“Aziz Nesin Kabare” oyuncularıyla söyleşi…

Ayçe Özyiğit
2159 Görüntülenme

“Aziz Nesin Kabare” oyuncuları Levent Üzümcü, Cengiz Toraman, Ali Hakan Beşen ve Mehmet Küçükgünaydın ile yazarımız Ayçe Özyiğit’in yaptığı söyleşiyi okurlarımızla paylaşıyoruz:

Ayçe Özyiğit : İzmir Halk Tiyatrosu ve Levent Üzümcü Tiyatrosu’nu büyük usta Aziz Nesin’in kaleminde buluşturan ne oldu? Süreç nasıl gelişti?

Cengiz Toraman : Aslında bu sorunun öznel ve nesnel olmak üzere iki yanıtı var. Öznel yanıtı şu: Bizler hepimiz çok yakın ve çok eski arkadaşlarız. Ben daha önce Levent Üzümcü ile şu sıralarda da hala sahnelenen- “Anlatılan Senin Hikâyendir” oyununda çalıştım. Oyunun hem yazarı hem de yönetmeniyim.  Aziz Nesin Kabare oyunu için oyuncu arayışına girdiğim zaman aynı zamanda oyuncu arkadaşlarımız Aziz Nesin ismini de doğru anlamda taşıyıp temsil etsin istedim. Nesnel nedene gelecek olursak, hepimizin bir araya gelmesi herkes için oldukça zordu. Biliyorsunuz günümüz koşullarında eskiden daha sık görüştüğünüz insanları artık daha nadir görüyorsunuz. Çünkü hayat bize bunu dayatıyor. Bu nedenden ötürü bu bir araya gelme iradesi biraz da bilinçli tercih edilmiş bir şey.  Ayrılıkların ve farklılıkların sık sık vurgulandığı günümüz dünyasında bizler de bir araya gelerek “aslında birlikte daha güçlüyüz, birlikte daha güzeliz”, iradesini vermek istedik. Bu iş de bunun bir kanıtı. İzmir Halk Tiyatrosu ve Levent Üzümcü Tiyatrosu olarak birleşip bir yola çıktık.

Levent Üzümcü : İzmir Halk Tiyatrosu olarak,  aslında Yenikapı Tiyatrosu ile uzun süreden beri bağlantılıyız. Ben İzmir doğumluyum. Emekli olmayacağım ama ileride İstanbul’dan taşınmak gibi bir planım var. Benim İzmir’de bir bağlantım, ailemin de bir de İzmir’de evleri olsun istiyorum.  Tiyatro olarak çok sık turne yapıyoruz. Bu yüzden İstanbul’da olmak ya da olmamak durumumuzu fazla etkilemiyor. Bu geliş-gidiş trafiği, İzmir’le kurmuş olduğum bağ; onların Seferihisar’da yapmış olduğu etkinlikler silsilesiyle birleşti. Yeni ve etkili projeler yapmak istiyorlardı. Cengiz’in de İzmir Halk Tiyatrosu ile birlikte yapmış olduğu iki proje onların ilişkilerini güçlendirdi. Cengiz benim oynadığım Anlatılan Senin Hikâyendir oyununun yazarı ve yönetmeni. Zaten en yakın arkadaşlarımdan da birisi aynı zamanda.  Bu bağlantılarda en son Cengiz bana; “İzmir Halk Tiyatrosu olarak böyle bir şey yapıyorum, oynar mısın?” diye sordu. Ben de “oynarım”, dedim ve Levent Üzümcü Tiyatrosu olarak geldim.

Ayçe Özyiğit : Ülkede yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, çok fazla şehir gezdiniz. Nerelere gitti Aziz Nesin Kabare? Başka turneleriniz olacak mı?

