Begüm Algan yazdı… “Nörobiyolojik Perspektiften Tiyatro: Oyuncunun Zihinsel ve Fiziksel Eylemleri”

editor
4599 Görüntülenme

Oyuncular, duygusal tepkilerini ortaya çıkmak için bellek, hayal gücü, bedensel çalışmalar, gözlem gibi kendi kaynaklarından yararlanmaktadır. Yaratım süreçlerinde, gerçeklik seviyesini en mükemmel biçimde ifade etmenin yollarını araştırırlar. Bu sürecin nörobiyolojik ve fizyolojik düzeyde bir gerçeklik seviyesi olmalıdır.

Nörobiyolojik çerçevede algılama sürecimiz ve zihinsel etkinlikler, sinir hücrelerimizden gelen verilerin elektrik sinyallere dönüşmesi ile başlar. Bunun sonucunda belirli duygular yaşar, bedensel tepkiler veririz. Ayna nöronlarımız aracılığıyla başkalarının hareketlerini tanır, duygularını anlarız. Daha önce deneyimlediğimiz bir davranışı gözlemlediğimizde ayna nöronlarımız aktif hale gelir. Kişilerin niyet ve davranışlarını anlar, empati kurarız. Başkalarının duygularını anlamanın yolu, davranışları ve beden hareketlerini gözlemlemekten geçer. Beden dili, sözcükler ve ses tonu gibi aracı unsurlar bilgi kaynağını oluştursa da, duyguların büyük kısmını beden dili aracılığıyla anlarız. Birinin duruşundan mutlu ya da mutsuz olduğunu, güçlü ya da çaresiz hissettiğini anlamak mümkündür. Zihinde yaşanan şey, otomatik bir şekilde bedene yansır.

Diğerlerinin zihinsel durumlarını ve duygularını anlama yeteneğimizi zihin kuramı açıklar. Zihinsel süreç bu şekilde işler. Zihnimizde bunlar olurken, duyguyu yansıtan bedenimizde neler olur? Omurgamızın etrafında, zihinsel süreçlerle bağlantılı kaslar bulunur. Duygular da, diğer zihinsel süreçler gibi bedendeki belli kaslarla bağlantılıdır. Bir duyguyu aktive etmek için, yüksek bir duyarlılık seviyesi gereklidir. Duygular, isteme bağlı olmadığından sahici bir şekilde canlandırmak zordur. Eylem ise istem ile meydana gelir. Birini sakinleştirme eylemiyle gelen şefkat duygusu, eylemi gerçekleştirdikten sonra ortaya çıkmaktadır. Fiziksel eylemler ile çalışıldığında, eylemin psikolojik boyutu refleksif olarak ortaya çıkacaktır. Dışsal bir uyaranın algılanmasıyla, bedensel tepki refleksif olarak gelecek ve duygusal tepkiyi harekete geçirecektir.

Oyuncunun sahici olması önemlidir. Eylemi oynamamalı, sahiden yapmalıdır. Eylemdeki sahicilik için oyuncunun olabildiğince doğal ve eylemi yaşıyor olması gerekir. Oyuncu zihni ile çalışmaya başlarsa, duygularını zorlayıp, baskı altına alacak bu da bedeninde gerginliğe sebep olacaktır. Tam tersine bedenini tanıyan ve rahatlatan oyuncunun duyguları otomatikman ortaya çıkacaktır. Çünkü beden ve zihin birbirine bağımlı hareket eden uyumlu değişkenlerdir. Eylemlerimiz, duygularımızı koşullandıran uyaranlardır ve organik olarak ortaya çıkar. Duyguların bedensel ifadeleri, duygulara kolayca ulaşmamızı sağlar. Duyguları fiziksel süreçte aktive edecek bir kas düzenimiz vardır. Kas hareketlerinin ritmi, duygularımızı dıştan içe doğru uyarır. Böylece beden duruşunun değişmesiyle duygular da değişir. Ritmin değişmesi duygu merkezini de etkisi altına alır, organik bir şekilde solunum hızı, kalp atış ritmiyle vücut kimyası da değişir. 

