Antik Yunan’dan Bugüne Barış İçin İsyan: “Lysistrata”

Filiz Tanya
1201 Görüntülenme
Antik Yunan’dan Bugüne Barış İçin İsyan: “Lysistrata”

Sıcakların kendisini naza çekerek de olsa yüzünü gösterdiği şu günlerde herkeste bir telaş. Sezon bitiyor, tiyatrolar ara vermeye hazırlanıyor, öğrenci grupları ise tüm sene boyunca hazırladıkları oyunlarının yıl sonu gösterimine hazırlanıyor. Anlayacağınız bu mevsim, akşamları evde geçirilecek mevsim değil. 

Ankara ODTÜ Tiyatro Festivaliyle başlayan bahar etkinlikleri diğer okulların gösterileriyle devam ediyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Tiyatro Topluluğu (SBFT) bu sene “Lysistrata“yı oynuyor. Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Salonu’nda oynadıkları ikinci oyunu izleyebilen şanslılardan birisiydim. Bu oyunlar genelde okul sahnelerinde oynandığı için, farklı bir sahnede onları yakalamak oldukça zor.

“İkinci oyun, kalabalık azalmıştır mutlaka bilet bulurum” diye gittiğim salonda, kuyruğun dış kapıya uzandığını görünce sevindim. “Yaşasın, tiyatro için kuyruk bekliyoruz. Hep ekmek, yemek kuyruğu bekleyecek değiliz ya!”

Aristofanes Lysistrata’yı M.Ö. 411 yılında yazmış. Yani ortada daha İsa Peygamber yok. Tiyatronun temelleri Antik Yunan’da atılıyor ve günümüze kadar ulaşıyor, bizler hala o dönemde yazılan eserleri izliyoruz. Yanlış anlaşılmasın, bu dünyanın ve tiyatronun hiç değişim göstermediği anlamına gelmez; aksine insan yaşamı çok hızlı değişiyor ancak insanla dair bazı şeyler asırlardır değişmiyor. Antik Yunan dönemi sanatın ve felsefenin büyük ilerlemeler gösterdiği, güncelliğini ve etkisini yitirmeyen, zamana meydan okuyan eserlerin üretildiği bir dönem. O dönemde yazılan eserler, zamanı ve sınırları aşıp bugünlere kadar gelebilmişler ve insanalara rehberlik edebilmişler. Bu yüzden, bu eserlerlerin hala yaşıyor olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tam da  bu yüzden klasik oyunlar bugün hala aynı heyecanla sahnelenebiliyor. Kuşkusuz,  değişmeyen şey sanatın evrensel dili ve klasiklerin gücü.

Öte yandan, tarih, kaynaklardan biliyoruz ki, Antik Yunan toplumu erkek egemen bir toplum. Kadınların köle olduğu bir toplum. Varlıkları yok sayılmış. Dönemin sanatçıları bu durumu eserlerinde konu etmiş. Euripides’in Troyalı Kadınlar ve Aristophanes’in Lysistrata adlı oyunlarında bu durum eleştirilmiş. Aristofanes, bu eleştiriyi erkeklerin hakimi oldukları “savaş” kavramının içinden geliştirmiş. Yunanlar ve Spartalılar bir denizin iki tarafındaki kardeş halklar olmalarına rağmen uzun yıllardır savaşmaktadır. Tüm savaşlar “önce kadınlar ve çocuklar” diyerek başlar. Çünkü savaşların en çok  mağdur ettikleri onlardır.

Lysistrata’da da,önce kadınlar başlar isyana. Yıllardır savaş bitecek ve her şey güzel olacak diye kocalarını beklemekten sıkılmış iki kıyının kadınları toplanır ve bu bitmek bilmeyen savaşı bitirmeye karar verir.

Kadınlar ısrarla ve inatla “barış” istemektedir. İsyansa isyan, grevse grevse grev! 

Nitekim kadınlar, erkekleri asla vazgeçemeyecekleri bir şeyle sınarlar: Eğer barış olmazsa hiçbir kadın, hiçbir erkeği yatağına almayacaktır. Kadın veya erkek, buna kim dayanabilir ki?

Oyun orijinaline sadık kalarak sahnelenmiş. Aralarda günümüze yapılan küçük göndermelerle renklendirilmiş.