Cengiz Toraman : Oyunumuzu çok seviyoruz. Seyirci de oyunumuzu çok seviyor. Doğru koşullar sağlanırsa bizi çağıran her yere gidebiliriz. Oyunun öyle çok büyük, çok zahmetli bir dekoru da yok. Bu anlamda rahatız. Şimdiye kadar İzmir’de ve  İstanbul’un çeşitli yerlerinde oynadık. Bursa’da, Antakya Samandağ’da oynadık. Ankara’da, Kırklareli’nde oynadık. Ülkenin çeşitli yerlerinde oynadık ve daha da oynamaya devam edeceğiz. Planlarımız arasında bir Karadeniz turnesi var. Mümkün olabilirse Doğu Anadolu var. Yurtdışına çıkmayı da düşünüyoruz. Biz aslında Türkiye’nin her yerinde, her ilinde, her ilçesinde oynayabilir durumdayız oyunu. Seyircilerimizi de memnun edeceğimize inanıyorum ben.

Ali Hakan Beşen : Birçok yerde oynayacağız. Cengiz Hocamız öyle bir reji ve yaklaşımla sergiledi ki oyunu yazın açık havada da birçok yerde oynayabilecek durumdayız. Cengiz Hocamız diyorum ama aslında benim iki alt sınıfımdır. (gülüşmeler) Bizim okulun şöyle keyifli bir yanı vardı. Bizim okulda hiyerarşi yoktu. Onun bilgeliği, onun pozisyonu neyse hemen orada ön plana çıkardı. Madem konuşmaya başladım, ben de biraz anlatayım. (gülüşmeler) Ben Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan İzmir Devlet Tiyatrosu’na tayin oldum. Biraz kabuğuma çekilmiştim. Çünkü Devlet Tiyatrosu’nda çok fazla oyun oynarsınız.  Cengiz’de geçen sene oyunumu seyretmişti. Bu oyunu kaleme aldığında, tekrar derleyip topladığında yazın bana telefon açtı. “Böyle bir oyun yapacağım, biraz eğlenelim istiyorum. Keyif alalım, birlikte üretelim, birlikte oynayalım. Seni de oyuncu olarak istiyoruz. Profesyonel bakıyoruz ama bu profesyonel işi yaparken de çok keyif alarak, eğlenerek bir şey yapmak istiyoruz” dedi. “Tamam”, dedim. Teksti okudum, çok hoşuma gitti. Çünkü bir oyuncunun sahneden söylemek istediği sözler ya da oynamak istediği o kadar çok rol var ki. Gayet keyifli bir şekilde çalıştık, ürettik. Önerilere de çok açık bir insandır Cengiz. Böylece çıktı oyun ortaya. Sadece eğlendirmiyoruz, biz de çok eğleniyoruz. Birbirimize takılıyoruz, şakalar yapıyoruz. Biz eğlendiğimiz için seyirci daha da çok eğleniyor.  O denli keyifli bir iş.

Ayçe Özyiğit: Turne deyince… Özellikle Levent Üzümcü’nün turnelerde yaşadığı yasaklar hala gündemde…

Levent Üzümcü : Evet, çok gezdik ve gezmeye de devam ediyoruz. Bulduğum tüm sahnelerde oynamaya çalışıyorum. Sahnemi aldılar. Ben de bir yer buldum, girdim oraya. Orada bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Mesela Hopa’da olduğu gibi düğün salonunda oynuyorum. Engellemelerinin de önüne geçmeye çalışıyorum. Çünkü garip bir şekilde bir şehirde bir tane sahne var. Ve o şehirdeki sahne Milli Eğitim, Valilik, Devlet Tiyatrosu gibi Ak Parti’nin domine ettiği bir takım kuruluşlara bağlı. Ben oraya özgür bir tiyatro olarak gidiyorum. Sahnenin kirasını veriyorum. Ama diyorlar ki, o gün orada tadilat var. “Halk yararına bulunmamıştır”diyor mesela! Kim karar veriyor buna? Bakıyorum altta birisinin imzası var. Tiyatro biliyor mu, dramaturgi biliyor mu bunu imzalayan kişi? Hangi sıfatla, hangi bilgiyle? Levent Üzümcü’nün medya tarafından çizilmiş olan imajıyla ilgili. Gelip oyunu izlese sever biliyor musunuz? İzlemenin önüne geçmek çok büyük ayıp… Oynamanın önüne geçmek çok büyük ayıp… Ben kimseyi zorla getirmedim ki oraya. Kamu yararına olup olmadığının kararını verecek kişi kamudur. Sen kamu hizmetçisisin. Kamuya hizmet için oradasın. Kamu adına karar verecek olan kişi sen değilsin. Çok acıklı durumlar bunlar. Tiyatro hayatında yaptığımız her şey o yola eklenmiş bir kaldırım taşıdır. Pozitif bir kaldırım taşıdır.

Ayçe Özyiğit : Toplumda sık sık duyduğumuz bir cümle vardır:“Bu hikâye tam Aziz Nesinlik” diye. Sizin hikâyeniz için de tam Aziz Nesinlik diyebilir miyiz?

Cengiz Toraman : Yücel Erten ustamız, Genco Erkal ustamız gibi büyük isimler de daha önce Aziz Nesin’den çalışmalar gerçekleştirdiler.  Aziz Nesin günümüzde hala güncelliğini koruyan bir yazar. Bu memleket açısından iyi bir şey mi, kötü bir şey mi bunu ayrıca konuşmak lazım ama ben biraz daha farklı bir yorumla, farklı bir tarzla yürümek istedim. Aziz Nesin’in daha önce kabaresi yapılmadı. Üstelik kabare türü çok uzun zamandır da ihmal ediliyor. Hâlbuki çok sevilmişti bir zamanlar. Ben, yine gündeme geldiğinde insanların bunu sevebileceğini düşündüm ve Aziz Nesin’in kabaresini yapmak istedim. Nitekim Türkiye’de kabare yapmayı düşündüğünüzde ilk akla gelecek isimlerden birisidir Aziz Nesin. Önceleri ‘bu biraz eskimiş midir acaba’, çelişkisine düştüm ama oynamaya başlayınca öyle olmadığını da gördük. Zaten memleketin hali de ortada. Bir de Aziz Nesin çok önemli bir aydın. 12 Eylül’den sonra Aydınlar Dilekçesi ile ilgili tavrıyla, Sivas sürecindeki tavrıyla, Nesin Vakfı ile beraber çocukların hayatına dokunma şekliyle, aldığı toplumsal pozisyonlarla olsun çok önemli bir isim. Yazar olarak edebi anlamda çok kıymetli, çok değerli evet ama onun dışında aydın kimliği olarak da çok değerli bir kişi. Böyle bir işi yaparken de daha önceden yapılan işlere çok benzememesine özen gösterdik. Daha önce yapılan işlerle neredeyse çok az benzerlikleri var. Bunlar yeni hikâyeler, yeni şiirler. Bir bağlamda bütünleştirdim hepsini. Benim için uzun bir çalışma oldu. Sonuç olarak, evet bu hikâye tam Aziz Nesinlik. Kaldı ki yaşadığımız hayat da hala biraz Aziz Nesinlik.

Levent Üzümcü : Benim hikâyem öyle. Biz Aziz Nesin kitapları okuyarak büyüdük. Cengiz’de, Ali Hakan’da aynı şekilde… Hala hatırlarım hikâyelerini… Aziz Nesin bugüne kadar hiç kabare olarak oynanmadı ki kabareye çok uygun bir yazardır. Kabarenin bir oyunculuk standardı, bir sahnelenme şekli vardır. Aziz Nesin ilk defa bir kabare tarzında sahneleniyor.  Bugün biz ona kabare yapıyoruz. İçinde doğaçlamaların olduğu, bizim alıp oyunu farklı yerlere götürdüğümüz, seyirciyle birlikte eğlendiğimiz bir oyun oldu. Kabare özelliğini korumasına çok özen gösteriyoruz. Çünkü Aziz Nesin çok büyük bir değer. Bazıları Aziz Nesin’in eskide kaldığını söyler ama, oyuna gelenler ne kadar güncel olduğunu dile getiriyor. Tek üzüldüğüm şey ne biliyor musunuz? Aziz Nesin’in 1940’da, 1950’de, 1960’da, yazmış olduğu dertlerin hala yaşanıyor olması. 

Ayçe Özyiğit : Bu hikâye ile ilgili olarak özellikle altını çizmek istediğiniz bir şey var mı?

Cengiz Toraman : Özellikle belirtmek istediğim şu olabilir: Benim neslim Aziz Nesin’i çok iyi tanıyarak büyüdü. Benden sonraki kuşaklar Aziz Nesin’i pek tanıyamamış olabilir. Benim kuşağımdaki insanların Aziz Nesin’i yeniden hatırlamaları benden sonrakilerin de Aziz Nesin’i tanıması için bu oyun bir fırsat olabilir. Her şeyin de ötesinde hepimiz zor bir hayat yaşıyoruz. Ben olsam eğlenmek için bile gelir bu oyunu izlerim.

Ali Hakan Beşen : Ben ilk kez böyle bir işin içinde yer alıyorum. Çok keyifli bir iş ortaya çıktı. Oyunun 3-4 katmanı var. Dekorumuzu sahnede kendimiz yapıyoruz, kostümümüzü sahnede kendimiz giyiyoruz. Aziz Nesin’in mizahi tavrını, taşlamayı net bir şekilde iletiyoruz.  Oynamadığımız zaman özlüyoruz. Bir oyuncunun oyunu özlemesi çok önemli bir şeydir. Keyif alarak yapıyoruz. Suya sabuna dokunan bir oyun.

Mehmet Küçükgünaydın : Ben süreçten bahsetmek istiyorum. Biz geçen yıl Cengiz hocamla beraber Maskeliler oyununu yaptık. Ardından yeni sezonda ne yapacağımızı düşünmeye başladık. Biz oyunu belirlerken sadece kadro ya da repertuvar üzerinden bakmıyoruz.  Gündem nedir, nasıldır? Bu sezon hangi oyunu sahneye koymalıyız? Neyi dile getirmeliyiz? Biraz da buradan bakıyoruz. Ben bir de daha çok karnında sözü olan bir oyunun sahnede olmasını isterim. İnsanı bu anlamda sorgulamaya iten oyunları daha çok beğenirim. Cengiz hocamla da bunu konuşmuştuk. İlk fikir ondan geldi. Sonra kiminle yapalım diye kafa yorduk. Oynayacak oyuncu, samimi durması açısından, oyunculuk becerisi dışında bu oyunun niteliğini de taşımalı. Levent ağabey ile konuştuk. O da çok sıcak baktı hikâyeye, çok beğendi tiyatrosunu da buna dâhil etti. İzmir Halk Tiyatrosu ve Levent Üzümcü Tiyatrosu bu işte bir ortaklık kurdu ve iki tiyatronun böyle bir iş çıkarması çok da anlamlı oldu. Bu projeyle tiyatronun da dayanışma tarafına vurgu yaptık. Ben normalde oyunda oynamayacaktım, sadece yapımcı olarak yer alacaktım.  Sonra benim de oynamamı istediler. Çok şey öğrendim. Benim için çok şanslı bir oyun oldu. Biz çok eğlendik ve kendi aramızdaki eğlenceyi sahneye de taşımak istedik. Sadece oynamadık, aynı zamanda sözümüzü de özgürce söyleyebildiğimiz bir oyun oldu. O nedenle çoğu yerde istenmeyen de bir oyun olmaya başladı. Bunu tahmin ediyorduk zaten. Benim içinde bulunduğum tiyatro da KHK ile kapatılan bir tiyatroydu. Sonrasında İzmir Halk Tiyatrosu’nu kurduk. Sahnede bir eylem gerçekleştiriyorsunuz ve sözünüzü söyleme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bir insan olarak, sanatçı olarak… Aziz Nesin de zaten buna çok müsait bir yazar. Biz ekip olarak bu anlamda çok mutluyuz. Seyirci de artık içinde bulunduğu yaşamdan o kadar bıkmış ki bize geldiğinde nefes aldığını hissediyor.

Ayçe Özyiğit : Sözünüzü rahatça söyleyebildiğinize inanıyor musunuz peki?

Mehmet Küçükgünaydın : Otosansürümüz yok ama tabii ki sahne üzerinde bir tartım var. Sonuçta o zaman başka bir yere eviriliyor oyun. Hatta Samandağ’da şöyle bir olay yaşadık. Oyundan sonra bir hanımefendi sahneye çıktı “… Ben sizden şunları da hayal ettim, bunları söylemenizi de istedim” dedi. Hepsini nasıl yapalım? Bütün sözleri söyleyemeyiz ki. Ama yine de bu tepkiler bizi gerçekten mutlu ediyor. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku