oyun oynuyorlardı ve kadroya kabul edildik. Ailem oyuncu olmamı istemiyordu; onlardan habersiz kazanmıştım. Oyunculuk yapabilmek adına, aileme sürekli çeşitli yalanlar söylüyordum. Zira, asla izin vermeyeceklerini iyi biliyordum. En sonunda onlara söylemek zorunda kaldım. Her şeye rağmen,  büyük bir tiyatroda oyunculuk yapabileceğim için, benimle gurur duyacaklarını düşündüm. Ancak böyle olmadı. Evi terk etmemi istediler. Ekonomik gücüm yoktu. Tiyatrodan hiç kimseyle karşılaşmak ve konuşmak istemedim, kostümlerimi sahnenin kapısındaki güvenliğe bıraktım.

Levent Kırca’nın tiyatrosundan ayrıldıktan sonra neler yaptın?
Levent Kırca’dan ayrıldığım dönemde, ailemle yaşadığım müddetçe, üniversiteye hazırlandım, ancak yine gizli gizli bazı oyunlarda oynadım. Bunlar ünlü yerler değil, kendi tiyatromuzdu. Sonra, trans arkadaşlarımın evinde kaldım. Biraz birikmiş param vardı ve bir süre sonra bitti, ancak bir biçimde yaşamak zorundaydım. Bir de evden kaçmıştım artık ve ailemden hiçbir destek alamazdım. Transların çalıştığı bir kulüpte konsomatrislik yaptım. Sonra bir sevgilim oldu ve onun da kimi destekleri oldu. Daha sonra baktım, konsomatrislik bana göre bir iş değil. Mecbur kaldığım için ve kısa bir dönem yaptığım bir işti bu, ama yolumu başka bir şekilde bulmalıydım. Allah da bir şekilde yardım ediyor. Ailemle görüşmeye başladım. Rahmetli babam kadın olduktan sonra beni daha çok sahiplendi.

Ailenle nasıl buluştunuz?
Polis aracılığıyla buldular beni. Ailemin durumu iyiydi ve çevreleri de vardı. Üsküdar’da saygın bir aileydi. ‘Tekrar oyunculuk yapacağım’ dedim.

Sonra ne yaptın?
Kumkapı’da şarkı söylemeye başladım. Çalıştığım yerler aile gazinolarıydı, ama bir rekabet vardı. Trans olduğum için çok kucak açmıyorlardı. Sonra, ‘Ben oyunculuk alanında iyiyim, bu alanda bir şeyler yapayım’ dedim. Haldun Dormen, Hadi Çaman ve diğer isimlere gittim, hiçbiri kabul etmedi ki bu isimlerin hepsi de ‘gay’ bilindiği üzere. ‘Tiyatro’dan para kazanamayacağım’ diye düşündüm ve ‘Levent Kırca ekibinden arkadaşlarım üzerinden en azından kamera arkası bir iş bulabilir miyim?’ dedim. “Tamam, gel bizde çalış” dediler ve maaşlı işçi olarak kostüm sorumlusu oldum. Ekip beni çok sevdi. On beş gün sonra ilk rolümü aldım. Oya Başar bana “A Denise gel bu rolü sen oyna” dedi. Sonra başka hafta başka roller derken böyle gitti ve artık ben yalnızca oyuncu olarak devam ettim. O dönem, televizyona bir transseksüel oyuncu çıkarmaya kimse cesaret edemezdi. Levent Abi’nin ağzından “Sen ne yetenekli kadınsın” sözünü duydum; bu her şeye bedeldi. Hatta benim üzerime bir oyun yapmak istedi, ancak Oya Başar ile ayrıldı ve toparlayamadı. Allah inancım çok büyük. Ben çok zorladım ve emeklerim bana döndü.

“Olacak O Kadar” sürecinde izleyiciden nasıl tepkiler aldın?
Çok olumlu ve aynı zamanda çok olumsuz dönüşler aldık. Kimi, ‘Ne kadar güzel oynamış’, kimi, ‘Levent Kırca ile ilişkisi mi var?’ diye düşündü ki bunlar arasında kendi arkadaşlarım da vardı. ‘Vay be kendisini kurtarmış!’ diyen de oldu. “Olacak O Kadar”ın ‘YouTube’ kanalında oynadığım sahnelere dair çok olumsuz, küfürlü yorumlar da yazıldı. Belki seks işçisi arkadaşlar kadar değil ancak biz trans oyuncular da, benzer biçimde transfobik şiddete maruz kalıyoruz. ‘YouTube’ yorumlarının altına baktığın zaman transfobik ifadeler görüyorsun. Ben çok duygusal bir insanım, çok üzülüyorum. Ama sonradan bu yorumları yazan insanların çok da önemli olmadığını fark ettim. İlaveten, şunu da yaşadım: Yoldan geçen kadın ve erkeklerin ‘Çok seviyoruz sizi, resminizi verir misiniz?’ benzeri güzel sözler ettikleri de oldu. O zamanlar insanlara kendimi anlatacağım bir networküm yoktu. İlgili dönem, sosyal medyanın bugünkü gücü olsaydı daha çok kişiye ulaşabilirdim.

“Olacak O Kadar”da set ekibinin genel yaklaşımı nasıldı?
“Olacak O Kadar” setinde çok sevilen bir insandım. Çok değerli insanlar vardı. ‘Gay’ oyuncular da vardı. Saklıyorlar, ancak her yerde varlar. Diğer çalıştığım setlerde de bir saygısızlıkla karşılaşmadım. Önceden oyuncu olarak gittiğim için, onlar trans bir oyuncunun geleceğini biliyorlardı. Onlar için ‘Denise Hanım’dım her zaman. Ben oraya ‘oyuncu Denise Türkan ‘olarak gidiyordum.

Peki “Olacak O Kadar”da meşhur olduktan sonra yakın çevrende transfobik bir yaklaşımla ile karşılaştın mı?
Ya açıkça söyleyeyim mi sana, bunu ben yaşadığım çevre, Beşiktaş’tan da biliyorum, ‘show girl’lük yaptığım yerlerden de biliyorum. ‘Denise biz seni biliyoruz, nasıl yaşadığını da biliyoruz’ ve ‘yaşamını başka işler yaparak değil, yalnızca oyunculuktan kazanıyorsun ve bu çok önemli bizim için’ dediler hep. Ben onlara zorunlu seks işçisi olan trans arkadaşları meslekleriyle değerlendirmemeleri gerektiğini ve bazı insanların da kapalı kapılar altında neler yaptığını anlatıyordum tabii ki. Ancak transseksüel olgusuna dair kafalarında belli bir çizgi var ve bazı transseksüel arkadaşların davranışları da maalesef ki bu imajı desteklediği için, bu kişiler, kafalarındaki transseksüel olgusunu bir türlü silemiyorlar.

