Bir gece Ada’dan gelen 


Genç Eleştirmenler
757 Görüntülenme
Bir gece Ada’dan gelen 


Bu yazı, 7. Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında, 10-17 Mart 2019 tarihlerinde Prof. Dr. Tülin Sağlam ve gazeteci Bahar Çuhadar’ın moderatörlüğünde düzenlenen ‘Genç Eleştirmenler’ atölyesi kapsamında yazılmıştır. Bir hafta süren atölyeye,      9 Eylül, İstanbul, Kocaeli, Ankara-DTCF, Atatürk, Uludağ üniversitelerinin oyun yazarlığı ve/veya dramaturji bölümlerinden toplam altı öğrenci katılmış, atölye kapsamında sekiz oyun izlenmiş ve değerlendirilmiştir. Atölyenin sonunda öğrenciler tarafından kaleme alınan eleştiri yazılarını, kültür sanat ve tiyatro portalları Hürriyet Kitap Sanat ve Tiyatro…Tiyatro…Dergisin’den takip edebilirsiniz.

BİR GECE ADA’DAN GELEN

DERMAN GÜLMEZ
dermangulmez@gmail.com

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu, Yiğit Sertdemir’in yönetip Aliye Ummanel’in dramaturgisini yaptığı ve Osman Ateş’in hareket düzenini kurguladığı bu kolaj, bir buçuk saat boyunca çok güldürüyor ve zekice kurgulanışıyla her sahnede etkiliyor. Üzerine çok düşünülmüş bir dekor kullanımı, grotesk kıyafetler ve makyajla hayal bile edemeyeceğimiz bir Çehov algısı yaratıyor ‘Hayalet Kumpanya’ 

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun ‘Hayalet Kumpanya’sını izlerken; “Aa ben ‘Ayı’ oyununu daha önce hiç böyle düşünmemiştim! Bir Evlenme Teklifi’nde baba-kız değil anne-kız var… ‘O canlı tablolar da ne yaratıcı öyle!, İşte bu oyunu şununla böyle bağlaması nasıl da mantıklı…” gibi bazen seslice bile dile getirdiğiniz cümleler geçebiliyor insanın aklından. Etrafta sürekli tütünün zararlarından bahseden bir adam, ‘Sayfiyede Yaz’dan bahseden bir başkası, çayır sahibi bir genç, yaslı ama şehvetli aristokrat ama aynı zamanda parasız bir kadın… Peki bütün bunlar nasıl birbirine bağlandı ve bu kadar eğlendirdi dersiniz? Bütün bunlar yaşlı bir kadın anlatıcının sahneye gelip bizi bir şeylerin telafisi için sahneye çağırması, seyir içinde seyir, oyun içinde oyun; nerdeyse bir oyunculuk dersi kıvamında çalışmalar, müzikli ve şarkılı provalar, ışığın sahneyi doldurması ve tüm bunların kesinlikle inorganik bir şekilde göze batmamasıyla bütün bu küçük hikâyeler birbirine bağlanıyor. Bir orkestra gibi hep birlikte hareket ediyor, kendi küçük dünyalarını büyük bir resimle bağlıyor oyuncular. Bizler de bu orkestranın parçası oluyoruz. Ben oradan kahkahamla, diğeri dışa yansıyan “Bravo!” sesiyle, bir başkası salt duruşuyla… İşte bu seyir ve sahne alanının birbirine bu şekilde geçiyor olması büyülüyor… 

Oyunun en başında başlatılan hikâye çemberi, sonunda yine yaşlı kadınla bağlanıyor. Birkaç anlatı ve oyun, süreyi uzatarak sona doğru seyri zorlaştırsa da bütünlüklü bir yapı ve kolaj çalışmasının bu denli doğal ve tek bir metinmiş izlenimi vermesi, salonun nerdeyse tamamını birlikte eğlendirmesi tiyatroya dair umutlarımız yeşertiyor. Güneş doğana kadar üzerine konuşma ve heyecanlanmayı, sahneyi yaşam alanlarımızda da deneyimlemeye devam etmemizi sağlıyor. Kuklavari yan oyunculuklar, bir hikâyenin ana kahramanın yanında, hikâyeyi öyle destekliyor ve öyle estetik fotoğraflar veriyor ki jestleri ve mimikleri de içine alarak; “Bunu ben de yapacağım” diyorsunuz! “Evet, bu fikri böyle de kullanabiliriz!” Bu çok yaratıcı, kutulardan çıkan insanlar ve orada yaratılan başka dünya içine çekiyor sizi.

Hayalet Şehir Maraş…
Oyunun görsel olarak katmanlı olmasının dışında, hikâyeyi de farklı açılardan yorumlayabileceğimiz gibi, birkaç katmanı üst üste getirerek de yorumlayabiliriz. Başlangıçta yaşlı bir kadının girişi, bizi bireysel bir hikâyeye de götürebilir. Fakat içine girdikçe, bütün oyuncuların kadından farklı giyinmesi, oyunculuk biçimlerinin başka olması, bütün bu hikâyenin bizi bir kolektif hafızaya çağırdığını gösteriyor. Yarım kalan oyunlar, yarım kalan şehir, hayat ve yakın tarihi hatırlatma… Barış isteği, şehirsiz kalan bir halk. Hayatsız kalan insanlar… Hayalet şehir Maraş…  

Diğer katmanı da bunun üzerine dahi koyup birkaç yerden birlikte bakabiliriz. En başta yaşlı kadının gelişini ‘Martı’daki Nina gibi bile okuyabiliriz. Hayal kırıklıkları içinde olan Nina, geçmişin telafisini ister. Gelir ve bu kez başka oyunlar içinde bulur kendini. Neden olmasın? ‘Martı’da hikâyesi istediği gibi olmayan Nina’ya da hakkını vermeliyiz, oysa! Neden onlarca yıl önceki karakterlere de hakkını vermeyelim ve Benjamin’in ‘Klee’nin tablosundan etkilenerek ad koyduğu tarih meleği imgesi neden onların da omuzlarına konmasın? Çünkü tarih meleği gitmek, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. 

Oyunun farklı anlam ve biçim katmanlarının olması akla pek çok bakış getirebilir. Ayrıca yine sahnelemeye dair bir küçük ayrıntı da ‘memeler’. Memelerin dramatik nesne olacağı aklımın ucundan geçmezdi! Böylece bedenlerinin de metinlerden ayrı olmadığını bütün bu ayrıntılar vasıtasıyla yeniden görüyoruz. 

Ezcümle, sahnede canla başla bir şeyler anlatan ve bunu da doğallıkla yapıp seyirciyle diyalog kurabilen oyuncuyu görmek, tiyatronun mümkün kıldıkları üzerine, hâlâ o imkânların, sahnede dönüşen ve dönüştüren bir şeyler yaratma olasılığının hazzını veriyor. Oluş halinde bir düşünceyi seyretmenin hazzı! Çehov bilmeyen bir seyirci de olabilir, hiç bilmeyen anneannenizi de getirebilirsiniz. Çünkü Çehov demiri atıyor; ama Ada’nın oyuncuları gemiyi öyle bir yere getiriyor ki açık denizde bu hikâyelere tutunup kaybolmuyorsunuz!

Oyun yaşlı kadının genç adamın dudaklarından öpmesinin ardından, düğün oyununda gelinlik giyip sahneyi terk etmesiyle sona eriyor. Finalde, O’nun şu sözleri özetliyor hikayeyi: “Ölüm nedir ki zaten hikâye devam ettikçe!” Bu cümle, aynı zamanda sanatın ve dehanın olduğu yerde bütün olumsuzlukların yok olabileceğini salık veriyor. Aslında bütün bu yaptıklarımız, yaşama tutunmak ve umut üretmekten başka nedir ki diyor oyun bir bütün halinde!  

HAYALET KUMPANYA
LEFKOŞA BELEDİYE TİYATROSU
Yazan:
Anton Çehov 

Kurgulayan&yöneten: Yiğit Sertdemir
Dramaturg: Aliye Ummanel
Dekor&kostüm Tasarım: Özlem Deniz Yetkili
Işık Tasarım: Fırat Eseri
Müzik&koreografi: Osman Ateş
Oynayanlar: Deniz Çakır, Barış Refikoğlu, Aytunç Şabanlı, Osman Ateş, Özgür Oktay, Döndü Özata, Hatice Tezcan, İzel Seylani, Asu Demircioğlu, Melihat Melis Beşe, Cem Aykut, Melek Erdil, Umut Ersoy, Havva Güleş
Orkestra: Hüseyin Kırmızı, Ali Suyolcu, Behiç Anibal


* Derman Gülmez, Ankara Üniversitesi DTCF Dramatik Yazarlık öğrencisi.

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku

UA-133167482-1