Pınar Çekirge

Geçtiğimiz hafta Atina’daydık Yavuz ile. Akropolis’de dolaşacak, Dionysos Tiyatrosu’nun taş basamaklarına oturup, bin yıllardan süzülüp gelen repliklere, seslere kulak verecektik. Ama madem Atina’dayız, bununla yetinmemeli, tiyatro tanrısı Dionysos’un izini bugünde, bu topraklarda sürmeliydik. Bir ya da birkaç oyun izlemeliyiz, diye düşündük. Sonrası kolaydı. Ya da biz öyle sanıyorduk. Çünkü sezon neredeyse kapanmıştı. Sadece birkaç tiyatro perde açmaktaydı. Şansımızı önce Shakespeare’den yana kullanalım istedik ama tek kişilik olsun bilet bulamadık. Tüm koltuklar çoktan satılmıştı. Olsun, en azından Opera Binası’nı görmüş olduk, avuntusuna sığındık ister istemez. Sonraki gün, ne yaptık ettik, Onassis Kültür Merkezi’nde, yönetmenliğini Argyro Chioti’nin, dramaturjisini şair/çevirmen Nikos A. Panagiotopoulos’un, sahne tasarımını Eva Manidaki’nin, kostümlerini Christina Calbari’nin, ışık tasarımını Tasos Palaioroutas’ın, ses tasarımını Jan Van de Engel’in ve müzikal danışmanlığını Markellos Chrysikopoulos’un ve paten eğitmenliğini Konstantinos Martzekis’in üstlendiği Dante’nin “İlahi Komedya”sına biletlerimizi aldık.

Efthimis Theou, Eleni Vergeti, Evdoxia Androulidaki, Antonis Antonopoulos, Georgina Chryskioti, Fidel Talamboukas, Matina Pergioudaki, Yannis Klinis rol aldığı “İlahi Komedya”da ilk dikkatimizi çeken, sahnenin merkezinde yer alan yaylı sazlar dörtlüsünün oyunla gerçekleştirdiği uyum oldu. Koro, müzik ve oyunculuk performanslarının yanısıra, sahnede uygulanan minimalistik dekor tasarımı ve teknik imkânların başarıyla alaşımlandığı çok özel bir tiyatro deneyimi içinde bulduk kendimizi. Evet, ikimiz de Yunanca bilmiyorduk. Tamam, Dante’nin “İlahi Komedyası”nı geçmişte okumuşluğumuz vardı. Bu arada, gözlüğümü yanıma almayı unuttuğum için, sahne kenarındaki ekranlardan akan İngilizce metni de okumam mümkün değildi. Aslında çok gerek de yoktu. Her sözcük, bir sese, beden devinimine dönüşüyordu. Anlıyordum. Hissediyordum. Sahnede geçenleri ruhumda, yüreğimde, beynimde yaşıyordum adeta. İşte tam da bu noktada, tiyatronun evrenselliğini alımladım. Dante’nin düşsel otobiyografisinin sayfaları arasındaydık sanki. Cennet, Araf ve Cehennem’de. Aynı ve farklı zamanlarda. Doksan dakika süren bir yolculuktu bu. Acılı, korkutan, tedirgin eden. Işığa, karanlığa, gölgeye yenilişlerle dolu, şimdiki zamana teğet geçen. Bizi bize sobeleten.

Oyun sahnede akıp gidiyordu, hayatlarımızdan bir kesit gibi. Bir matemin kırık döküklüğü gibi. Tavandan inen platformun beş oyuncuyu içine aldığı, beş mezara dönüştüğünde başlayan rüzgar, Dante’yi taşıyordu bize. Başarılı bir reji, mükemmel bir ekip oyunu ve olağanüstü bir teknik, dans, müzik ve oyuncuların sizi çekip götürdüğü yeni bir dünyada olayı, nasıl anlatsam,  onlarla beraber yaşadığınızı hissediyorsunuz. Araf’ta Cehennem ya da Cennet’tesiniz artık. Dediğim gibi, Dante’nin ve tiyatronun evrenselliğini yeniden kavrıyorsunuz. Çığlığın bittiği yerde notalı müziğe dönüşen sesler, inlemeler. İsyanlar ve kabullenişler arasındasınız. Tek başınıza ve kalabalıkta.

Vasistas Tiyatro Grubu “İlahi Komedya”yı görsel, teknik ve anlamsal yönleriyle büyülü bir tiyatro şölenine dönüştürmüş. Zaten dakikalarca devam eden alkışlar da bunun kanıtı. Sahi, şaşırmadım, yadırgamadım, diyemem. Öyle ya, kimsenin oyun boyunca cep telefonu çalmadı. Kimse oyun esnasında cep telefonundan facebook, whatsApp taramasına kalkışmadı. Ve sahi, hiç kimse aklına gelip de fütursuzca telefon konuşması, video ya da fotoğraf çekimi yapmadı ve çantasından çıkarttığı gofreti açıp kıtır kıtır yemedi, su içmedi. Hayretler içinde kalmadım desem yalan olur.

Yavuz Pak’ın oyun ile ilgili yazısını şuradan okuyabilirsiniz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here