Neden böyle bir imaj var?
Ne acı ki, seks işçiliği yapmak Türk Halkı gözünde çok kötü bir şey. Onlar kim olduğunla değil ne iş yaptığınla ilgileniyorlar. “Olacak O Kadar”da oynadıktan sonra, oturduğum mahallenin, Denise’i, Denise Abla’sı, Denise Teyze’siydim. Ben biraz farklı bir insanım. Ben trans gibi yaşamıyorum. Allah bana kapılar açacak şans ve güç verdi ve yaşamım boyunca mecbur kalıp seks işçiliği yapmadım, ancak bu denli şanslı olmayıp, zorunlu kalıp bu mesleği yapsaydım da yine mazbut yaşardım ve kendimi anormalleştirmezdim. Arkadaşlarım, ‘Hayatımız bu’ diye açık saçık geziyorlar. Evvelden, bazı translara hayranlıkla bakardım; ne kadar hanımefendi diye. Neden insanlar bizi eleştiriyor diye kendimizi de eleştirelim. Bir kişinin bile görüşünü değiştirebilirsen, o da başka birinin görüşünü değiştirir; bu nedenle, biraz dikkat etmek lazım. Öte yandan, insanlar, biz oyunculara daha rahat yaklaşıyor, ama, yüzde yüz rahat değiller. Facebook’taki arkadaşlarım, ‘Benim transseksüel bir arkadaşım var’ diye paylaşsınlar! Yapamazlar bunu, çünkü çevrelerinin ne diyeceğini düşünürler. Bir gün sayfamdan bunu sorup test yapmak istiyorum. Şayet çevrenden bir kişinin bile fikrini değiştirsen daha büyük adımlar atılabilir. Bütün transseksüel arkadaşların bunu yapması gerekiyor. Hakikaten bizim insanları eğitmemiz gerekiyor. Bunun için de, toplumda biraz olsun söz sahibi olabilen oyuncu ya da sanatçı transseksüel arkadaşlara bu yönde bir görev düşüyor. Transfobi ile kimse karşılaşmasın, herkes nasıl mutlu ise öyle yaşasın, ama öyle olmuyor işte.

Ailen nasıl yaklaştı?
Ailem ve akrabalarım beni hep severlerdi ve oyuncu olduğum için, ‘Denise oyunculukla para kazanıyor’ diye bilmek onları rahatlattı. Bana davranışlarında fazlaca değişiklik olmadı. Ailem benden tek kuruş almadı. Her zaman, ‘Önce kendini kurtar’ derler. Annem ve babam hacı, ama onlarda gerçek ‘Allah korkusu’ olduğu için, insanı ‘insan’ olarak değerlendiriyorlar. Ne aileler var; çocuğunu öldüren ya da parası için her şeyine katlanan. Dedim ya evden kaçtım diye, o zamanlarda tüm akrabalarım ile ilişkilerim kesildi. Ailemle görüşüyordum ben. Televizyon programından sonra iletişimim kolaylaştı. Ancak, aslına bakılırsa, bu yakınlaşmanın altında yatan temel neden seks işçiliği yapmamam.

“Olacak O Kadar”dan sonra neler yaptın?
2006’da ayrıldım onlardan. Amerika’ya gelene dek Cahide’de ‘dragqueen’lik yaptım.

‘Dragqueen’lik süreci nasıl gelişti?
Bir ortak arkadaş üzerinden telefonumu almışlar ve bir gün bana Cahide’den bir telefon geldi. Onlar da o dönem sahneye tanınmış bir trans çıkarmak istiyormuş. Trans olarak ilk ‘dragqueen’ bendim. Bu ‘ilk’ sıfatlarını çok sevmiyorum esasında. Şu anda ‘dragqueen’lik yapan trans çok yok zaten. Şu an ABD’deki işleri izlediğimde ‘dragqueen’ olarak geçmişte sıfır olduğumu anlıyorum. Bilmiyordum çünkü. Buradakiler sanat yapıyor, bizdeki ‘dragqueen’lik ise kadın kılığına girmek ve o duygunu bastırmak. Bizim arkadaşlar içinde ‘Vay be makyaja bak!’, ‘Vay be saça bak!’ demedim hiçbir zaman. Amerika’da bir servet harcıyorlar saç, makyaj ve kostüm için. Hepsi çok güzel dans ediyor. Çok fazla sponsorları da var. Normal bir kadının takabileceği perukları takmıyorlar. Onların taktıkları aşırı derecede büyük ve normalde göremeyeceğin biçimde tasarlanmış şeyler. Cahide’nin de bana katkısı şov dünyasını tanımış olmam. İçkili ve dünyaca ünlü insanların geldiği bir yerde daha önce çalışmamıştım ve sanatı farklı bir yönden de tanımış oldum. New York’ta da bu deneyimin bana faydası oldu.

Cahide’de çalıştığın süreçte trans kimliğin nedeniyle herhangi bir olumsuzluk yaşadın mı?
Cahide’den ‘dragqueen’lik için teklif geldiğinde, ‘dragqueen gay’ler beni istemediler ve ‘biz bir travesti ile sahneye çıkmayız’ şeklinde tepki verdiler. Ancak sonradan beni çok sevdiler. Ben Cahide’ye ilk gittiğimde ‘Garsonlarla ve müşterilerle yatmak yok’ dediler. Bunun üzerine ben de, ‘Siz beni ne zannettiniz, siz “Olacak O Kadar”dan tanıdığınız için çağırdınız’ dedim. Zamanla bu imajı ben kırdım. Ben beş yıl orada çalıştım. Benim yerime başka trans olsa, müşterilere kart dağıtırdı. İnsanlar iş vermiyor evet, ancak iş verilecek alanlarda da yanlış olaylar var.

Cahide’de çalıştığın dönemde, “TransHayat” adlı fotoğraf projem için 2009’da bir çekim yapmıştık ve o dönem Amerika’ya gitmeyi planladığını söylemiştin, ancak nedenini konuşmadık. Amerika’ya gitmeye karar vermeye seni iten neydi?
Benim Oscar ödülünü kazanamasam da, ödüle aday olmak gibi çok büyük bir hayalim var. Bunu Türkiye’de yapamayacağımı bildiğim için başka dünyalarda şansımı denemek istedim.

Amerika’da beklediğin ortamı bulabildin mi peki?
Amerika’da trans oyuncuların ne kadar değer gördüğünü gördüm. Burada trans bireylerin hiçbir aşırılığı yok. Amerika’ya gelince trans olduğumu unuttum. Buraya gelince ‘Ne oluyoruz?’ dedim. Ajansım da ‘Kadın rollerine de başvur’ dedi. Türkiye’de ‘Transseksüelsen yalnızca transseksüel rolünde oynayabilirsin’ diye öğretilmiş bize. Ben buraya da bu korku ile geldim. Burada da öyle olacağını zannediyordum. Broadway’de bir kadını oynadım. Ama giydiğim kıyafet bende durduğu gibi bir kadında durmazdı ve belki de yönetmen beni bu nedenle seçti. Öte yandan, Türkiye’de benim üç tane trans oyuncu rakibim varsa, burada elli tane var. İngilizce benim ikinci dilim ve aksanım var, onların yok. Yirmili yaşlarında başlamışlar onlar buradaki mücadelelerine, ben kırk yaşındayım.

Amerika’da neler yaptın?
Amerika’ya 2011’de geldim, yedi yıldır da buradayım. Geçen sene dört farklı tiyatro projesinde yer aldım. Bir dizide bölüm oyuncusu olarak oynadım. “Elemenrty”, “Orange is The New Black” gibi dizilerde oynadım. Ayrıca, Nergis Şentürk’ün “Melissa” adlı bir kısa filminde yer aldım. Benim hikâyemden bir kesit olacaktı, ancak, Amerika’da olduğumuz için hikâyeyi Türkiye’deki gibi çekemedik. Bir transın babası ile karşılaşmasını çektik. Bir Latin yönetmenle bir kısa film yaptım. “American Horror Story”nin yaratıcısı Ryan Murfy iki iş için beni ‘audition’a çağırdı. Bu ‘audition’ları alamadım, ancak bu demek değil ki bana tekrar dönmeyecekler. Uzun metrajlı bir ‘Hollywood’ filmine Ağustos’ta başlıyorum. “Death and Bowling”… Senaryosu güzel. LGBTİ’ler üzerine kurulmuş bir senaryo. Filmde başrol trans erkek. Ben bir lezbiyeni oynayacağım. Benim için büyük bir deneyim olacak. Oyunculuğumu zorlayacak bir rol bu. ‘Bana bunlarla gelin’ diyorum, beni zorlayacak roller verin. Daha evvelki tiyatro oyununda Müslüman bir alenin babasını oynadım. Bana bir şeyler kattı. Bir okula gitsem, konservatuvarda bunu bana öğretmezlerdi. Partnerimle öpüşme sahnesi var ve ‘Bir kadını öpemem’ diyordum, çünkü, daha önce cinsellik, öpüşme vb. sahnelerde oynamadım ve bu beni kara kara düşündürdü. Ancak sonradan kendime dedim ki ‘Pardon canım ya ben bir oyuncuyum ve yapmak zorundayım!’.

