Özlem Ünaldı
Bize öğretilen mutluluk formüllerinin aptalca bileşenlerini bir araya getirmek için tahrip ettiğimiz doğa gibi, herkesle ve her şeyle ilişkimiz bozuluyor… Düşüncelerimizin, hayatımızın kalitesini, nefes alan yerleri korumak için mücadele verirken herbirimiz yüzyılın ünlü düşünürleri gibi geziyoruz ortalıkta…

Moda Sahnesi’nin tam da bu manyaklıkların, kadınlara ve adamlara neler yaptığını ve yaptırdığını anlatan bir oyunu var: Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz. Kemal Aydoğan’ın sade ve duygu dolu rejisiyle, kendinize ya da tanıdığınız birilerine ait hikâyeler göreceksiniz sahnede, izleyin, tadını çıkarın derim… Oyunun Hannah’sı, Berfu Öngören’le oyunu ve neleri neleri konuştuk… Buyrunuz…

“Uzun uzun gökyüzüne bakmalı insan, bakacak zamanlar yaratmalı…”
                                                                                                              Berfu Öngören

IMG_4998

Oyun çok güzel! Hayırlı uğurlu olsun…
Teşekkür ederim…

Hayat teknolojiyle hem kolaylaşıyor, hem de zorlaşıyor. Sinsice uykularımıza kadar sızan bu zorluğun, birlikteliklere yansıyan tarafından bahsediyor oyun. Bunun için nasıl bir hazırlık dönemi yaşadınız ekip olarak?
Ezberde baya zorladı diyebilirim… (Gülüşmeler.) Sıkı bir çalışmaydı. Seyirci bu karakterleri sevmemeli, onları haklı görmemeli, diye çıktık yola. Bol sohbetli, bol kitap okumalı (bir kitap listemiz vardı), hiçbir cümleyi es geçmeden, adım adım yaklaştık karakterlere. Oyunu kısaltmayı düşünmüş olsak da bunu pek yapamadık. Metni kısaltmadan olduğu gibi aldık çünkü bütün cümleler birbirine öylesine bağlı ki… İki ilişkinin de son 8-10 saatine tanık oluyoruz. Düşünsene yıllarca süren ilişkilerin son bir kaç saati. Büyük patlamalar… Kontrolsüzlüğün, yerini bulamayan dengelerin, dozun, duygusal zayıflığın, duygusal beceriksizliğin, zaafların, arzuların, reddedişlerin, kabul edişlerin yaşandığı o  saatler… Moritz Rinke modern yaşam ilişkilerini başarılı ve eksiksiz bir şekilde kaleme almış. Sibel Arslan Yeşilay’ın çevirisi de akıcı ve temiz… Ayrıca Kemal Aydoğan’la çalışmanın da keyfi bir başkaymış… Kemal Aydoğan’la çalıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum ve Moda Sahnesi, iyi ki varsın!

Moda Sahnesi hem seyirci hem de bu sahnede tiyatro yapan herkes için özel bir hâl aldı, çok hoş! Alternatif filmlerin gösterimi, başka tiyatroların oyunlarını misafir etmek gibi harika hareketler yapan bu tiyatroyu seviyoruz…  Oyun  ‘modern yaşam’ı nasıl tanımlıyor?
Modern yaşamı şu an neyin içindeysek aynen öyle tanımlamış. Oyunda herkesi ilgilendiren, seyrederken kimsenin yabancılaşmayacağı bir ilişki formatı var: Karakterlerin birbirlerine ve an an kendilerine olan yabancılaşmalarını kendiliğinden gelen bir empatiyle izleyecekler diye düşünüyorum.

IMG_5003

Katılıyorum. ‘Modern yaşam ilişkileri’ni nasıl tanımlıyor peki oyun?
Oyunda iletişimsizliğin ilişkilere yansıyan halini seyrederken aslında karakterlerin kendileriyle olan ilişkilerinin de dengesinin bozulduğuna tanık oluyoruz. Günümüz ilişkileri gündelik hayatın ritmi gibi devam ediyor… Yapılması gerekenler yapılıyor ve geriye koca bir boşluk kalıyor; alışkanlıklar ve çıkmazlarla çevrili birliktelikler, bir şuursuzluk içinde yıllarca sürebiliyor ve bu boşluk zamanla büyüyor: Bu boşluğun içine düştüğümüz zaman, orada gerçekle yüzleşiyoruz ve gerçekler tüm duyguların önüne geçebilecek kadar güçlü…
Alışkanlıklar, yanılgılar, belirsizlik vs. zemini üzerine kurulan bütün ilişkiler bitmeye mahkûmdur bence.

Ya da insanların ruhunu bitirmeye!
Evet. (Gülüşmeler…) Kadınların hayatın her alanında geçmiş zamanlara nazaran daha aktif olması kadın-erkek ilişkilerini olumsuz etkilemiş ve kadınla erkeğin rolünü değiştirmiş: Kurmak istediğimiz dengeyi kurmakta bizi zorlayan bir mevzu haline gelmiş. Her türlü ilişkinin temelinde duygularımız ve düşüncelerimizi doğru ifade etmek yatar. Kendinin farkına varmak, karşındakini görebilmek, anlayabilmek ilişkiyi sağlıklı kılar fakat bir görüntü kirliliği var. Bir sisin pusun içinden birbirimizi görmeye çalışıyor gibiyiz. İlerleyen teknoloji ve iletişim araçlarını daha işe yarar bir şekilde kullanmayı değil de, orada kaybolmayı seçiyor artık insanlar ve an’da kalabilmek için kendiyle de mücadele halinde. Genel olarak bir şimdi’de kalma an’da olma halini gerçekleştirememenin getirdiği yoğun stres ve gerginlik durumu da var tabi ki. Bütün mesele buraya teslim olmamak.

IMG_5002

Oh! Yeah! Bu modern yaşam kaosundan nasıl kurtulur insan sence?
Bu soruya kendimden yola çıkarak cevap verebilirim… Telefonu gerçekten bıraktığım zaman dilimleri vardır; sosyal paylaşım alanlarını kullanmadığım uzun zamanlarım da var… Tercih meselesi: Sıkıldığımda oralardan uzaklaşırım. Bazen birbirimizi telefon kulübelerinden aradığımız günleri özlüyorum, severim ben öyle zamanları.

 Ah! Ben de. (Gülüşmeler…)
İnsanın yaşadığı her anı daha gerçek kılıyormuş o zamanlar. Ama şimdi bu iletişim halinin faydalı kısmında kalıp kontrolü ele geçirmek de gayet keyifli. Tüm kaoslardan kurtulmak için insanın kendisine kurduğu yaşam alanları çok önemli. Ben o yüzden yaşadığım yerin sakin, dingin ve ağaçlı olmasını tercih ediyorum. Böyle kurtuluyorum modern yaşam kaosundan. Uzun uzun gökyüzüne bakmalı insan, bakacak zamanlar yaratmalı…

Bütün tatlılığınla sahnedesin… Oynadığın karakterden bahseder misin biraz? (Ve oyunun yapısında neye hizmet ettiğinden… )
Hannah, bankacılarla nefes terapisi üzerine çalışan bir kadın. Onlara doğru nefes almanın tekniklerini öğretiyor. Yalnızca bankacılarla çalışıyor. Oradaki ironiyi çok seviyorum. Üniversitede sosyoloji ve teoloji okumuş Sebastian’la da okul yıllarında tanışmış ve o zamanlardan beri de birlikteler. Budizm felsefesinden yol alarak, kapitalizme hizmet eden bir konumda ve bunun üzerinden bir kapitalizm sorgulaması var oyunda… Oyunda kadın karakterlerin gerçekleştirdiği bir içsel devrim var… Bunun en temiz temsilcisi aslında Magdelena. Onu diğer karakterlerden ayıran bir gerçekliği var fakat iki kadın da oyunun son bölümünde hayata yeniden başlıyorlar. Kadınların erkeklere göre yeniden başlama, değişim, yeniden doğma güdüleri daha gelişmiş; böyle bir yaradılışa sahipler çünkü yaşam doğuruyoruz, dolayısıyla evet bu bizim yaradılışımızda var zaten. Moritz Rinke oyunu böyle sonlandırmış. Kadınlar içsel devrimi gerçekleştirir, erkekler hayatlarına kaldıkları yerden devam eder. Onlara göre durdukları yer doğrudur. Dışarıdan bakıldığında görülen yanlış onların doğrusudur…

IMG_5004

Bu oyunu özellikle kimlerin izlemesini istersin?
Herkes izlesin…

Diğer projelerinden de bahseder misin?
Bir diziye başladım. Komedi. Çok tatlı bir hikâye. Tüm Yeşilçam komedi ustalarına saygı duruşu. O en sevdiğimiz Neşeli Günler hikâyeleri, canımız ciğerimiz Adile ablalar Münir abiler… Çok da bahsetmeyeyim ama çok sıcak bir dizi başlayacak yakında. Adı: Hangimiz Sevmedik… Hakikaten hangimiz sevmedik?

(Gülüşmeler…) Hayırlı uğurlu olsun… Merakla bekliyorum… Ne okuyorsun bu aralar?
Sabahattin Ali’yi özlemiştim, o yüzden bu aralar onunla sohbet halindeyim. Albertine Kayıp’ı okuyorum, Marsel Proust … Bir yandan Kurtlarla Koşan Kadınları okumaya çalışıyorum, o uzun bir yolculuk olacak.

Evet! İyi yolculuklar, kutsal bir kitap bence…

Oyun Künyesi
Yazan: Moritz Rinke
Çeviren: Sİbel Arslan Yeşilay
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Müzik: Can Güngör
Yönetmen Asistanları: Ferhat Asnia, Çağlar Yalçınkaya, Sinan Cem Çabuk
Oyuncular: Sermet Yeşil, Berfu Öngören, Özlem Taş, İnan Ulaş Torun

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here