Michael Chekhov’a göre insan bedeninin ve psikolojisi sürekli etkileşim içindedir. Bedenini, enstrümanı olarak düşünen oyuncu, yaratıcılığını keşfetmek için bedeni ve psikolojisi arasındaki uyumu yakalama amacına ulaşmalıdır. Yeterince gelişmemiş ya da kasları aşırı gelişmiş bedenler, zihin faaliyetlerini bulanıklaştırabilmekte, hislerini köreltebilmektedir. İkisinin arasındaki mükemmel dengeyi bulmak için bedene özgü ihtiyaçları tanımak, uygun şekilde geliştirmek ve fiziksel çalışmalara yönelmek gerekmektedir. Oyuncu, ancak bu şekilde beden ve zihin arasında mükemmel dengeye ulaşır. Yıllar içinde bu görüşü destekleyen birçok deney yapılmış ve bu görüşün doğruluğu birçok açıdan kanıtlanmıştır.

Deneysel psikolojinin temel görüşlerinden olan tüm ruhsal durumların sinirsel bir karşılığı olduğu görüşü, bu ikiliyi birbirinden ayırmaz. Sosyal psikolog Amy Cuddy’nin güç pozlama deneyinde, bedensel aktivitenin hormonlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Katılımcılar iki gruba ayrılmıştır. İlk gruptan, iki dakika boyunca dik ve kendine güvenen bir pozda, güçlü beden duruşunda durmaları istenmiş, diğer gruptan ise çaresiz, zayıf, kapanmış, kendini küçülten bir beden duruşunda durmaları istenmiştir. Güçlü ve güçsüz insanların iki önemli hormonu üzerinde farklılıklar vardır. Baskınlık hormonu olan testosteron ve stres hormonu olan kortizol. Güçlü kişiler yüksek testosteron ve düşük kortizole sahipken, güçsüz kişilerde durum tam tersidir.

Deneyin sonunda iki grubunda hormon değerleri ölçülmüş, güçlü beden duruşunda duran grubun testosteron hormonunda artış olduğu gözlemlenmiştir. Güçlü beden duruşundaki grup üyeleri testosteron değerlerinde yaklaşık %20’lik bir artış  yaşarlarken, güçsüz beden duruşundaki kişilerde yaklaşık %10’luk bir düşüş gözlemlenmiştir. Kortizol oranlarında ise yüksek güçlü beden duruşundaki kişilerde %25’lik bir düşüş  yaşarlarken, düşük güçlü kişilerde %15’lik bir artış yaşandığı sonucu çıkmıştır.  Bu çalışma ile bedensel etkinliğin hormonlarımıza kadar etkili olduğu sonucu çıkmıştır.

Duyguların, olaylara karşı fizyolojik reaksiyonların bir sonucu olarak ortaya çıktığını savunan James-Lange kuramına göre jest duyguyu tanımlar. Duygu kendi başına mimiğin oluşumuna sebep olmaz, genelde mimikler duygunun oluşumuna sebep olmaktadır. Psikolojik olan ile bedensel olan aynı anda meydana gelir. Ortak Motor Refleksler teorisine göre de duygular, sinirsel ve fizyolojik süreçlerin sonucudur.

Yapılan başka bir deney bu kuramları destekler niteliktedir. Deneyde yüz kaslarındaki değişimin kişileri hangi boyutta etkilediği gözlemlenmiştir. Katılımcılar yüz kaslarının etkinliğinin ölçülmesi için bir makinaya bağlanmışlardır. Katılımcılardan kaşlarını aşağı çekme, çenelerini sıkma, ağızlarının uçlarını yukarıya kaldırma gibi belli kas hareketlerini yapmaları istenmiş ve sonucunda deneye katılanların yüzleri duygudan yoksun bir halde somurtma ve gülme şeklini aldığı görülmüştür. Deneyin sonunda katılımcılara hisleri sorulduğunda, somurtan kişilerin öfkelendiği, gülümseyen kişilerin ise mutlu olduğu sonucu çıkmıştır. Deneyden de anlaşıldığı gibi mimikler ve kas hareketleri ruh hallerini etkilemektedir. Yapılan deneyler, bedensel konumların ve yüz anlatımlarının algıyı, duyguları hatta hormonları etkilediğini göstermektedir. Oyuncular böyle bir geri iletimi, hedefledikleri duyguya ulaşmak adına kullanmaktadırlar.

Araştırmalar bize gösteriyor ki, kaslarımızın hareketi zihnimizi etkiliyor. Sadece zihnimiz bedenimizi değiştirmekle kalmıyor, bedenimiz de zihnimizi değiştiriyor. Nörobilimci Candace Pert’in araştırmalarına göre duygunun oluşumu zihin ve bedenin ortak çalışması sonucu oluşmaktadır. Duygu molekülleri olarak adlandırılan nöropeptid proteinleri aracılığıyla iletişim kurmaktadır. Bu transferle duygu durumları beyin ve bedende aynı anda etkinleşmektedir. Nöropeptidler, kişileri çeşitli bilinç durumlarına sevk etmektedir. Zihinsel ve bedensel iletişimin duyguyu oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Zihin, beden, duygular bir bütündür. Kişinin tüm fiziksel varlığı, bilincini oluşturur.

Psikofiziksel eylem kavramına göre de fiziksel olan ve psikolojik olan birbirlerini karşılıklı harekete geçirebilmektedir. Bu şekilde bedensel gerçekliğin rehberliğinde, ruhsal gerçeklik yakalanabilmektedir. Pavlov’un sinir sistemi üzerine yaptığı araştırmalar, insanların tepkileriyle beyin arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştur. İnsanların belli uyaranlara belli tepkileri vermesi göstermeleri aklın denetiminde değildir. Davranış, aklın denetiminde değil; uyaranlara verilen bir çeşit reflekstir. Bu tepkiler, psikofiziksel bir zincir gibi birbirini doğurmaktadır.

Stanislavski, Pavlov’un beyin refleksleriyle ilgili çalışmalarını yakından takip etmiş, Metot’un temel anlayışı olan duyguların belli koşullandırıcılarla, dolaylı yoldan uyarılması anlayışı koşullanmış refleks kuramına dayanmaktadır. Stanislavski fizyoloji üzerine yapılanmış, oyuncunun coşkular üzerindeki sorunları için bir çözüm niteliğinde olan bu yöntem ile kırk yıldır üzerinde çalıştığı ve çözümü bulduğuna inanmıştır. Tüm bu çalışmaları; “yaşamı boyunca süren çalışmaların sonucu” olarak açıklamıştır.

The Holter Museum of Art exhibition of “CAVE”

Stanislavski’ye göre içinde bulunduğumuz durumda ne yaptığımızı anlatmak, ne hissettiğimizi anlatmaktan her zaman daha kolaydır. Fiziksel eyleme psikolojik olandan daha rahat ulaşırız. Eylem, duygulara ulaşmanın en organik yoludur. Duygular, zihni zorlayarak uyandırılmaz. Zorlanan sinir sistemi bir süre sonra bedende gerginlik yaratır. Duyguları ve zihni zorlamak yerine, eylem ile çalışıldığında duygu otomatikman uyanır. Stanislavski, duygunun sabitlenemediğini, yalnızca fiziksel eylemin sabitlenebileceğini savunmuştur. Eylem, sahici bir biçimde yapılıp tekrar ettirildiğinde, eyleme ait hareket zincirini kas hafızası ezberler. Bedensel süreç, zihinsel süreç kadar karmaşık değildir. Kaslar bir eyleme alıştığı zaman eylemi kolayca hatırlar. Oyuncu bedenini iyi tanıyıp, bedensel tüm değişkenlerin farkında olmalı, eylemlerinin hangi kasın kontrolünde olduğunu bilmelidir. Stanislavski ile başlayan bu yöntem çalışma arkadaşları ve öğrencileri tarafından da geliştirilmiş, tüm dünyaya uzanmıştır. Bu yöntemin günümüze kadar ulaşmasını sağlayanlar arasında Michael Chekhov, Meyerhold, Vakhtangov, Richard Boleslawsky, Sonia Moore, Stella Adler, Lee Strasberg, Elia Kazan, Eric Morris isimleri önem taşır.

Stanislavski ve Grotowski oyunculuk üzerindeki araştırmalarına farklı yöntemlerle başlamışlar, yaşamlarının son dönemlerinde fiziksel eylemlere yönelmişlerdir. Karakterin fiziksel dıştan yapılandırılmasına yönelmiş Grotowski’de çalışmalarında bedensel yapının disipline edilmesiyle, oyuncunun imgelem özgürlüğünün ve ifade biçiminin zenginleşeceği düşüncesindedir. Oyuncunun ‘nasıl’ ve ‘niçin’ sorularının sorularak çalışılması, eylemlerinin basit birer hareketten kurtarması ve fiziksel eylem olabilmesi için önemlidir. Oyuncu eylemlerini özümsemeli, ne yapacağını düşünmemelidir.

Çağdaş tiyatro çalışmaları da psikolojinin tekniklerinden yararlanarak, oyuncuda bedensel ve zihinsel gelişim sağlamak amacıyla oyuncu yetiştirme yöntemleri üzerine eğilmektedir. Tiyatronun insanın kendini bulmasındaki aracı işlevi ve öze inme düşüncesiyle oyunculuk bir yaşam eğitimi olma yolunda ilerlemektedir. İçsel yaşantıyı anlama yolunda sözden çok eylem güçlüdür. Tüm bu çalışmaları deneyimlerken, psikofiziksel boyuttaki değişiminin farkında olan oyuncu kuşkusuz tüm malzemesini, bilincin ışığında ve etkin bir şekilde kullanarak seyirciye sunacaktır.

 

BEGÜM ALGAN

 

Kaynakça:

Chekhov, M. (2014). Oyuncuya: Oyunculuk Tekniği Üzerine. (Çev: B. Halaçoğlu). İstanbul: Mitos Boyut Yayınları.

Keysers, C. (2011). Empatik Beyin. İstanbul: Alfa Yayınları.

Stanislavski,n K. (2011). Bir Karakter Yaratmak. (Çev: S. Taşer). İstanbul: Agora Kitaplığı.

Stanislavski,n K. (2013). Bir Rol Yaratmak. (Çev: T. Göbekçin). İstanbul: Alfa Yayınları.

Ergün, S, Cevher, S, Yalçın, E, Acar, Y, Ünsalan, Y, Güngör, İ, Soyuerden, E. (2015). Oyunculuğun Yolculuğu. İstanbul: Mitos Boyut

Ergün, S . (2012). Oyuncu Yetiştirmede Stanislavki ve Grotowski’nin Fiziksel Eylemler Yöntemi . Art-e Sanat Dergisi , 5 (10) , 67-77 .

Özüaydın, N.U. (2016 Kasım & Aralık). Oyunculukta Fiziksel Eylemler Yönteminin

Analizi. Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat Dergisi. Cilt 9, Say. 18.

Şahi̇n, B, Bozkurt, A, Usta, M, Aydın, M, Çobanoğlu, C, Karabeki̇roğlu, K. (2019). Zihin Kuramı: Gelişim, Nörobiyoloji, İlişkili Alanlar ve Nörogelişimsel Bozukluklar. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 11 (1) , 24-41 .

Cuddy, E. (2012). Your Body Language May Shape Who You Are

https://www.ted.com/talks/amy_cuddy_your_body_language_may_shape_who_you_are?language=tr

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku