Araftan yaşama bir uçuş hikayesi:”Yaralarım Aşktandır”

Burcu Okutucu
2569 Görüntülenme

Kuş ölümlüdür

Kederliyim

Artık kimse güneşle tanıştırmayacak beni

Kimse götürmeyecek serçelerin ölümüne

Kuş ölür,

Sen uçuşu hatırla

Şebnem İşigüzel tarafından kaleme alınan “Yaralarım Aşktandır” oyunu, İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad’ın yaşamı üzerinden, Şah döneminde İran’da ve hatta asırlardır tüm Ortadoğu’da kadının toplumsal konumunu ve direnişini konu alıyor. Yönetmenliğini Berfin Zenderlioğlu’nun yaptığı oyunda yönetmen yardımcılığını Deniz Biber, hareket düzenini Dicle Doğan, dekor-ışık tasarımını Cem Yılmazer, müziği Burak Çöllü, kostüm tasarımını Natali Yeres, reji asistanlığını Mert Duysak, afiş tasarımını Manuel Çıtak, dekor uygulamayı Muhtar Pattabanoğlu üstleniyor. Otobiyografik anlatıya dayanan tek kişilik oyunda Füruğ Ferruhzad’a hayat veren oyuncu ise Nazan Kesal.

Füruğ Ferruhzad, (1935-1967) Şah Rıza ve Humeyni arasında çekişmelerin yaşandığı tarihsel bir dönemeçte, yaşadığı coğrafyadaki tüm kadınların mücadelesini yansıtan isyankar ruhu ve şiirlerinin edebi gücüyle 20.yüzyılın en dikkat çeken İranlı şairlerinden biri. Henüz on dört yaşında gazel ve hicivler yazamaya başlayan şair, babaevindeki feodal baskılardan kaçarcasına, on altı yaşındayken bir akrabası ile evlenir ve oğlu Kamar dünyaya gelir. Ancak aynı feodal düzen evliliğinde de devam eder ve eril iktidarı ve toplumsal baskıları iliklerine kadar hissetmeye başlayan Füruğ,  yaşadığı hayal kırıklıklığı ile boşanır. Dönemin İran yasaları gereği, çocuğun velayeti anneye değil babaya verildiğinden, uzun süre çocuğundan ayrı kalarak büyük acılar yaşar. Daha sonra yaşadığı aşklar, ilişkiler yüzünden muhafazakar toplumun ve eril iktidarın nefretini üstüne çeken Füruğ, büyük aşk yaşadığı İranlı sinemacı ve yazar İbrahim Gülistan ile birlikte “Ev Karadır” adlı  belgesel bir film çeker. Film için gittiği ve Cüzzamlılar Evi’nde tanıştığı, oğlu yaşlarına cüzzamlı bir çocuğu, Hüseyin’i evlat edinir. Yaşantısı ve şiiri ile eril tahakküme meydan okuyan şair, henüz otuz dört yaşında geçirdiği şaibeli bir trafik kazası ile hayatını kaybeder.

Füruğ, baskıcı iktidarın toplumsal yaşamın her alanına olduğu gibi, sanata da yön verdiği zamanlarda, Şah’ın despotluğuna, muhafazakar toplumun kadınlara uyguladığı ayrımcılığa, kadına biçilen toplumsal cinsiyet rollerine, onu köleleştiren göreneklere, nitekim topyekun eril egemenliğe karşı çıkarak isyan eder. Şiirlerinde feminist bir tavır ve cesur bir üslupla  bu lanetli sistemi eleştirir:

Gel ey erkek, ey bencil varlık

Gel kafesin kapılarını aç 

Beni bir ömür boyu zindanda tutmuşsan eğer

Bari bir anlık olsun serbest bırak

Yaşadığı dönemde, isyankar tavrı ve şiirleri ile dikkatleri üstüne çekmeyi başaran Füruğ’un  şiirleri ve kitapları yasaklanır. Asi şair toplumsal dışlanmaya ve türlü baskılara maruz kalır.  İtaat etmeyen bir kadın olarak marjinalize edilir, aşağılanır ve en önemlisi ‘yalnız bırakılır.’  Çünkü aklın, sanatın, üretmenin ve şiirin;  yani dilin, özgürce söz söyleyebilmenin tek gerçek varoluşsal ‘doğum’ olduğuna inanan ve bunun sancısını çeken  bir şairdir  Füruğ Ferruhzad.

