Fatma Onat
onatfat@gmail.com

Geçtiğimiz sezon Barış Bıçakçı’nın “Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra” romanından hareketle sahneledikleri “Bahardan Kalan”la dikkati çekmiş, oyunu izleyemesem de aklıma düşmüş bir topluluktu İlkyaz Oyuncuları. “Aşağılık Adam”, topluluğun ikinci prodüksiyonu. Metinlerini beraber oluşturan, birbirinden destek alan, dikkate değer bir topluluk karşımızdaki. Eksikleri, acelecilikleri sezilse de malzemesi kuvvetli, potansiyelin şu an ortaya konulandan çok daha fazlası olduğu aşikar bir topluluk.

Herkesin kendini haklılaştırmaya çalıştığı bir dünya düzeninden ikili ilişkiler de nasibini alıyor. Eyleminin olumsuzluğu karşısında kabullenmek, geri adım atmak, itirafta bulunmak, utanmak ya da cesurca kendini ortaya koymak gibi durumlar çokları için mazi. Hiçbir karakter burnundan kıl aldırmıyor. Hata olarak gördüğünü de hayatındaki birine yansıtıp ordan haklılaştırıyor kendini. Herkes pişkin, herkes umarsız ve belki de herkes durduğu yerden haklı. Malum insanlık halleri yani. Dramatik işleyişlerin bu noktada kuvvetini arttırması olası. Çünkü yaratıcının önünde, sanatın kahramanlaştırdıkları filan yok. Herkeste bir şapşallık söz konusu. Tıpkı “Aşağılık Adam”daki karakterler gibi. Oyunda idealize bir karakter yok. Herkes toplumsal ikiyüzlülük içinde “olumsuz” olarak bile kodlanabilir. Zaten biz filmlerde izlediklerimiz, kitaplardan okuduklarımız değiliz vurgusu önemli oyunun. Fakat söylemin farkındalığı, sanatın ürettiğindeki sahicilik ne olursa olsun temsilin hakikatin kendisi olamayacağı gerçeği baki. Oyun, belli ki buralardan işletmeye çalışmış meselesini. Cümlesini ortaya koymak ve coşku yaratmakla ilgili sıkıntısı yok, ancak ortaya konulan cümleyi detaylandırmak, meseleyi derinleştirmek noktasında eksikler olduğu açık.

Sahne sempatisi güçlü oyunculara sahip bir topluluk İlkyaz Oyuncuları. Dila Okuş ve Serkar Aydıncı bu noktada dikkat çekenlerden. Oyunun daha en başındaki biçimsel davetkarlık itici bir unsura dönüşebilecekken, Okuş’un üslubu, ses tonundaki kontrollülüğü bu unsuru ortadan kaldırıp gerginliğinizi üzerinizden atmanızı kolaylaştırıyor. Aydıncı ise “kankalık” boyutu taşıyan karakterinin coşkusuna kaptırmaktan korkmayan bir samimiyete sahip. Ancak bu samimiyetin bir tık fazlası, çok olumsuz bir yere de sürüklenebilme riski barındırıyor bütün karakterler için. Bu birazdan belirteceğim sahne ve beyaz cam arasındaki estetik kaymalardan kaynaklı da bir risk.


Oyunun seyirciyle mesafesini kırmasının anlık gerginliğini üzerinizden attıktan sonra, bu oyuncuların da katkısıyla kendi alanında akacak bir yapı içinde olduğunuzu seziyorsunuz. Oyunun biçimsel katmanlarından birini somutlayan çemberi oluşturmuş ev eşyaları, bir yığın gibi. Biraz daha sadeleştirip, temsilleri azaltmak, semboller oluşturmak sanki seyir estetiği açısından daha etkili olabilirdi.Çünkü ne kadar doğru bir yaklaşım ve tespit olsa da “evcilik oyunu”yla hayatımızın odağına aldığımız rendeler, çırpıcılar, kek kalıpları ve daha çokçası oyunun atmosferine katkı sağlamaktan çok sahnenin kendi dağınıklığına dönüşebiliyor. Bu noktalarda iyi kurgulamak lazım sahne tasarımını.

Oyunun ilk çeyreği söylem olarak iddialı cümleler kuruyor. Az sonra izleyeceklerimizin kadın erkek ilişkilerindeki çıkmazları ortaya koyacağı minvalinden iddialar bunlar. Bu hem organik hem de monolog olarak akıyor oyunun içinde. Dolayısıyla akış içinde tespitler ve o tespitlerin taşıdığı süreçlerle muhatap oluyorsunuz. Ancak bu süreçlerin söylemin altını dolduran ağırlıkta olmadığını, tekstin ve oyunculukların biraz aceleci bir süreçle ortaya konulduğunu görüyor, vadedilenle sunulanın birbirini dengeleyemediğine tanık oluyorsunuz. Fakat bütün bunlar sizi oyundan ya da meseleden soğutan unsurlara değil, ekibin bir tık yukarısına ulaşma telaşına, merakına yaklaştırıyor. Çünkü ikili ilişkilerin, evliliğin, sadakatin, cinsiyetçiliğin sahasında ikiyüzlülükleri ortaya koymak zorluğunun üstesinden kısmen iyi geliyorlar. Kadının kendini yüksek sesle,  baskın bir üslupla ifade ediyor olması, erkeğin bir “zavallılık” bahanesiyle yaptıklarını haklılaştırma çabası… Bir yanda stajyer kız, beri yandan kuafördeki kadın, bir de Aslı. İlk etapta tek adama, Fatih’e vurgun üç kadının olduğu yönünde bir akış olacak diye endişeleniyorsunuz, ama durumlar öyle gelişmiyor neyse ki. Aslında iyi-kötü çatışmasına da girmiyor oyun. Adamın kadınlarla kurduğu ilişkide kimse için bir mağduriyet yok. Erkeklik hallerinin şapşallığını ortaya koyan bir yapı var.


Erkek muhabbeti, konsol savaşları eğlenceli sahneler ancak bize bir tiyatro sahnesinde olduğumuz duygusunu veren bir yapıda değil. Sahne için kurgulanmış olanla bir televizyon parodisi için tasarlanmış olanı birbirinden ayırabilme marifeti işleri biraz daha lezzetli kılabilir elbette. Oyun, üzerine düşündürmek, daha iyisini arzulatmak noktasında çok kıymetli adımlar attırıyor seyirci tarafınıza. Ayrıca mizahi kodları iyi işleten, gülmekten alıkoymayan, ama meselesinin zeminini de kaydırmamayı becerebilen bir akış da tutturuyor. En çok da buradan sevdiriyor kendisini. Nihayetinde izlemekten keyif alacağınız bir prodüksiyon “Aşağılık Adam”.

Aşağılık Adam
Yazan: Bilal Akar, Dila Okuş, Serkar Aydıncı
Oyuncular, Reji, Prodüksiyon: Bilal Akar, Dila Okuş, Gül Erdoğmuş, Serkar Aydıncı, Tülin Ebcioğlu
Web: www.ilkyazoyunculari.com
25 Şubat’ta Taşra Kabare’de

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here