İlk kez 1983-84’te “Belediye Kültür ve Eğitim Müdürlüğü Tiyatro Kolu” adı altında perde açan, sonraki yıllarda ABT kısaltmasını kullanarak on yıllar boyunca düzenlilik içinde etkinlik gösterip bugünlere ulaşan Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, İstanbul, Bakırköy, Eskişehir, Kocaeli kentlerinden sonra ülkemizde yasal temelde belediye ödenekli beşinci tiyatro topluluğu olmayı başardı sonunda.

İlginçtir, o yıllardan bu yana hemen her Antalya konaklayışımda ABT’nin sergilediği kimi oyunları izleme fırsatı yakalamıştım. Son olarak Tiyatro… Tiyatro…’da, beş yıl kadar önce dört oyunları üzerine bir yazı da kaleme almıştım hatta. Yazıda “ABT’nin ülkemizde iyi bir kent tiyatrosu modeli oluşturduğu”nu, “bundan sonra yapılması gerekenin, herhalde ödenekli, kadrolu bir ‘şehir tiyatrosu’ yapısına geçmek olacağını” vurgulamıştım.

Bu öngörümün beş yıl sonra gerçekleşeceğini kestiremezdim elbette o sıra. Ama bunun tiyatromuz adına ne denli sevindirici olduğu da ortada kuşkusuz…

Nitekim yasal statüsüne kavuştuktan sonra topluluktan izlediğim oyunlar, Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosunun, bu konumu nasıl hak ettiğini göstermekle kalmıyor, ciddi birer örneğe de dönüşüyor aynı zamanda…

Yeni yapılanmalarının bu ilk mevsiminde üç oyun izledim topluluktan: Ephraim Kishon’dan Hale Kuntay’ın çevirip Engin Alkan’ın yönettiği Tarla Kuşuydu Jüliet, Pervin Ünalp’in yazıp Nofal Valiyev’in yönettiği Geç Kalanlar, Eşref Karadağ’ın yazıp Özer Tunca’nın yönettiği çocuk-genç oyunu Özgürlüğe Kaçış

Doğan Tiyatro, Doğacak Tiyatronun Habercisidir…
Bu kez oyunlara yönelik eleştirel değerlendirmeyi bir yana bırakarak bir başka açıdan konuya yaklaşmaya çalışacağım.

Yüzyılı devirmiş İBB Şehir Tiyatroları deneyiminin ardından yüzyıl sonra, dıştan bakıldığında minik bir adımla, “profesyonel konum”a taşınmış görünen ABT’nin, aslında otuz üç yaşında, neredeyse olgunluk eşiğinde bir topluluk olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor hiçbir zaman.

Bu olgu ABT’nin, şıpın işi, bir çırpıda kuruluverdiği gibisinden hamhalat düşünceleri temelden yıkan bir veri… Bu anlamda İBB Şehir Tiyatroları, görece daha genç sayılabilecek yasal kuruluşu yanında nasıl ki köklü bir birikim üzerinde yükseliyorsa, buna birebir ardıl konumunda alınabilecek Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da nasıl bu örneğe uygunluk sergiliyorsa Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da işte bu çerçevede değerlendirilmek zorunda ilkönce.

Öyleyse sonda söylenebilecek yargıyı gelin en başta dile getirelim: Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir tiyatroları, özel yasaya kavuşmuş konumuyla henüz yenice doğmuş gibi görünebilir, ancak topluluğun otuz üç yaşında, pek çok deneyime sahip alımlı bir delikanlı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı!

Deneyler Bize Ne Söyler?…
Buradan çıkarılacak ilk sonuç şu olmalı bana sorulursa: ABT, bu doğumun yol açabileceği ayakları havada bir sevince gönül indirmek yerine öteki kentler için “model tiyatro” anlamında bir ağabeylik, ablalık yakıştırmalı diyeceğim kendisine! Bunun anlamı, topluluk, yürüyüşünü, bu geçmişe yaslanarak yapacak demektir! Yüzyıllık geçmişiyle İstanbul, yarım yüzyıllık birikimiyle Eskişehir, bu bağlamda örnek alınabilecek iki kent… Bakırköy ile Kocaeli, görece bu ölçüde zengin sayılmayabilir, oysa Antalya’nın bu bağlamda Türkiye için ciddi örnekçe oluşturacağı ortada.

Topluluk, yasal bir konuma kavuştu diye uygulayageldiği tiyatroyu bir gecede boşayıp yeni bir tiyatro yapmaya yönelecek değil bu nedenle. Daha önceki yıllarda nasıl bir tutumla sürdürdülerse tiyatrolarını, bir yandan kendilerini öte yandan kentlilerini geliştirmeye dönük tiyatral tutumla sorumluluklarını işte bu geleneğin üzerine oturtarak yerine getirecekler, getirmeliler. Bu siyasa, topluluğun sergilediği oyunlarda, seyircide bıraktığı kalıcı etkide, kenti değiştirmeye, insanlarında kentlilik bilinci oluşturmaya dönük yol açtığı mayalanmada kendisini gösterecek demektir tiyatro anlayışı doğrultusunda…

İleriye, Hep İleriye…
Bütün bunlar tiyatro sanatının sahnede somutlanışında ortaya çıkacak kuşkusuz… Oyun seçiminden bunların farklı deneylerle kucaklaşmış halde sahnelenmesine, yeni sahneler açılmasından turne politikasına, biçimsel, biçemsel ufuk açıcı geliştirmelere, kent halkıyla, özellikle çocuk, genç, kadın kesimiyle kurulacak ilişkilere, tiyatro içinde yer alacak deneyimlere, farklı, yeni birimler kurularak gerek sahne üzeri, gerekse sahne gerisi çalışanlarının gelişimine, geleceğe dönük öncü atılımlara uzanacak geliştirime vb. uzanarak bunlarda süreğenliğin temele alınması zorunlu. Daha pek çok zenginleştirici öğe de eklendiğinde önümüzdeki yıllarda bunun söz konusu birikim doluluğuyla bütün ülkeye yansıması, ülkenin bundan yararlanması gerekeceği kestirilebilir kolayca.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, bunların kimilerini şimdiden uygulamaya başlamış bile. Bir bölümü ise tasarladığı ya da tasarlayacağı işler arasında anılabilir pekâlâ.

Geriye bunların ne kadarını başardığı, başaracağı, ne gibi aksamalar yaşandığı gibi değerlendirme notları kalacaktır, ileriye, hep ileriye giden bu tiyatro eylemi içinde…

İstedim ki bu bir “Hoş geldin!” yazısı olsun, hem onlara, hem portakal çiçeği kokan Antalya’ya!

Eleştirel değerlendirmelerimi ise sonraki buluşmaya bırakıyorum… O zaman gerek okur, gerekse topluluk üyeleri çok daha farklı bir yazıyla karşılaşabilir sanıyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here