Bu Hollywood projesine dahil olma süreci nasıl gelişti?
Oyunculara yönelik bir web sitesi var. ‘Acting’ demosu, resim ve ‘CV’ koyabiliyorsunuz, herhangi bir role uygunsanız size dönüş yapıyorlar ve ‘audition’a çağırıyorlar. Burada yetenek konuşuyor, burada popülarite konuşmuyor ve yeteneğin varsa varsın. Bana senaryonun bir sayfasını yolladılar. Bize bu senaryonun bir sayfasını oyna, yolla dediler, oynadım, yolladım ve bir hafta sonra rol için çok uygunsunuz diye bir mesaj attılar.

Netflix’in meşhur dizisi, “Orange Is The New Black” sürecinden bahsedebilir misin?
Rol ne olursa olsun burada mutlaka ‘audition’a girmek zorundasın. “Orange Is The New Black”teki rolü de ‘audition’ sonrasında aldım. Role uygunsan bir role kabul ediliyorsun. Türkiye’de bu yoktu tabii ki. Biz bekliyorduk, işte bir transseksüel rolü yazılsın da… Tip olarak uygunsan vs. o rol sana geliyordu. Ama çevren yoksa o rol çevresi olan arkadaşa gidiyordu. Sonra ben ‘Amerika’ya geleyim’ dedim. Kariyerime etkisine gelirsek… Bir tiyatro oyununda oynadım ve adımın yanında “Orange Is The New Black” yazıyordu ve bu, yönetmen için de bir ‘PR’. O yüzden tabii ki önemli. “Orange Is The New Black”, benim dünyada tanınmamı sağladı. Aslında rolüm çok büyük değildi. Bana ‘Manyak mısın, o setin önünden geçmek bile bir şey’ diyorlar. Ancak, ‘audition’a gittim, seçildim ve üç dört ay çalıştım nihayetinde.

Amerika’da bir ajansa bağlı mı çalışıyorsun?
“Orange Is The New Black” sonrası ajanstan ayrıldım. Sadece LGBTİ’lerle yapılan bir ‘work shop’ oldu. New York’daki en ünlü menajerler katıldı ve birkaçımızdan ‘CV’ istediler; benden de istediler. Bulduğum ve gittiğim ‘audition’lar bana ulaşan yapımcılar üzerinden. Ajanslar Türkiye’deki gibi çalışıyor. Buraya geldiğimde sıfırdan başladığım için daha kolay kabul edilebileceğim bir ajanstan başladım. Şimdi daha üst basamakta, beni daha profesyonel işlere taşıyabilecek bir ajansa geçmem lazım. Üç beş yere ‘CV’ ve resimlerimi yolladım, ama henüz yanıt bekliyorum.

Oyunculuk yaptığın dönemlerde oyunculuk dışında başka işler yapmak zorunda kaldın mı?
Levent Kırca ile çalıştığım ve sonrasında Cahide’de çalıştığım dönemde aldığım para yetiyordu ve kimseye muhtaç olmadan yaşadım. Cahide’deyken tiyatro benim için ek iş gibi oluyordu. New York çok pahalı ve burada hiç kimsesin. Burada, henüz, yıllarca devam eden projelere girip, sırf oyunculukla bir yerlere gelemedim. Tiyatro oyunları burada iki üç ayda bitiyor. Tiyatrodan kazanılan para ile yaşamak, hiçbir yerde mümkün değil. Biraz birikimim var, ailemden bir şeylerim var, ama… İnsan elli altmış yaşına gelince daha rahat bir yaşam sürmek ister çünkü. Ben ikinci bir iş yapayım dedim ve makyaj sanatçısı olmaya karar verdim. Makyaj okuluna gittim bir yıl boyunca. Güzellik uzmanlığı yapıyorum, belli günlerimi boş tutuyorum ve oyunculukla ilgili bir şey olduğunda bu boşa çıkardığım vakti oraya kaydırıyorum.

Oyunculuk eğitimi aldın mı?
Levent Kırca bizim için bir okuldu. Liseden mezun olup seçmeleri kazanıp gittiğimde bize eğitim de verilmişti. Teknik eğitim veriliyordu. Öte yandan oyunculuk gözlemle gelişir. Ben hala ‘Ben oldum’ demem. Öğrenecek çok şeyim var. Burada Türkiye’de duymadığım oyunculuk tekniklerini öğrenmeye çalışıyorum. ‘Meisner’ tekniğini öğrendiğini ‘CV’ne yazınca örneğin, Amerika’da daha farklı bakıyorlar. Kendi kendimi çok geliştirdim. Çok kitap okudum, başkalarından da kişisel dersler aldım. Amerika’da oyunculuk yapmak için İngilizceyi iyi bilmek gerekir ve Amerika’ya geldikten sonra bir süre İngilizce eğitimi aldım. Bunun dışında oyunculuğumu geliştirdim, ‘work shop’lara katıldım. Bir de ben sıfırdan başlayıp öğrenmeyi severim, böylece bildiğim şeyleri tekrarlar bilmediğim şeyleri ise öğrenmiş olurum. Bu yüzden, oyunculukla alakalı farklı teknikler öğrendim, kurslara gittim, oyunculuk eğitimi, müzik eğitimi vb. eğitimler aldım. Türkiye’deyken ise, daha fazla iş olsun vs. diye düşünüyordum. Bir dönem Amerika’da bir eğitim vardı, sadece LGBTİ’lere yer aldığı, oyunculuğa yönelik bir sınıf. Laverne Cox da o sınıftan çıkmış bir oyuncu. Bu eğitime katıldım. Kazandığım parayı eğitime harcayacağım. Burada TV ve Sinema oyunculuğu dersi alacağım. Durmayacağım bu konuda. Bana bir arkadaşım bu eğitim için diyor ki, ‘20.000 Dolar mı, o para ile Türkiye’de ev alırsın! ’ (gülerek).

Oyunculuk alanında eğitmenlik deneyimin oldu mu peki?
Çocuklara tiyatro öğretmenliği yaptım; ortaokul ve liselerde. Üsküdar Kız Lisesi’nde tiyatro yönetmenliği yaptım ve “Liselerarası Tiyatro Yarışması”nda “En İyi Yönetmen Ödülü” aldım.

Oyunculuk bağlamında senin için dönüm noktaları nelerdi desem, ne dersin?
“Olacak O Kadar”da rol almam ve sonrasında Cahide’de çalışmaya başlamam bir dönüm noktası. Levent Kırca benim babam dedim ya, Cahide’nin sahibi İzzet Çapa da benim babamdır, hayatıma dokunan bir insandır. Cahide’den gelen teklif hızır gibi yetişti ve benim hayatımı kolaylaştırdı, çünkü Levent Kırca ‘Artık bir şey yapmayacağım’ demişti. New York’a gelmek de benim için bir dönüm noktası. Burada İngilizce tiyatro yapmak da benim için önemli ve faklı bir nokta. Sosyal medya benim için dönüm noktası değildir. Tüm bunlardan evvel, cinsiyetimi değiştirmem, istediğim cinsiyette yaşamam da benim için bir dönüm noktasıydı.

Türkiye’de trans oyuncular arası dayanışma var mı peki, örneğin, birbirinize iş paslar mısınız peki?
Bana iş gelmiyor ki paslayayım. Ben çatır çatır oyuncuydum, ancak bana kimse iş paslamadı. Bu konuda da çok şanssızım. “Teslimiyet” filminde dört trans kadın başrol vardı, ancak benim bu işten haberim bile olmadı.

Neden böyle? Aktivizm networküne yakınlık ya da uzaklığın bir etkisi var mı sence?
Ben de kendime göre bir aktivistim. Aktivistlik demek bana göre, yalnızca politika yapmak değil. Trans görünürlüğüne faydam oluyor mu? Bu aktivistlik işte. Bunu da buradaki transseksüellerden öğrendim. Türkiye’de ‘Sen aktivist değilsin, Lambda’nın vd. LGBTİ derneklerinin hangi toplantısına katıldın?’ dediler.

O halde ‘dayanışma yok’ diyebilir miyiz?
Şunu açıklıkla söyleyeyim, benim Seyhan Arman dışında dayanışma içinde olduğum, bilgi alışverişinde bulunduğum, desteklediğim ya da destek aldığım bir arkadaşım maalesef yok. Adımı bile anmamaları bu yüzden. Çekememezlikler oluyor. Adımlar atmıyor muyum atıyorum, ama karşı taraftan göremeyince ben de kendimi çekiyorum. Şimdi buradan anlatamayacağım diğer transseksüel oyuncu arkadaşımla, çok büyük olay oldu. Kendisi ile hiçbir şekilde samimi olmadık. Ben Bülent Ersoy’un yerinde olsam aynı şeyi yapardım; çünkü bizim camiamız çok kıskanç bir camia. Ben de kendimi soyutlardım. Seyhan Arman ile çok fazla fikir alışverişinde bulunuyoruz. Ben Amerika’da, o Türkiye’de yaşıyor, ama, benim ona sorularım oluyor, onun bana soruları oluyor. Oyunlarımızın metinlerini yolluyoruz birbirimize, fikrimizi soruyoruz. İşte ne bileyim ben. Böyledir, böyle olması gerekir. Zaten insanlar bizi zor kabul ediyor. Bir de biz birbirimizin arkasından kuyumuzu kazarsak ne olacak ki? Aslında bir elin parmakları kadarız. Ben hep derim, güzel işler yapan trans oyuncu ne kadar çok olursa o kadar görünürlüğümüz artar.

Seyhan Arman ve Ayta Sözeri özellikle son dönemde çokça teklifler almaya başladı ve önemli ödüller aldılar. Dünden bugüne trans oyunculara yaklaşımda bir değişim var mı?
Evet, trans oyuncular kabul görüyorlar, çalışabiliyoruz, ancak çok büyük bir değişim olduğunu da söyleyemeyiz. Ben yedi yıldır Tükiye’den uzakta yaşıyorum, her şey iyiye mi yoksa kötüye mi gidiyor bilemiyorum. Bir arkadaşıma soruyorum, ‘iyiye gidiyor’ diyor, diğerine soruyorum ‘kötüye gidiyor’ diyor. Ancak, internet çağında olduğumuz için daha rahat proje yapıyoruz ve transseksüeller çeşitli projelere dâhil ediliyor. Dünyada da böyle. Keza, Amerika’da da trans oyuncular yıllardan beri her projede kullanılmamış. Şimdi ise, Amerika’da bir dizide trans karakteri bir erkek oyuncu oynuyor ve insanlar bas bas Internet’te ‘Neden trans oyuncular varken bu rolde bir transseksüeli oynatmıyorsunuz?’ diye tepki veriyorlar. Eskiden “Gece Melek ve Bizim Çocuklar”da transseksüel arkadaşlar oynamıştı. Onun dışında bir dizi vardı… Bir transseksüel bir dizide bölüm oyuncusu olmuştu. Bülent Ersoy transseksüel oyuncu olarak anılmadı. Aslında adım adım gidiyor. Benimkisi neden farklıydı? Bir trans kadın her hafta yayınlanan bir programda sürekli oyuncu olarak kadroda görev aldı. Görünürlük sağlandıkça insanlarda ufuk açılmaya başladı, çünkü transseksüeller hayatın içinde var, dünya’nın her yerinde var. Türkiye’de yaşadığım dönemlerde birkaç oyunculuk ajansı beni davet etti. Tabii ben “Olacak O Kadar”dan tanınmış bir yüz olduğum için… Diğer trans arkadaşlar kaydolmak için gitseydi kabul edeceklerini sanmıyorum ki, beni de kabul etmeyen oldu, hatta aşağılayarak kabul etmeyen çok ünlü bir ajans oldu. “Tümay Özokur”, ismini de vereceğim. Bu bir transfobik yaklaşımdı. Her zaman da söyleyeceğim ve bu durumu her yerde anlatacağım. Oyuncu olduğum halde, ‘Biz böyle insanlarla çalışmıyoruz’ diye sekreteri beni kapıdan çevirdi. “Olacak O Kadar”dan önceydi bu. Oyuncu olduğumu ve nasıl bir çevreden geldiğimi biliyordum. “Olacak O Kadar” döneminden sonra hiçbir ajans ile çalışmadım. O dönemlerde kimsenin yardımını görmedim ve “Olacak O Kadar”da tanındıktan sonra kendim de bir şeyler yapabilirdim zaten ki yaptım da. Türkiye’de zannetmiyorum, zaten zorluklar vardı ve halen var. Kimseyi de ‘Ay bu transseksüel oyuncu bizim projemizde olsun’ vb. şekilde düşündüklerini zannetmiyorum. Biraz rahatladı diyecektim, ama genel olarak düşündüğümde, zaten çok fazla proje çıkmıyor. İnsanlar kendi emekleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Diğer yandan, cesur yönetmenlerin çıkması gerekli. Bir yandan da niye cesur olmak gerekiyor ki? Benim yaşadığım hayatı eleştirmekten kime ne?

Cesur olmak neden gerekli?
Beni programında çıkarıyor diye, Levent Kırca’ya türlü küfürlü mesajlar ettiler, taktı mı, takmadı; cesur bir insan olduğu için. Zaten bizim yanımızda gezen ya da bizi destekleyen erkekler ya ibnedir kaba tabirle, ya bizimle beraber olmak isteyen kimselerdir, yanımızda gezen kadınlarsa ya orospudur ya da lezbiyendir.

LGBTİ bireylere ilişkin film ve tiyatro oyunlarının sayısı ülkemizde bundan mı sayıca az?
Nedeni tamamen korku. İnsanlar LGBTİ filmi yapan yönetmen kadınsa ‘orospu’, erkekse de ‘ay bu bunları bilmem ne yapıyordur?’ diye düşünür. İkincisi en aydın kesim bile her ne kadar bizi…  Hayatın aslında lezbiyenlere, ‘gay’lere ve trans erkeklere kolay olduğunu düşünüyorum. Hayat trans kadınlara çok zor.

Trans kadın olmak bir oyuncu olarak nasıl zorluklar getiriyor?
Bir ‘gay’ bir TV dizisinde ‘gay’ bir karakter oynayabiliyor. Jet Sosyete’de ‘gay’ karakter var, ama trans karakter yok. Başka işlerde ‘gay’ isen kamufle edebilirsin, ama trans kadınlar kendilerini kamufle edemiyor. Biz translar olarak, zaten kamufle etmek istemediğimiz için trans kadın olmuşuz. Hayata karşı duruşumuzu net koymuşuz; ‘biz buyuz’ demişiz, içimizdekini dışımıza yansıtmışız. İkiyüzlülük yapmamışız. Ama tukaka da biz olmuşuz, ahlaksız olan da biz olmuşuz. Sen nereden biliyorsun ki bir doktorun eve gidince kadın kıyafeti giyip de evine birini çağırıp bir şeyler yapmadığını? Aslında herkes bir şeyler yapıyor, yargılamıyorum, ama biz kartları açık oynadığımız için göze batıyoruz. Rüzgar Erkoçlar tiyatro oyunu yapıyor ve başrol oynuyor. Biz de yapabiliyoruz ama o kadar kolay değil. Ataerkil toplum olduğumuz için, ona yüzde seksen ‘vay be yakışıklı erkek olmuş’ derken trans kadınları aşağılıyorlar. Erkek olmak iyi bir şey, lezbiyenlik de kötü değil. Erkekten kadına dönmek ise ‘lanetlik’ bir şey. Benim bu yüzden laf kavgası yaptığım insanlar oldu. Ben bazen Türklere sahne yapıyorum burada. Burada da adam New York’a gelmiş, ‘trans ile çalışmam, ona çalmam’ dedi. ‘Oha’ yani. Benim işim onun yüzünden iptal oluyor. Türk bunu yapan.

