“Belleğin Bölünüşü”

Yunus Bektaşoğlu
2067 Görüntülenme

Nietzsche açısından dünya ve gerçek yorumlanabilirliği açısından vardır. Bu yorumlanma noktası ikisinin de göreceliliğini belirleyen noktaları açığa çıkartır. Kavramı fazla dallandırıp budaklandırmadan yazıda kullanılacak iki kavramın anlamlarını vermek istiyoruz. Elbette bunlar kendi yorumlarımız. Yazıda kullanılacak olan “Gerçek” ile gündelik hayatı, sokağı anlatacağız. “Gerçek-Olmayan” derken de sanatı yani sahneyi ifade etmeye çalışacağız. Önemli olan nokta şu k, bu iki kavramı kullanırken eksik-olan’dan sıklıkla bahsedeceğiz. 

Gündelik hayatın sorunu belirsizliğidir. Bu belirsizlik, zaman ile insana musallat olarak onda unutuş, unutuluş olarak açığa çıkar. Bir yanıyla aslında unutmaz, o belirsizliği bertaraf ettiğimizi zannederiz. Oysa yaptığımız belirsizliği biraz daha içimize zerk etmektir. İşte gündelik hayatın ana sorunlarından biri olan “yorum” da bu noktada kendini göstermektedir. Gerçek’i yorumlayarak onu anlamaya çalışırız. Buraya kadar son derece düz bir çizgide ilerledik. Bu çizgiyi biraz daha uzatalım: Gerçek içindeyken insanların bize bakışlarına maruz kalır ama bir yabancı olmaktan öteye gidemeyiz. Yani o noktada biz başkaları açısından aynı hayat gibi belirsiz oluruz. Evet, bir görünüşümüz, sesimiz, jestlerimiz vardır ama bunların hiçbir anlamı yoktur! Anlam bir daha karşımıza çıktı! Belki de anlam bir şeyin kendi doğasında barındırdığı alan değil de o alanın yitimidir. 

Painter: Igor Morski

Sahne açısından değerlendirince konunun seyri biraz daha değişikliğe uğruyor. Her ne kadar “Gerçek-olmayan” diye alelacele bir etiket yapıştırmış olsak da sahne açısından Gerçek veya olmayan anlamlarının ötesinde kullanılır. Şimdilik bu noktayı kenara not alıp “Gerçek-olmayan” ekseninde ilerleyelim. Sahnede izlenilen oyuncu, sokakta görülen yabancı ile aynı değildir. Oradaki yabancılık bir anlam veya gerçek üzerinden değil eksiklik üzerinden ilerler. Peki, sahnede bulunan masum bir oyunca görülen bu eksiklik nedir? Bu oyuncunun kendisine ait olan değildir. Seyircinin kendi belirsizliğini kabullenişiyle birlikte açığa çıkan eksikliğin ta kendisidir. Yalnız burada yani seyir esnasında işin rengi biraz değişir: Gerçek içinde bu eksiklik bir başkası olarak kesinleşmemiz anlamına gelirken, sahneleme açısından izleyen bir gerçek-olmayış tarafından teslim alınır.

Bu yorumlamanın sonsuzluğundan faydalanarak Walter Benjamin’in “Son Bakışta Aşk” kitabından Proust ile ilgili yazdıklarına bakalım:

”Proust bir hayatı gerçekte olduğu gibi değil de onu yaşayan kişinin hatırladığı gibi betimlemişti yapıtında. Ama bu bile tam anlatmaz onun yaptığını, fazla kaba kalır. Çünkü hatırlayan yazar için önemli olan, kendi hatırası değil, hafızasının dokuduğu ağdır: hatırlamanın penelopeia tülü. ama buna unutuşun penelopeia tülü demek daha doğru olmaz mı? Gayri iradi hatırlama, proust’un mémoire involantaire’I (İstemsiz Hatırlayış), aslında hatıra denen şeyden çok, unutuşa yakın değil midir? Hatıranın atkıya, unutuşunsa çözgüye denk düştüğü bu kendiliğinden hatırlama, Penelopeia’nın işinin benzerinden çok, tam karşıtı değil midir aslında? Çünkü gecenin ördüğünü gün çözer burada. Her sabah uyandığımızda, unutuşun içimizde dokuduğu yaşanmış hayat halısının tamamlanmamış birkaç örgü ucunu tutarız elimizde, çoğu zaman mecalsizce, gevşekçe. Ama gün içindeki amaçlı edimlerimiz, en çok da amaçlı hatırlama çabalarımız, unutuşun ağını ve nakışlarını söker durur. İşte Proust da bunun için sonunda günlerini geceye çevirmiş, bu ince ve ayrıntılı bezemelerin hiçbirini kaçırmamak için bütün zamanını yapay ışıkla aydınlatılmış perdeleri çekili odasında kesintisiz çalışmaya adamıştır.” 

Painter: Igor Morski

Artık bellek de bu gerçek-oluş ile olmayış arasında sıkışmış olarak karşımıza çıkar. Benjamin’in “Penelopeia’nın tülü” dediği olgu, gerçeğin kendisini olan ve olmayan haline getirerek bir yarığa dönüştürür.  Peki, biz oyun esnasında gerçekleşen her şeyi bir hatırlama oyununa mı maruz bırakırız yoksa bize sunulmuş olan gerçekliği sökmeye mi çalışırız? Cevabı olsa bu kadar keyif vermezdi bizce…

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku