Çağla Coşkun

İzlediğim oyunlar içerisinde son zamanlarda beni en çok paralize eden oyun oldu “Hafızasını Kaybeden Müzeden Bir Traktöre Mektuplar”. İzleyeli uzun bir zaman oldu ancak nasıl kelimelere dökeceğimi bir türlü bilemedim. Kafamda cümleler kurdum kurdum, hiçbir yere bağlayamadan sildim hepsini. 

ba-Disiplinlerarası Sanat Topluluğu‘nun yeni oyununu Ferdi Çetin yazmış, Yusuf Demirkol sahnelemiş. Nilay Erdönmez’e de performansı sergilemek düşmüş. Sahne tasarımıyla, metniyle ve sanatçının performansıyla oldukça ilginç bir oyun.

Louvre Müzesi’ne benzeyen piramit şeklinde bir sahne, sahnede içi eski eşyalarla dolu bir bavul, yumaklar, fotoğraflar, mektuplar ve kasetler… Bir de turuncu elbisesi içinde Nilay Erdönmez. Robotik hareketler ve kelime ol(a)mayan sesler…

Nerede başladı, nasıl bitti?

Ben bu sesi nereden hatırlıyorum?

O hareket ne kadar da tanıdık geldi!

Bu mektup kim tarafından kime yazıldı?

Aklımda deli sorular…

Bir ev ya da belki bir otel odası olan bir piramit içinde yaşanan hesaplaşmalar… Geçmişin gölgesinde bugünün kölesi olan bir kadın… Hareket bile edemiyor sanki. Ne hissediyor? Bir şey hissediyor mu? Acı mı öfke mi yarım kalmışlık mı?

Bir müze,  bir traktöre mektup yazar mı?

Peki ya bir müze, hafızasını kaybeder mi?

Ah müzeler… Belleklerimiz de bir müze aslında, değil mi? Kayıplardan, yarım kalanlardan, yaşananlar ve yaşanmayanlardan oluşan karmaşık bir müze… Unutulmasa da hesaplaşılmadığı zaman bugünü yok edenlerle dolu, tüketen bir müze…

Türkiye’de örneğine zor rastlanacak, sahnelemesi de metni de zor bir oyun bu… İzlemesi de zor dediğim gibi… Zor ama duygusu da bir o kadar yoğun… Nilay Erdönmez’in performansıyla da hayranlıkla izlenen ve daha sonra üstüne saatlerce konuşulan, etkisi uzun süren bir deneysel oyun…

Müzeye arkadaşlık etmek için şuradan gün ve saatlere ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here