Amerika’da trans birey olmanın oyunculuk alanında avantaja dönüştüğü durumlar oluyor mu?
Burada şöyle bir güzellik var, trans oyuncu arıyorlar. Ama transsın diye kadın rolünü deneyemezsin diye bir şey yok. Broadway şovunda bir kadın rolü oynuyordum yine. Burada oynadığım projeler içinde, “Melissa” adlı kısa film ise, bir trans hikâyesiydi. Bir tiyatro oyununda Bulgar bakanı oynadım. ‘Kadın bakan’ rolünü bir trans oyuncu olarak bana verdiler. Burada yetenek cinsiyetin önüne geçiyor, insan olarak bakıyorlar. Amerika’nın farkı şu, burada ajanslar sırf trans oyuncu olduğunuz için sizinle iletişime geçip sizi istiyorlar. Burada bir transseksüel oyuncu modası var zaten; film ve dizilerde senaryo gerektiriyorsa sadece transseksüel kadınları değil, transseksüel erkekleri de çok fazla kullanıyorlar. Eğer iyi bir oyuncu iseniz kadın rolü için de audition’a girebiliyorsunuz. Ajanslar sadece transseksüel oyuncu olduğunuz için size bir kadro açıyor. Burada işler şöyle ilerliyor: web siteleri var, oradan girip bakıyorsun. Projelerde transseksüel oyuncu ihtiyacı varsa, bu sitelerde belirtiliyor. Senin için karakter, yaş, tip ve etnik olarak uygunsa başvuruyorsun. O yüzden, projelerde transseksüel oyuncu kullanmak moda. Toplum ‘oyuncu’ olarak bakıyor, trans olarak baktığını düşünmüyorum, basın da böyle bakıyor.

Amerika’da trans oyunculara yönelik ayrımcı olmayan bir tutum var o halde, ne güzel…
Amerika’da her şey tozpembeymiş gibi anlatıyorum ama, dünyanın her yerinde bir trans bireysen hayata bir sıfır geride başlıyorsun. Burada ayrımcılık yasaları olduğu için belki de, trans olmak bir nebze daha rahat. Belki de bir kadın rolü için audition’a gittiğimde ‘Bu ibnenin ne işi var burada?’ demiş olabilirler. Bende deli cesareti var. Kimse toplu taşıma kullanmazken Türkiye’de ben fıldır fıldır otobüslerde geziyordum. Herkes eliyle gösteriyordu, ancak ‘Bana ne’, diyordum, arkamı dönüyordum, ‘Alışsınlar’ diyordum. Belki de benim misyonum buydu. ‘Bu benim kaderim’ deyip oturmayı sevmiyorum. Başka bir yol bulmaya çalışıyorum hep. Türkiye’de polis ve insanlardan hakaret vs. görüyordum ancak burada hiç böyle bir şey olmadı. Amerika’dan bahsediyoruz, insan haklarının olduğu bir yerdeyim. Şu ana dek başıma böyle bir şey gelmedi ve gelmesini de istemem; çünkü böyle bir şey yaşadığımda duygusal olarak çok etkilenip kendimi eve kapatıyorum.

LGBTİ bireylere ilişkin film ve tiyatro çalışmalarının yapım, dağıtım, gösterim süreçlerinde karşılaşılan zorluklar var mı?
Yaşanıyordur tabii ki. Ama ben translar için yanıt veriyorum sana. Çünkü LGBTİ içinde olay farklılaşıyor. Translar için söyleyeceğim, zannediyorum artık Türk televizyonlarında trans bireylerin yer alması yasak. Yine de, gördüğüm kadarıyla, Ayta birkaç dizide oynadı, Bülent Ersoy bir yarışmada jüri üyesi. Tiyatro parayla ilgili. Tiyatro salonu sahibi salonu kiralar ve parasına bakar. Esmeray’ın ve Seyhan’ın oyunları gibi baba bir trans oyunu da yok. Ben çok isterim yazmayı. Aklımda bir kısa film projesi var. İlginç bir konu yakaladım. Destek bulursam çekeceğim. Türk televizyonlarında trans kadın olarak yer almak şu hükümetle kolay mı değil mi bilmiyorum. Para varsa, ‘iyi kadro, iyi prodüksiyon, iyi film’ yapılır ve bir film de bir salonda kendine yer bulabilir, ancak televizyonda yasak varsa, bu mecrada var olmak zor olabilir.

Türkiye ve Amerika’da izleyicilerin yaklaşımları nasıl?
Bizlerin hayatı çok merak edilir her zaman. Ben çocukken Uğur Dündar televizyona transları çıkarırdı ve ben televizyona yapışırdım. Türkiye İstanbul’dan ibaret değil ve hayatlarında transseksüel görmemiş kişiler var. Onlar için ‘Olacak O Kadar”da oynadığım dönemde, televizyonda bir trans bireyi görmek olay oldu; eminim pek çok insanın tabularını yıktım. Evet izleyici gerçekten trans kimliğini merak ettiği için biraz daha fazla ilgi oluyor. Çünkü çok tuhaf, yine Türkiye olarak düşünüyorum, içinde transseksüel olunca, ‘Acaba nasıl?’ diye merak ediyorlar. Duygularını gizli olarak yaşayan LGBTİ’ler var Türkiye’de ve mesela ‘Acaba onlar nasıl?’ diye izleyenler oluyor. Yahut transseksüellik hakkında hiçbir şey bilmeyenler olabiliyor ve ‘Bir bakayım hayatları nasıl?’ diyenler de olabiliyor ya da transseksüellere hayran olan ancak bu hayranlığının farkında olmayan insanlar tarafından izlenebiliyor. Doğal olarak trans kimliği izleyicide bir merak uyandırıyor gerçekten. Ben, Brezilya’dan, Latin Amerika’daki ülkelerden, Avrupa’daki translardan mesajlar alıyorum. Benim çabamdan, başarımdan dolayı bana ulaştılar. ‘Bize ilham oluyorsun, nasıl başardın?’ gibi şeyler yazıyorlar, ama bizim Türk kızlar, ‘Merhaba Denise, nasılsın, başarılarının devamını dileriz’ diye yazmıyor. Birisi geçenlerde yazmış, “Seyhan’la Ayta bizim gururumuz’. Pardon canım pardon, onlar yokken ben “Olacak O Kadar”da televizyona çıkıyordum. İlaveten artık her yerde benim röportajlarım çıkıyor vs. Şu an onlar için “Aile Arası” filminde olmak gibi önde bir şey değilim, ama diğerleri yokken ben vardım. Diğer yandan, sosyal medya üzerinden gidersek, bazen o kadar çok problem yaşanıyor ki. Sorduğu soruya istediği gibi yanıt vermediğin için çok kötü laflar eden arkadaşlar da oluyor. Şu da var ki, Türkiye’de transseksüel oyuncular girdiğin çevre bakımından daha üst seviyeye konuluyor. Ben ve benim gibi oyuncu olarak kendini var etmiş ve bu yolda ilerleyip, parasını yaşamı boyu oyunculuktan kazanmak için mücadele etmiş bir transseksüel oyuncu ile, yaşamını seks işçiliği ile kazanan bir transseksüel birey, çok farklı çevrelere sahip oldukları bilindiği için, farklı yerlere konuluyor. Öte yandan, seks işçiliği yapan arkadaşların hakir görülmesi ve incitilmesi de beni son derece üzen bir husus.

 

Sinema, tiyatro, televizyon ve medya mecralarında trans oyunculara verilen rolleri nasıl değerlendiriyorsun?
Türkiye’de trans oyuncu deyince maalesef, mutlak ve mutlak akla bir otel odasında basılan, otostop çeken, alay edilen, aşırı karikatürize edilen tipleri göstermeye çalışıyorlar. Ay bir transseksüel çıktı mı herkes başlar gülmeye falan filan. Böyle rolleri biraz azaltmak lazım. Bana böyle roller geldiğinde ben hiç bir zaman kabul etmedim ve halen de etmiyorum. Ama televizyon ve sinemada görünebilmek, ‘Ay ben bir şeyde oynuyorum’ diye, Instagram’da kendini lanse etmek için bu rolleri kabul eden arkadaşlarımız var. Onlar kabul etmeseler, insanlar da böyle roller yazmayacaklar. Hah şuna gelelim… Sinemalarda ya da dizilerde hayatlar yansıtılıyor, evet, yolda otostop yapan transseksüel yok mu var, evet onu da göstermek gerekli, ama bunu karikatürize ederek değil. Bir senaryoyu okuduğum zaman, bana ya da camiama zarar vereceğini düşündüğüm bir şey olduğunda ‘Bu şöyle olmalı, bunu bu şekilde ben oynamak istemiyorum’ diyorum. Bana bir transseksüel rolü gelmişti. Güzel bir rol, ancak bir sahnede gidiyorum tuvalete ve ayakta işiyorum. ‘Hayır, bunu bu şekilde oynamam’ dedim ve bu sahnede bir değişiklik oldu.  Ancak maalesef arkadaşlar bu rollere koşarak gidiyorlar. Orada tabii böyle bir kafada olmadıkları için senaryoda değişiklik yaptırmıyorlar. Sonra oynadıkları bu küçük rollerin videoları internete düşüyor ve insanlar çok yaralayıcı şeyler yazıyorlar. O yüzden bu rolleri kabul etmemek lazım. Türkiye’de bir transseksüelsen maalesef yalnızca transseksüeli oynayabiliyorsun. Öyleydi benim zamanımda ve zannediyorum halen bu böyle. “Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’nda oynadığımda sadece transseksüel rolleri oynamamıştım. Hatta o kadar bölümün içinde bir kez transseksüeli oynamıştım. Ancak ben onların tiyatrosunu baz almak istemiyorum. Hatta bir oyunda bir transseksüel rolü vardı ve herkes o role benim olduğu gözüyle bakıyordu ancak o rol bir erkeğe verildi. Ben çok üzülmüştüm. Bana ise bir kadın rolü verildi. Bir gün laf arasında Levent Kırca’ya o rolü neden bana vermediğini sordum. Levent Abi bana, ‘O zaman bir kasap için kasabı getirip oynatmalı, doktor için bir doktor bulup oynatmalıyız, e transseksüel rolü senin için zaten çok kolay bir rol, hayatında bir şey olduğu için; ben senin oyunculuğunu beğeniyorum ve senin kendini zorlamanı istiyorum’ dedi. Sorunun özüne gelirsek, transseksüelsen genelde transseksüeli oynuyorsun, çok özel bir projede belki bir kadın rolü veriliyor. ‘Nokta nokta transseksüel oyuncu’ değil, ‘oyuncu nokta nokta’ olarak değerlendirirlerse belki o zaman ‘Bir şeyler aşılmıştır’ diyebiliriz. Ben Amerika’da oyunculuğun ne olduğunu, insanların konuya nasıl baktığını gördüm. Levent Kırca ve Oya Başar demek ki benim burada yaşadığım hayatın normlarındaymış ki bana böyle bir kapı açmışlar. Buradan kendilerine şükranlarımı gönderiyorum. Transseksüel oyuncu Denise Türkan olarak, onların desteği ile kadın rollerinde de yer olan bir oyuncu olmuş olmak beni oyunculuk konusunda fazlasıyla geliştirdi.

Trans oyuncularla ilgili röportaj ve haberlerde, oyuncuların trans kimliklerine ve yaşamlarına dair soru ve yorumların, oyunculuklarına dair soru ve yorumların önüne geçtiğini görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Trans oyuncularla yapılan röportajlarda trans kimliğinin oyunculuğun önüne geçmesi mevzusu beni düşündürüyor. Oyunculuk tarafı ağır basıyor; çünkü kategorize edilmek hoşuma gitmiyor. Nasıl ki mesela, ‘ünlü kadın oyuncu Türkan Şoray’ ya da ‘ünlü erkek oyuncu Kadir İnanır’ denilmiyorsa, ‘transseksüel oyuncu Denise Türkan’ da denilmemeli diye düşünüyorum. Hatta hatta trans oyuncular yalnızca transseksüel rolü oynamamalı, kadın rollerinde de oynayabilmeli. İşte, aslında Amerika’nın bana kattığı en büyük şey de bu. Cinsiyetimi gözetmeksizin role uygun olduğum takdirde, rahatlıkla kadın rolü de oynayabiliyorum, transseksüel rolü de oynayabiliyorum; hatta yer aldığım son tiyatro oyununda erkek rolü de oynadım. Bu işin içindeyseniz ve eğitimini de alıyorsanız, ‘onu oynamam bunu oynamam’ gibi bir şansınız da olmamalı. Köpek de oynayabilirim, kadın da, transseksüel de. Soruya döndüğümde, evet, ‘Acaba transseksüel denilmeli mi denilmemeli mi?’ noktasında halen sürüncemedeyim, ancak dediğim gibi, kategorize edilmek çok fazla hoşuma gitmiyor.

Basında yer alan pek çok haberde “İlk trans oyuncu Ayta Sözeri” diye geçiyor. Sen ve Esmeray daha önce oyuncu olarak vardınız ve öncesinde Bülent Ersoy vardı araştırdığım kadarıyla. Bu konuda neler söylersin?
Zannediyorum, Ayta röportajlarda ‘Ben ilk transseksüel oyuncuyum’ demiş olmalı ki insanlar da ona bu sıfatı yakıştırıyorlar. Çünkü akıllı bir gazeteci Google’a girip araştırma yaptığında, aslında daha önceden de transseksüel oyuncuların olduğunu görebilir. Ben de ilk değilim esasında, işte Bülent Ersoy da transseksüel oyuncu. İşte ne bileyim ben… Benden evvel transseksüel oyuncu olarak filmlerde rol almış arkadaşlarımız var; peki onlar ne olacak? Ha şöyle diyebiliriz belki, benim bir televizyon dizisinde, kadrolu ve uzun soluklu olarak oynayan ilk transseksüel oyuncu olduğumu söyleyebiliriz. Esmeray’ın oyunundan evvel ve Seyhan Arman’ın oyunlarından evvel de ben, “Olacak O Kadar”da vardım aslında. Ancak o zamanlar bu kadar sosyal medya yoktu, ses duyurabilme imkânı yoktu; sadece izleyenler biliyordu. Ben olsam mesela, “A siz ilk transseksüel oyuncu musunuz bilmem ne’ falan diye röportaj yapılsa, ‘Hayır ilk ben değilim, benden önce böyle böyle insanlar, şu arkadaşım var, bu arkadaşım var’ derim. Ayta’ya kızgınım aslında bu konuda. Hanımefendi röportajlarında kendinden başkası yokmuş gibi bir imada bulunduğu ve kendini üstte gördüğü için… Hatta sana şunu söyleyeyim, ben, “Olacak O Kadar”dan Cahide’ye geçmek için ayrılmasaydım Ayta belki bugün buralara gelemezdi. Levent Abi artık iş yapmayacağını söylemişti, ben Cahide’ye geçmiştim ve yeniden iş yapacaklarını bilemez, bu konuda kumar oynayamazdım. Süreç böyle ilerlediği için, “Levent Kırca Oya Başar Tiyatrosu”na benim yerime Ayta getirildi. Ondan sonra da kendi şans ve çevresi ile farklı yapımlarda yer aldı. İlaveten, eskiden bana da röportajlarımda ‘ilk trans oyuncu’ diyorlardı. Benim için ilk olmak değil, kalıcı olmak önemli. Ben 2000’lerde “Olacak O Kadar”da oynuyordum, aradan on dört o beş sene geçmiş ve ben halen sahnedeyim, ancak ‘ilk trans oyuncuyum’ diyenlerin nerede olacaklarını ben çok merak ediyorum.

Basının trans oyunculara ilişkin bu bilgi eksikliklerini nasıl yorumluyorsun?
Aslında, bizlerle röportaj yapan bazı gazeteciler bilgili ve işlerinde iyi oluyorlar. Ancak bazıları sadece ağzından çıkana bakıyor. Dediğim gibi, işte araştırmamışlar. Google’a girip bakmadınız mı siz ‘Türkiye’deki trans oyuncular’ deyince. Ya da ne bileyim yani, hiç mi bilginiz yok bu konuda? Bir gün şey olmuştu; Milliyet Gazetesi oyuncu Ayta Sözeri ile röportaj yapmıştı, ben gazeteye mail attım. Yani artık o kadar şey yaptım ki. Başka oyuncular da var çünkü, Bülent Ersoy vs. Cevap bile vermediler. Tabii ki onlar da biraz işin reyting kısmına bakıyorlar. Ha Denise olmuş, ha Seyhan olmuş, onlar için önemli değil ki. Onlar için ‘oyuncu’ vurgusu dahi önemli değil, önemli olan ‘trans’ vurgusu. Yani oyunculuğu, eseri bilmem neyi bırakıp ona bakıyorlar. Ben burada bir Broadway oyununda oynadım ki Broadway’de oynamak hiç kolay değil. Bırakın Türk olmayı ya da başka bir milliyetten olmayı. Amerika’da doğmuş yetişmiş, burada eğitim görmüş insanlar için bile bir Broadway oyununda oynamak birazcık zor. Ama Türkiye’de bunu haber yapabilecek birisi çıkmadı. Eğer oyunculuksa derdimiz, bu büyük bir şey, bu haber olabilmeli, ama trans olgusunu unutmuyorlar. Böyle olunca da, ‘translık’la parlatmaya çalışıyorlar haberi. Hani eserin ve şeyin önüne geçmiş oluyor trans vurgusu. Bunlar üzücü şeyler tabii ki. Bir emek veriyorsun, bir iş yapıyorsun, bir heyecan yaşıyorsun ve ilgi sıfır oluyor. Ayta Sözeri trans olmasaydı da, işte ne bileyim ben atıyorum şeyin filminde oynasaydı, ona bu kadar ilgi olur muydu? Bu kadar haber olur muydu? Olmazdı. Transseksüel olduğu için bu kadar ilgi gördü ve Gülse Birsel’in filminde oynadı diye haberler çıktı. Ha, şuradan gelseler bana. İyi oyunculukla, doğru oyunculukla, yapmış olduğun işlerin başarısı ile. Ancak bizim gazetelerimizde böyle bir bakış açısı yok. Yalnızca transseksüeller için de değil, genel olarak aslında. Sadece gazetecileri değil okuyucuları da işin magazinsel kısmı ilgilendiriyor. O yüzden bu konuda hiçbir zaman gelişemeyeceğiz, hiçbir zaman bir adım atamayacağız. İnşallah bir gün yaptığımız işlerle anılırız. Bunu canı gönülden diliyorum.

Trans oyuncuların sinema, tiyatro ve dizi alanlarında başarılı olmaları toplumun trans bireylere dair bakış açısında bir değişim yaratıyor mu?
Kişisel olarak belki biraz insanların kafasında bir şeyler olabiliyor, ama genel olarak trans toplumuna dair kişinin görüşü kıtsa bu konuda maalesef bir değişim olmuyor. Hatta ve hatta başarılı olmuş olsan da, ben çok şey gördüm, mesela “Olacak O Kadar” videolarının altında şahsıma yazılmış bir sürü küfür gördüm. İşte ‘Bu dönmeyi neden Levent Kırca oynatıyor?’, ‘Bilmem ne mi, şu mu bu mu?’, ağzıma alamayacağım küfürler. Başarılı olsan da onların gözündeki çizgi maalesef değişmiyor. Ama diğer yandan şöyle bir şey de var. Bizim toplumumuzda bir ünlü merakı olduğu için TV’da görünen insanlara karşı sempatileri olduğu için, işte bu transseksüelmiş, şuymuş, buymuş diye değerlendirmeyen insanlar da var. Sadece ünlü birisini tanımak, onunla konuşmak vs. Ben çok şey yaşadım. İnsanlar sokakta beni çevirip, ‘Seni çok seviyoruz, başarını takdir ediyoruz’ diye laflar da ettiler. Dediğim gibi, ‘Youtube’ yorumlarında vb. platformlarda olumsuz yorumlar yazan da oldu. Suratıma karşı kimse böyle bir şey söyleyemedi ve söyleyemezdi. Ben Facebook’ta, Instagram’da bizlerle ilgili neler diyor insanlar diye yorumları çok okurum. Nefretleri var hala ve hala ki. Ki biz oyunculara dair de nefretleri değişmiyor. Yani, bu konuda da insanlar maalesef görüşü kıtsa, hiçbir şey onların görüşlerini değiştirmiyor. Ağzımızla kuş da tutsak biz o kalıbın içindeyiz. Çok da umurumda mı, açıkçası değil. İşimde başarılı olmak, kendimi tamamen işime vermek ve o alanda ilerlemek benim için daha önemli.

Peki trans oyuncuların başarı ve görünürlükleri diğer trans bireylerin yaşamlarına nasıl etki ediyor?
Aslında, hayatını farklı biçimde kurgulamaya çalışan transseksüel arkadaş çokça görmedim. Soruda sanırım transseksüel oyunculardan etkilenip hayatlarında düzenlemeye giden transseksüel arkadaşlardan söz ediyorsun. Yani pek böyle bir şey söyleyemeyeceğim. Bunun için hiçbir çaba görmedim. Benim oyunculuk yaptığım dönemlerde, ‘ben de tiyatroda oynamak istiyorum’ vb. şeyler söyleyen trans arkadaşlar oluyordu. Zaten herkes tiyatroda oynamak ve televizyonda görünmek ister. Türkiye’nin yüzde doksan dokuzu bunu ister. Ancak arkadaşlarımızın bu konuda bir ilerlemeleri yoktu. Sadece, Dilruba Saatçi’nin trans oyunculara açtığı bir kurs vardı. Bu kursta üç dört tane trans arkadaş vakit ayırıp eğitim alıyorlardı. Bu arkadaşlar gibi oyunculuk alanında kendini geliştirmeye emek harcamayanlar bu tip eğitimleri vakit kaybı olarak görüyorlar, hayatta öz güvenlerini kaybetmiş hissediyorlar bence. Yani bu soruya verebileceğim yanıt bu. Çok da böyle etkilenip yaşamını tamamen değiştirmiş arkadaşımı görmedim. Biz hala oyunculuk için çabalıyoruz. Hala evlerinde oturuyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Belki de bir yol bulamıyorlar. Buna şans mı demek lazım biraz da, yoksa… Ama ben şansımı da kendim yarattım, kapıları zorladım. Tabii ben sonradan oyuncu olmadım. Trans geçiş dönemimden önce de ben oyunculuk yapıyordum. Bu benim işimdi. Trans geçişimi tamamladıktan sonra da, oyunculuk yapmaya devam ettim. Türkiye’de bu çok zor, ama şansımı zorladım, bir yerlerden bir şeyler buldum. Ben çok isterim elbette, trans arkadaşların da böyle görünürlüğü olan işlerde daha aktif olmalarını ve farklı şeyler yapmalarını, ama herkesin kendi tercihi tabii nasıl yaşadığı ve yaşasın da.

Yeni trans oyunculara dair neler söylersin?
Ben trans oyuncu oldukları için onları takip ediyorum. Onlar bırak takip etmeyi küçümsüyorlar hatta. Tiyatro yapmayanlar ‘oyuncuyum’ demesin. Yoksa herkes oynuyor. “Olacak O Kadar”da bizim çaycı oynamıştı misalen. Bir arkadaş ‘ben prova falan yapamam’ diyor. Böyle şey olabilir mi? Şimdi manken vardır, sadece mesleğini yapar, manken vardır, seks işçisidir, mankenliği kullanıyordur. Yani bir şekilde kendilerini haber yaptırıp kendi müşterilerine fiyat çekmeye çalışıyorlar. Yok trans güzellik yarışması, yok ‘gay’ güzellik yarışması… Bunu herkes yapabilir, bununla neden övündüklerini anlamıyorum. Ayrıcalıklı bir iş değil. Kolay para kazanmak işlerine geliyor, mücadele ruhu bu değil. Ben Türkiye’deyken kabul etmeyeceklerini bildiğim halde pek çok kapıyı çaldım, ama sonunda kazandım. Kuaförde çalışabilirler örneğin. Oyunculuk dışında ben şu anda bir güzellik merkezinde makyaj yapıyorum. Çünkü hayatımı devam ettirmek zorundayım. Yok, ‘İş vermiyorlar bize’ vs. onlar bana bahane gibi geliyor. Kendilerini geliştirsinler, İngilizce kursuna gitsinler vs. Yoksa televizyonda bir dizide ufaktan bir rol almış bir arkadaş vs. Hatta bir başka arkadaş, ufak bir rolde de değil, bir filmde başrol oynamış, oyunculuk adına başka da hiçbir iş yapmamış, ‘Ben oyuncuyum’ diyor. Pardon da ben yıllarımı boşa mı harcadım? Gelirsin burnunu yere indirirsin, “Denise ben oyuncu olmak istiyorum, bana ne tavsiye verirsin?” dersin. İnsanlara yardım etmeyi çok seven biriyim. Maalesef öyle değil. Transseksüel camiasında bir film vardı, bir replikte bir trans arkadaş ‘Hoşt ulan köpek’ diyor. Neymiş oyuncu! Hayır, benim için bir figürandan öte değilsin. Diğer yandan, ne kadar görünür olursak o kadar iyi ve ayrıca, ‘oyuncu’ etiketini kullanan arkadaşların bir şekilde birbiri ile destek içinde olması lazım. Ben, tiyatro sahnesinde, diğer bir deyişle, gerçekten oyunculuğun er meydanında oyunculuk yapmış arkadaşlarımı ‘oyuncu’ olarak sayabilirim. O yüzden ben an başta Seyhan Arman’ı oyuncu olarak görüyorum. Ben ya da Seyhan nasıl yapıyorsak, tiyatrolarda oynuyor, yanı sıra da dizi ve diğer mecralarda yer alıyorsak, bu şekilde ilerleyen arkadaşları benzer biçimde ‘oyuncu’ olarak adlandırıyoruz. Dilruba Saatçi eğitim veriyor trans arkadaşlara örneğin. Bu eğitimi alan arkadaşları ben oyuncu olarak görebilirim. Popülarite peşinde koşmuyorlar anladın mı? Instagram’da takipçim artsın diye uğraşmıyorlar.

Yakın gelecekteki projelerin?
Şimdi, hem Amerika’da hem Türkiye’de çalışabilirim ve ülkemdeki işlerde yer almayı çok önemsiyorum. Bana sinema filmlerinden teklifler geliyor. Mesela en son, Hande Ataizi’nin de oyuncu kadrosunda yer aldığı,  Kutlu Ataman’ın filminde oynamam için Türkiye’den bir davet aldım. Kabul ettim, çünkü Türkiye’de bir şeyler yapmayı çok istiyordum. Ancak ABD vatandaşlığıma Amerika’da çok az kaldı ve Türkiye’ye gidebilmem için almam gereken belge altmış gün sonra elimde olacaktı. Filmin çekimlerinin başlamasına da bir hafta on gün gibi kısa bir süre kalmıştı. Ben gidemedim ve ben gidemeyince de rol için Seyhan Arman’a gittiler. Çok az proje olunca artık kimin elinde kalırsa gibi bir durum oluyor. Vatandaşlığımı almama çok az kaldı. Aldıktan sonra Türkiye’ye gidip gelebileceğim. Daha fazla görünür olmamız gerektiğini düşünüyorum ve bu işi yaparken de işin hakkını vererek yapmamız lazım. Türkiye’de üç beş kişilik, trans oyunculardan oluşan bir kadro ile bir tiyatro oyunu sahnelemeyi düşünüyorum. Uygun bir proje bakacağım ve bu konuda henüz fazlaca bilgi vermek istemiyorum. Şimdi Amerika’da tek kişilik bir oyuna başlayacağız. Şu an için sır bir proje. Bir Türk yazarın oyunu. İngilizce’ye çevirip İngilizce oynayacağım. Buradaki tek kişilik festivallere başvuracağım. Türk seks işçisi bir trans kadının hikâyesi bu. Yönetmenler ‘Burada Türk kimliğinle bir iş yaparsan çok dikkat çekersin’ dediler. Bu oyunu müzikal hale getirmeyi düşünüyorum. Bir de kısa film projem var; ilginç bir konu yakaladım, destek bulursam çekeceğim.

Eklemek istediğin bir şey var mı?
Maalesef ki, Türkiye’de ‘trans oyuncu’ olarak artık akla gelmiyorum. Bunu camiadan arkadaşlarım da yapıyor. İşte ‘Ayta Sözeri, Seyhan Arman’ deniliyor ve ben onlardan önce piyasada olduğum ve belki de ben onlara bir kapı açmış olduğum halde. Burada ben Türkiye’deki pek çok oyuncunun kapısının önünden dahi geçemeyeceği tiyatrolarda ve setlerde yer alıyorum. ‘Denise Türkan Amerika’da ve Denise’i artık Türkiye’deki trans oyuncular arasında anmayalım’ diye bir şey yok. Ben de halen bir Türk’üm ve bir Türk oyuncuyum. Sana bu anlamda çok teşekkür ediyorum. İlaveten, transseksüel camiasının yanımızda olması çok önemli. Yaptığım işlerle ilgili duyuru yapma anlamında hiçbir destek yok. Bu Ayta’nın işleri için de Seyhan’ın işleri için de böyle. Tüm LGBTİ camiası bizi desteklemeli ve insanlara göstermeli. Bizim böyle bir desteğe ihtiyacımız var. Eğer LGBTİ camiasına faydalı olmamız isteniyorsa, önce LGBTİ camiasının bize destek olması gerekli. İnşallah bizler, sanat yapan transseksüel bireyler olarak, insanların camiamıza karşı ön yargılarını ve bakış açılarını değiştirebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here