Oyunun konusu her ne kadar savaş ve barış melesi arasında geçse de bu meseleyi tiyatronun eğlendirici yanını kullanarak anlatılmış. Kadınlar barış istiyor, aslında erkekler de istiyor ama nasıl olacağı konusunda bir fikirleri yok. Zekâlarını ve yeteneklerini küçümsedikleri kadınların bu konuda bir şey yapabileceklerine ise hiç inanmıyorlar.

Denizin iki yakasındaki kadınlar birlik olunca verdikleri mücadele de başarılı oluyor. Tüm bu mücadeleler, kadınların birlik olması meselesi, erkeklerle mücadele etme meselesi sulandırılmadan, basit esprilerin tuzağına düşmeden, ironinin keskin kıvrımlarıyla çok güzel anlatılmış.

SBFT, 1952 yılından bu yana varlığını sürdüren bir topluluk. Topluluğun faaliyetleri darbeler ve olağanüstü haller nedeniyle zaman zaman kesintiye uğrasa da 1993 yılından bu yana kesintisiz olarak her yıl bir oyun çıkarmış.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin akademik birikiminden de faydalanan topluluk, amatör tiyatronun “piyasa” olgusunun dışında olmasıyla sağladığı özgürlükçü ortamın tüm imkânlarını kullanmaya çalışmakta. 

Her yeni dönem bünyesine katılan yeni oyuncularla; temel oyunculuk çalışmaları tiyatro kuramı, diksiyon çalışmalarıyla  başlamaktadır. Dönem sonuna doğru oyunculuk çalışmalarının devamı niteliğinde düşünülen bir oyun sahnelenmekte ve tüm grup üyeleri dekordan kostüme, ışıktan aksesuara tasarım ve yaşatım sürecini “kolektif” bir anlayışla gerçekleştirerek  tiyatroyu sadece sahneye çıkmak olarak değil, bütünsel bir süreç olarak algılamakta. Öğrenci topluluklarının dinamizmini, cesaretini ve coşkusunu büyük bir heyecanla taşıyorlar.

Kostümler ve dekorlar döneme uygun olarak hazırlanmış. Oyun bir savaş sahnesiyle başlıyor. Savaşçı kostümlerini çok beğendim. Büyük prodüksiyonlara taş çıkarır nitelikte. Dekor sade, sahnenin iki yanında bize bir tapınağın merdivenlerini ve bir meydanın etrafını anımsatan platformlar var. 

Oyunu Dilara Gülek ve Ozan Işık yönetmiş. Oyuncular ise Abdülkadir Şenyiğit, Ayşa Sultan Erdem, Ayten Hasanova, Baha Yılmazer, Büge Yüksel, Eda Ülkü Tengilimoğlu, Eren Aykan, Ersin Mutlu, Fatma Eda Pelit, Furkan Akkuş, İrem Kürklü, Muhammed Mustafa Cankara, Öykü Kalafatoğlu, Selbinaz Çetinkaya, Selen Kahraman, Taha Dinler, Tuğçe Nur Özyürek, Volkan Ayhan.

Sahnede çok genç ve kalabalık bir grup var. Hepsi enerji dolu; özellikle kadınlar. Kadınların savaşına kendilerini kaptırmalarından olsa gerek zaman zaman sesleri çok yükseliyor.  Heyecanlarını hissetmemek mümkün değil. Eski öğrenciler olduğunu düşündüğüm kimi oyuncular, kırk yıldır sahne üzerindeymiş gibi oyun çıkardılar.

Bir oyunda bile olsa, “barış”ın kazandığını görmek çok güzel.

Günümüzde pek çok engellemeye, olanaksızlığa rağmen öğrenci topluluklarının sahnedeki enerjilerini, üretken çabalarını izlemek çok güzel. Tiyatro dışında okullar okuyup iyi oyunlar çıkaran öğrenci topluluklarını ayakta alkışlıyorum. Yüz akı bir tiyatroyu önüne hedef olarak koyan ve yaşama güzellikler katan “amatör” toplulukların sahnelerimizde boy göstermesi, tiyatroya ve geleceğe dair “umutlarımızı yeşertiyor”!

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku