Mustafa Demirkanlı
Mustafa Demirkanlı

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” özdeyişinin ne kadar doğru olduğunu zaman zaman test ederek görmüştüm, yine öyle oldu.

Sulh Ceza Hakimlikleri’nin kuruluş amaçları, işlevleri, doğal hakim ilkesine aykırılıklarıyla çok tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor, doğaldır ki edecektir de.

Yaşadığım Aziz Nesinlik bir olayı aktarmak istiyorum.

Sosyalist Sanatçı (!), kendisi ile ilgili olmayan bir yazı nedeniyle, sitemizdeki yazımın kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliği’ne “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle “yayının engellenmesi” talebiyle başvuruyor.

Buraya kadar tuhaf bir durum yok, hakkıdır, talepte bulunabilir.

İlgili Hakimlik de “erişimin engellenmesi”  kararı veriyor, Erişim Sağlayıcılar Birliği’ne bildiriyor, onlar da yeni düzenleme gereğince anında ilgili yazıyı engelliyorlar.

İleri demokrasi böyle bir şey demek ki.

İş yoğunluğu, taleplerin çokluğu, gözden kaçmalar vb. nedenleri düşünüyorsunuz ve “buraya kadar da tuhaf bir şey yok de”, diyorsunuz kendinize, çünkü yargıç Sosyalist Sanatçı(!)’nın marifetlerini bilmiyor.

Sosyalist Sanatçı(!), “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle erişim engeli koydurduğu yazınızı, kendi sitesinde hem de sitenizdeki formatta, aynen  olduğu gibi yayımlıyor. Peki, kişilik haklarına saldırı ne oldu? Kendi yayımlayınca ortadan kalkmış mı oldu?

İşi gücü bırakıp, avukatınızla birlikte soluğu Adliye’de alıyorsunuz.

Yazının öznesinin talepte bulunan olmadığını anlatıyorsunuz, “kişilik haklarına saldırıldığını” iddia eden kişinin, aynı yazıyı kendi sitesinde yayımlıyor, diyorsunuz.

“Yazdığım yazıyı kendi sitemde yayımlamak yasak da, yayından kaldırılsın diyenin yayımlaması serbest mi?” diyor, kararın kaldırılmasını talep ediyorsunuz.

İtirazınız reddediliyor.

Sosyalist Sanatçı(!)’nın “kişilik haklarını rencide” ettiği iddia edilen yazının kendi sitemizde yayımlanması yasak, rencide edildiğini iddia edenin sitesinde, rencide edilen tarafından yayımlaması serbest gibi komik bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz, aslında kararı veren, itirazı reddeden hakimlikler de sizinle aynı akıbeti yaşıyor, aynı paradoksun bir parçası konumuna düşürülüyor.

“Derdimizi tam anlatamadık galiba”, deyip, sayın yargıcın karşısına çıkıyor, bir de sözlü olarak anlatıyorsunuz.

“Erişim engeli konan yazı, engel koyduranın sitesinde şimdi bile yayında, hem de aynı bizim sitedeki formatta. Siz yazıyı mı engellediniz, beni mi?” diyorsunuz.  “Sosyalist Sanatçı(!) yazıdan rahatsız olduysa neden yayımlıyor da bizim yayımlamamıza yasak kararı veriyorsunuz?”, diye soruyorsunuz.

Sayın yargıç bakıyor, siz de dilekçe verip, onun sitesindeki yazının yayından kaldırılmasını isteyin, diyor.

Önce tavana bakıyorsunuz, sonra yere… ve fısıldıyorsunuz…

Ben o yazıyı yayımlansın diye yazmıştım hakim bey.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here