Uzayıp duruyor gölgem bir çıkmaz sokakta
Acı bir çığlık takılı kaldı boğazımda
Kapılıp rüzgâra bir uçurumun kıyısında
Yorgun düşüyor suretim bu dev aynasında…(*)

Orhan Kemal, 1968 yılında yazdığı romanı “Tersine Dünya” ile, cinsiyet rollerini ters yüz ederek, kadınlar ve erkeklerin bu dünyada üzerlerine bir etiket gibi yapışmış, taşlaşmış kalıplarını serer gözler önüne.

Tersine Dünya3

Tarihsel olarak, disiplin altına alınmamış kadının, özel alandan çıkarak kamusal ve politik alanlarda görünürlük ve eylemlilik kazanması her zaman toplumsal ve politik düzen için tehdit edici bulunur. Diğer yandan, radikal dönüşümler öngören bütün politik projeler, iktidarlarını, belirli biçimlerde disiplin altına alarak yeniden işaretledikleri kadın/beden üzerinden görünür ve muktedir kılmaya ve giderek meşrulaştırmaya çalışırlar. “Batı geleneğinde, Aristoteles’ten Freud’a, hatta Lacan’a uzanan bir anlayışın, yani ‘doğakültür farklılaşmasının cinsiyet hiyerarşisine yansıtılıp denetimsiz doğayla özdeşleştirilen kadının erkekten aşağı sayılması; erkeğin ise akıl ve uygarlıkla, dolayısıyla denetimle ilişkilendirilip ahlâken de üstün görülmesi’ olgusunun yansımalarını bulabiliriz.”  (1) Bugün, ataerkil ideolojinin kültürleri aşan gücü ve kapsayıcılığı kendisini tüm dünyada gösteriyor. Gerçekte, toplumun politik alanı olan “merkeze” giren her kadını cezalandırmaya yönelik eğilimi, kadınların güçsüz ya da edilgin olarak görülmediklerinin açık kanıtı. Bir toplumsal yöntem olan kadın düşmanlığı, kadının küçümsenmesini değil, daha çok dikkate alınmasını ve gözaltında tutulmasını gerektiriyor. Doğurgan cins olarak hayatın belirleyicisi sayılması gereken kadınlar, öncelikle bu tehlikeli özelliklerini bastırmaya yönelik tekniklerle, bunların yeterli görülmediği süreçlerde ise daha vahşi yöntemlerle pasifize edilmeye çalışılıyorlar. Eril toplum, “süte karşı sperm mantığı” doğrultusunda, kadınlar üzerindeki teorik ve pratik üstünlüğün toplu olarak sürmesini sağlayan “namus” kavramı gibi pekçok ekonomik/politik/toplumsal egemenlik aracının yanı sıra, bireysel şiddeti de bu hedefe kanalize etmekten çekinmiyor.

Tersine Dünya4

Kadınlara karşı kurulan eril hakimiyetin bir unsuru erkeklerin düşünsel ve bedensel düzlemde uyguladıkları “şiddetse”, diğer unsur, kadınların erkek baskısına gösterdikleri “rıza”. Tersine Dünya, bu durumun da altını çiziyor: “Karşı cinsler, kadın/erkek iktidar ilişkisinde aynı söylemi paylaşırlar. Erkekler gibi kadınlar da egemen eril ideolojiyi benimsemiş olduklarından, hem lânetledikleri hem de hayranlık duydukları bu koruyuculara boyun eğmekten mutlu, gönüllü kurbanlara dönüşürler zaman içinde.” (2) Kadından kadın olabilmek için, bir nesne, bir av haline gelmesi; yüce, egemen bir varlık olma hakkından vazgeçmesi istenir ve kadın, “dişi bedende yaşayan canlı, kendisine kadın davranılan” haline gelir. (3) Böylece kadın, dünyanın bütünüyle erkek dünyası olduğunu kabul eder; etine, evine kapanır, bütün amaç ve değerlerin yaratıcısı, dünyanın efendisi olan erkek yanında edilgin bir varlık halinde yaşar. Bağımlı, ikinci derecede bir varlık olduğu kabul edilir ve bunu kendisi de kabullenir.

Cumhuriyet dönemi edebiyatı içinde, önceden vaaz edilmiş kuralların değil, bir yaşam tarzının metinleşmesi olan Orhan Kemal romanlarında, kadın ve kadının açmazları, “cinsiyetlendirilmiş” bakış açısından aktarılır. O’nun romanlarında kadın, yazılmamış kurallar ve dayatılan roller ile kendisine sunulanları yaşama ve etken öznenin cinsel nesnesi olma durumunda sunulur. Kemal, kadının erkek egemenliği ve baskısı altında bir alt kültür olmaya itilişini ve erkeğin hâkimiyeti ile ikincil ve öteki konumuna dışlanışını, kurmacanın sınırları içerisinde bir toplumsal sorun olarak aktarır. Kadın karakterler, erkek ile aralarındaki biyolojik farklılıkları aşamaz; böylece bedenine dahi sahip olamayan cinsel bir nesne konumunda aşağılanırlar. Ölü geçmiş ve çürüyen şimdi arasında sıkışan kadın, ekonomik sınıfsal çarpıklıkların yoğunlaştırdığı bir çatışma ve uyumsuzluk ortamında tutunmaya çalışır.

Ne hazindir ki, Orhan Kemal’in Tersine Dünya’sı, kaleme alınışından yarım asır sonra, O’nun göremediği üçüncü bin yılda, hâlâ sahnelere taşınıyor. Geçmişin acı acı gülümseten bir hatırası olarak değil, yaşanan ve kanatan canlı bir trajedi olarak. O’nun modern ilericilik adına yazdığı her satır, bugün postmodern gericiliğin kucağına itilen bu coğrafyada, çok daha yakıcı bir güncelliğe sahip…

Oyuna Gelince…

Tersine Dünya6

Engin Alkan’ın ilk anda izleyiciyi avucunun içine alan, enerjik, mükemmel rejisi, her biri ustalık derecesindeki oyunculukların yanı sıra, sahne, dekor, müzik, şarkı sözü, kostüm, koreografi tasarımlarıyla da, “Tersine Dünya”, sezonun her açıdan başarıyla  kotarılmış bir çalışması, olarak değerlendirilebilinir. Engin Alkan bir kez daha  (roman)  karakterlerinin gerçeğe uygunluğunu, duyguların dışa vurumunu, yazara ait kurgunun biçimini hiç bozmadan, dahası ufak ilavelerle (Orhan Kemal’in roman tekniğine sadık kalarak), ekip uyumunu, doğal oyunculukların ortaya çıkışını kusursuz biçimde ele almış ve işlemiş. Bu bağlamda,  “Tersine Dünya”,  en ufak bir aksaklığa fırsat tanımayan özenli bir uğraşın neticesi. Tıpkı  “Bernarda Alba’nın Evi”,  “Küskün Müzikal”, “İstanbul Efendisi”, “Tarla Kuşuydu Juliet”,  “Şark Dişçisi”, “Vişne Bahçesi”, “Şekerpare”, “Huysuz”, “Alemdar – Tohum ve Toprak”,  “Çürük Temel”, “Generaller, Savaş ve Barbekü” gibi.     Engin Alkan yönettiği oyuncuda (kısmen ya da bütünüyle) varolan oyunculuğa dair tüm yetenek ve elementleri yine en doğru  ve doğal biçimde bulup, ortaya çıkartıp, kullanmış. Orhan Kemal romanından uyarlanmış tekstin iletisini ona uygun estetik bir üslûpla oluştururken, rejisör dehasıyla uzun seneler belleklerde kalacak bir sanat olayının daha, altına imzasını atmış. Hem de kocaman bir imza bu. Büyük harflerden oluşan. Sabit kalemle atılmış. Silinemez.

Ağır, yükümüz çok ağır
Ah, bu yıkımdan kim neyi kurtarır?

Tersine Dünya7

İşte, Orhan Kemal’in Tersine Dünyası’nda  hayatın kimileri için nedense hep “terso, hep yek” devam ettiği sarı sıcak, o küf ve ıhlamur kokan, “çocukların ille de yaşlı doğduğu”zamanların birinde bulduk kendimizi. Zaten Cemal, Yasin, Leyla, Süleyman’ı, Bakkal’ı tanıyoruz bir yerlerden. Bir sokak başında, bir parkta  rastlamışız onlara. Ayaküstü de olsa konuşmuşuz, hemhal olmuşuz. Yolda, metroda, vapurda çıkmışlar karşımıza. Düzene, dümene, tekere dümdüz giden suya batmazların, barbut, kumar oynayan, üçkağıt açanların, manita peşinde koşanların, söğüş, tav, dızdızcılık yapanların, karayı bulsa da parayı alamayanların, Nazan değil basanların kazandığı, bıçaktan korksa bıçakçı dükkanının önünden geçmeyecek olanların, sustalı silah taşıyanların,  içkici, kumarcı, vurucu, kırıcıların, iflah olmazların, en müptezelinden belalı bitirimlerin, alınlarına yazılanları mı yoksa yaşadıklarını mı alınlarına yazıp, yaşayanların küçük dünyalarını Engin Alkan öyle bir sahneye taşımış ki zaten…Kimi roman uyarlamaları gibi üstünkörü bakıp geçmemiş, derine, en derinlere inmiş. Yaratıcı hayal gücünü katmış. Çapaksız, rahat izlenen bir oyun çıkartmış ortaya. Dahası hayat ve insan manzaralarına dair sayfalar koymuş önümüze. Durmaksızın kat kat açılan. Kısaca; Engin Alkan, Engin Alkan’ı “Tersine Dünya” ile bir kez daha tarihe taşımış.

“Tersinden de baksan dünyaya
Düzünden de baksan…”  (*)
Nilüfer Belediyesi’nin tiyatro topluluğu ile can bulan oyun, 15 oyuncu ve yaklaşık 25 kişilik mutfak arkası ekip olmak üzere müthiş bir kolektif çalışmanın ürünü. Kadın ve erkek kimliklerinin ironik ve eğlenceli bir üslupla tersine döndürüldüğü oyunda Engin Alkan, salt gülmece amaçlamıyor. Finalde tüm ağırlığıyla kendisini hissettiren trajediyi oyunun farklı bölümlerine serpiştirerek ve bu coğrafyanın yoksul insanların sıkıntılarını, özlemlerini, tutkularını, sözün kısası “Orhan Kemal’in insanları”nı eşsiz yaratıcılığıyla sunuyor. Orhan Kemal gerçekçiliğini, anlatımını ve didaktik öğelerini asla savsaklamadan tiyatroya uyarlamayı başarıyor. Oyunu, sadece kadın ve erkek rollerinin değiştirilmesi sığlığına indirgeyen zihniyetin tersine, yabancılaştırma efektinin gerisindeki toplumsal sorunları merkezine alıyor.

Komiser Canan, Süleyman, Bakkal Nuriye, Palabıyık Hasan, Bitirim Leyla, Apo, Çıtır Oğlan’ı canlandıran oyuncular sahnede yarattıkları illüzyon, ustalık katındaki oyunculuklarıyla, yaşar kıldıkları karaktere apayrı bir derinlik, sahicilik kazandırıyorlar, hiç kuşkusuz.Ki bu saydığımız özellikler, diğer tüm oyuncular için de baştan sona geçerli. Doğru oyunculuk ve diğer teknik detayları, özel sahne dili / kullanımı, sahne düzeni ve trafiğinin mükemmel akışkanlığı, zamanlama ve dinamizm kusursuzluğu, yaratıcılığı, sahnede en sahici biçimde estetize edilmiş kahramanlarıyla  her açıdan Orhan Kemal’e yaraşır bir yetkinlikle sunulan  Tersine Dünya’da emeği geçen herkesi yürekten kutlama zamanı. Bizi kendimizle ya da biri / birileriyle yüzleştirdikleri için. Ve bu oyunu tüm kadınlara ve yitirdiğimiz canlara adadıkları için. Ve sahi, “bu yıkımdan kim neyi kurtarır” diye düşündürdükleri için…

Tersine Dünya2

Engin Alkan ile yaptığımız söyleşiden bir alıntıyı, tam da bu noktada anımsamakta yarar var: “O, kuramsal ve teknik olarak tiyatroda köklü değişimlerin, dönüşümlerin önünü açabilecek nitelikte bir tiyatro insanı. Türkiye’de tiyatronun tarihinin en ağır saldırılarına uğradığı bir dönemeçte, sadece yerel anlamda değil, evrensel boyutta da Türkiye tiyatrosunun devrimci bir dönüşüme ve aydınlık bir geleceğe yönelmesinin mimarlarından biri olma potansiyeli taşıyor Engin Alkan. Alain Badiou’nun dediği gibi: “Bizim sorunumuz olumlayıcı cesaret ve yerel enerjidir. Sorunumuz modern trajedinin koşullarından ziyade, modern komedinin koşulları sorunudur. Aristophanes’e ya da Plautus’a dönmeyi beceremeyişimizin verdiği tedirginlik, Aiskhylos’a can vermeyi başardığımızı bir kere daha teyit etmenin verdiği sevinçten büyüktür. Zamanımız bir icat gerektiriyor; arzunun şiddetiyle yerelliği sahnede birbirine bağlayan bir icat. Popüler bilimin kâdir olduğu herşeyi tiyatro-fikirlere aktaran bir icat. Biz insanların ne kadar âciz olduğunu değil, nelere kâdir olduğunu gösteren bir tiyatro”(4)Çıkamazsın işin içinden                                                                                                    Kendinle yüzleşmeden…” (*)

Yavuz Pak

Kaynakça:

  • Akal, Cemal Bâli, “İktidarın Üç Yüzü”, Dost Yayınevi, Ankara, 2005, s: 250
  • Akal, a.g.e. s:222
  • Mackinnon, A. Catherine, “Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru”, Metis yayınları, İstanbul, 2003, s:53
  • Çekirge, Pınar- Pak, Yavuz. “Paralel Sorgu- Tiyatroya Adanmış Hayatlar”, Opus yayınevi, İstanbul, 2014, s: 294

2 Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here