“Yaralarım Aşktandır”, özgürlük, feminizm, feodalizm, din, aşk, evlilik gibi olguları merkezine alırken, bir kadının içine doğduğu coğrafyaya ve tarihsel kesite dair isyanları, O’nun asi kişiliği ekseninde aktarıyor. Oyun, mollalar tarafından cenaze namazı kılınmadığı için bir gasilhanede bekletilen Füruğ’un, arafta kaldığı, yaşam ve ölümle yüzleştiği sahneyle açılıyor. Bu sahneye Füruğ’un kendi sesiyle söylediği Farsça  bir şiir eşlik ediyor. Ardından çocukluğu, ailesi, evliliği, çocuğu, aşkları ve şiire olan tutkusu kronolojik bir sırayla Füruğ’un ağzından seyirciye aktarılıyor. Oyunun finalinde yeniden gasilhaneye dönülüyor. Başarılı rejinin metinle örtüşen kurgusu eşliğinde, O’nun yaşam ve ölüm arasındaki bu süreçte yaşadığı kişisel, toplumsal, tarihsel hesaplaşmaya odaklanıyor oyun.  Başlangıcı ve sonu belli olan bu sıkıştırılmış zaman diliminde,  direnen bir kadının yaşam mücadelesine tanıklık ediyoruz. Metin, Füruğ’un yaşamından alınan farklı kesitleri, ideolojik, politik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla birlikte diyalektik bir bütünsellik içinde aktarıyor. Bu bütünsellik içinde oyun, dönemin İran’ından bugüne, Ortadoğu’ya ve hatta tüm dünyaya ve tüm zamanlara uzanırken, Füruğ’un kişisel direnişinden kadınların  toplumsal isyanına, oradan tarihi bir adalet, eşitlik ve özgürlük çağrısına dönüşüyor. Sahnede, baskıcı bir toplumsal yapının ve iktidarın altında ezilen, sindirilen, yok sayılan kadınlığın direnişini, haklı bir mücadeleyi ve büyük bir isyanı seyrediyoruz: “Dilin ve kadının başkaldırısını!”

Kırmızı şarap camda çalkalandı

Gözlerinde heves yalazlandı

Yumuşak yatakta benim gövdem

Göğsünde onun sarhoşça kıvrandı

Oyunun yazarı Şebnem İşigüzel, Füruğ’un şiirlerini O’nun günlük yaşam öyküsüyle birleştirerek çarpıcı bir metne imza atıyor. Metin, anlatımındaki akıcı üslup ve şiirle bütünleşip zenginleşen diliyle sağlam bir dramatik  alt yapıya sahip. Hikaye içindeki canlı ve yaşamsal bağı ayakta tutan monologlar, metnin hem anlatıcısı, hem gözlemcisi, hem de yaşayan karakteri olarak biçimlenen Füruğ’u oyun içinde üç farklı boyutta canlı kılıyor.

 Oyunun yönetmeni Berfin Zenderlioğlu, metnin sözünü ve özünü en yalın haliyle zaman-mekan algısını derinleştirerek işliyor. Metni destekleyen ve metnin alanını sahne üzerinde  genişleten rejisyile üç boyutlu bir atmosfer yaratıyor. Işık ve aksesuar değişimleri ile desteklenen sahne geçişleri, bir sonraki sahnenin tiyatral uzamına etkin ve hızlı bir geçiş için zemin oluşturuyor. Aksesuar olarak kullanılan beyaz örtünün hem kefen bezi,  hem masa örtüsü,  hem de şal olarak kullanılması, minimal bir dekor ve aksesuar kullanımıyla seyirciye tiyatralliğin alımlamadaki gücünü ve etkisini yansıtıyor. Öyle ki, simgesel olarak bu beyaz örtüyü Füruğ’un zorlu hayat mücadelesi ve direnişi boyunca yaralarını saran bir doku olarak algılıyoruz. Benzer biçimde, Füruğ’un su dolu bir kova ve sünger ile bedenini sildiği arınma sahneleri, bilinçli olarak seçilmiş bir ‘katartik etki’ yaratarak seyirciye sirayet ediyor. Bu arınma, Füruğ’un toplumun kirlenmiş duygularından, sistemin kokuşmuşluğundan ve bütün bunların insan bedenine bulaşmasından kurtulma arzusu olarak yansıyor. Gasilhanenin sürrealist ve ölümcül ortamında, adeta yaşamsal ve gerçek bir kanıt sunuyor suyun sahnedeki varlığı. Oyuncuya sunduğu alan ve onun sahnedeki varlığını zenginleştiren yönelim ve buluşları ile Zenderlioğlu rejisi oldukça başarılı.

Nazan Kesal’ın oyunculuktaki deneyim ve başarısı bu kez sahneden,  Füruğ  Ferruhzad’a  hayat verdiği  “Yaralarım Aşktandır” oyunu ile seyirciyle buluşuyor. Sahnede Füruğ karakterini kendi bedenine giyinen, eşzamanlı olarak O’nunla birlikte kendi içsel  yolculuğuna çıkarak kendi duyguları, düşünceleri ve yaşamı ile hesaplaşan bir oyuncuyu seyrediyoruz. Karakterini başarıyla üstüne giyinirken, kendinde olanı da o karaktere yükleyen bir sahicilik ve samimiyet içinde Nazan Kesal. Jest, mimik ve devinimleri, oyunun başından itibaren seyirci ile kurduğu etkileşim, oyunun akışına göre zaman zaman kurduğu göz temasları, başarılı beden dili ile bütünleşerek göz dolduruyor. Şairin ruhunu, duygusal iniş çıkışlarını, coşku, acı ve hüzün dolu anlarını bir kadın oyuncu olarak Füruğ ile birlikte sahnede adeta ‘yeniden’ yaşıyor ve yaşatıyor Nazan Kesal. Oyunun bütünlüğü içinde, Kesal’ın sahne üzerinde içsel ve refleks olarak kendi oyununu yorumladığı anlar oyun sırasında belirgin olarak hissedilebiliyor.

Dekor ve ışık tasarımı, metni ve rejiyi destekleyerek yaratılmak istenen atmosferi doğru ve yerinde seçimlerle kurgulayarak seyirciye sunuyor. Derinlik ve üç boyutluluk, sahneler arasındaki isabetli zaman-mekan geçişleri ve farklı katmanların vurguları Cem Yılmazer’in başarılı tasarımında buluşuyor. Burçak Çöllü’nün müziği, metnin şiirselliği ile yoğun duygu geçişlerine paralel olarak seyircinin oyun ile bütünleşmesini destekliyor. Natali Yeres‘in, sade ancak bir o kadar net, belirgin ve işlevsel çizgilerden oluşturduğu kostümleri, oyuncunun sahne üzerindeki duygusunu ve eylemini besliyor.

Her şey yavaş yavaş değişir ve siz anlamazsınız nasıl değiştiğini.
Babam çok seviyordu Şah’ını ve onun, saray demenin yasak olduğu sarayını.

Geçtiğimiz sezon büyük ilgi gören “Yaralarım Aşktandır”, önümüzdeki sezon da farklı şehir ve sahnelerde yolculuğuna devam edecek. Bir değişimin fitilini ateşleyebilecek nitelikteki oyunu, Füruğ Ferruhzad’ın deyimiyle, ‘Saraya saray demenin yasak olduğu günlerde!’ mutlaka seyredin…

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku