Çağla Coşkun

Je ne t’aime plus mon amour

Je ne t’aime plus tous les jours*

Manu Chao

Yine Moda Sahnesi ve yine muhteşem bir oyun…

 

Açıldığı günden beri oyunlarını severek izlediğim Moda Sahnesi, yeni yıla Andreas Sauter ve Bernhard Studlar’ın birlikte yazdığı “Bir Başkadır A.” oyunuyla merhaba dedi. İyi ki de dedi.

 

Gülen İpek Abalı ve Ayşe Gülsüm Özel’in Almanca’dan Türkçe’ye çevirdiği, tek perdelik, 60 dakika süren oyun Kemal Aydoğan rejisiyle sahneleniyor. Oyunda Metin Coşkun’un yanı sıra Kübra Kip, Emre Çaltılı, Bülent Aksu ve Deniz Elmas gibi genç oyuncular oynuyor.

Kendisini yakarak intihar eden A’nın, babası, sevgilisi ve arkadaşları tarafından anlatılan hikâyesini izliyoruz. Şimdiki zamandayken birden geçmişe gidiyoruz. Zaten yazarlar da düz bir akış takip etmek istemedikleri için böyle bir olay örgüsünü seçmişler. A’nın da oyuna katılmasıyla ve kendisini anlatmaya başlamasıyla, hikâye derinleşiyor. Hayatı, toplumu, kişilikleri ve kimlikleri sorgulayan bir oyuna dönüşüyor.

 

Herkesin anlattığı A, birbirinden farklı. Hatta A’nın anlattığı A da farklı. Kim bu A? Neden intihar ediyor? Hayat dolu, neşeli, herkesin sevdiği genç kadın, neden hayatını sonlandırmak istiyor? Hayatta her şeyi tükettiği, sevgilisini bile o anda sevdiğinden daha fazla sevemeyeceğini düşündüğü için mi yoksa bariyerlerle kuşatılmış gibi hissederken, içindeki bariyerin öteki tarafına geçme isteği ağır geldiği için mi? Ya da kimse onu gerçekten anlayamadığı için mi? Bu soruları yanıtlamak A’nın sevgilisi Gert için ne kadar zorsa, izleyici için de o kadar zor aslında.

Oyunun sonunda yazarlardan Bernhar Studlar ile bir söyleşiye katıldık. Bunun için Moda Sahnesi’ne ve yazarın Türkiye’ye gelmesine katkı sağlayan Avusturya Kültür Ofisi’ne de ayrıca teşekkürler. Seyircilerden ilginç sorular geldi ve Studlar, bu soruları içten bir şekilde yanıtlamaya çalıştı.

 

Şimdi söyleşiden oyunun yazılma süreciyle ilgili birkaç şey aktaracağım:

 

Studlar ve Sauter, oyunlarını bir arada, diyalog halinde yazıyorlarmış. Diyalogdaki ritimlere çok önem veriyorlarmış ve o ritmi yakalayana kadar da değişiklik yapıyorlarmış. Türkçe’ye çevirirken de bu ritmi yakalayan çevirmenleri ayrıca tebrik ederim.

 

Sahne tasarımında olay yeri çemberinin içinde 4 sandalye kullanılmış. Ve yine izleyiciyi ters köşeye yatıran bir şey: Olay yeri çemberinin içinde cesedin olmasını beklerken, oyundaki dört “yaşayan” kişiyi orada görüyoruz. Böyle bir sahne tasarımı, yazarların aklında yokmuş. Oyunun sahne tasarımını yapan Bengi Günay ve yönetmen Kemal Aydoğan, metnin ruhuna uygun bir sahneleme seçmişler. Studlar da Moda Sahnesi’nin bu tercihinin çok yerinde olduğunu belirtiyor.

 

Studlar, oyunun çevremizdeki birtakım kalıpların dışına çıkma dürtüsünden, tıpkı oyunda A’nın da söylediği gibi “Bunu neden yapmıyorum ki? Neden başladığım şeyi ben sonlandırmıyorum?” sorularından çıktığını söylüyor. Peki A, neden farklı? Diğerlerinin gösteremediği cesareti göstererek o kalıpları yıkmak ve gerçekten istediği şeyi, bariyerlerin ötesine geçme cesaretini gösterdiği için mi? Belki de bu yüzden diğer dört normal -sıradan da diyebileceğimiz- kişi, bir olay yeri çemberinin içinde yaşarken A, oyun boyunca o çemberin dışında. Çemberin içine girdiği anlarda da koşarak kendisini çemberin dışına atıyor.

İzleyiciyi boşlukta bırakan ise oyunun finali oluyor aslında. A gerçekten öldü mü, ölmedi mi? A, her zamanki gibi bir şeylerden mi kaçtı? Koştu, koştu ve koştu… Ama nereye? Ölüme mi, varmak istediği yere mi? Peki varmak istediği yer, ölüm müydü?

 

Oyunla ilgili altını çizmek istediğim bir diğer nokta ise, oyundaki dört karakterin isimleri ve A’nın isimsizliği. Tıpkı matematikteki X gibi dersem, A’ya haksızlık eder miyim bilmiyorum. Studlar, bunun A diğerlerinden farklı olduğu için yapıldığını söylüyor. A’nın bir adının olmaması bana da Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” romanındaki “C” karakterini hatırlattı. C de, sıradanlığa ve tekdüzeliğe katlanamayan, topluma ayak uyduramayan bir anti-kahramandır. Romanın sonunda susmayı tercih eder, çünkü “Konuşmak lüzumsuzdu. … Biliyordu anlamazlardı.”. A’nın yaşadığı çaresizlik de tıpkı C’nin içinde olduğu çaresizliğe benziyor. İkisi de normalin dışında, başka şeylerin peşinde, ikisinin de ismi yok ve ikisi de sonunda farklı eylemlerle de olsa var oldukları durumların dışına çıkıyorlar. İkisi de diğerlerinin farkında olmadığı bir çaresizliğe bir şekilde son vermeyi tercih ediyorlar. Susarak, ölerek veya kaçarak…

 

Ezcümle, “Bir Başkadır A.”, yılın bence en başarılı oyunlarından biri olacak. Herkesin izlemesini ve oyunda sorulan soruları kendilerine sormalarını umuyorum. Böylece belki bizler de bizi saran sıradanlıktan bir şekilde çıkış yolu bulabiliriz, durmadan öldüğümüz veya kaçmak istediğimiz bugünlerde susmadan, ölmeden veya kaçmadan…

 

Var ol Moda Sahnesi!

 

Oyunla ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz:

 

*Seni sevmiyorum aşkım

Seni artık her gün sevmiyorum.

Dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here