Bir Sofra Komiği, Bir Meddah Olarak Metin Zakoğlu

Pınar Erol
0 yorum
Bir Sofra Komiği, Bir Meddah Olarak Metin Zakoğlu

BİR SOFRA KOMİĞİ, BİR MEDDAH OLARAK METİN ZAKOĞLU

Daha çocukken, okul yıllığında Metin Zakoğlu için, “ileride oyuncu olacak” yazıyor. Buna kehanet diyemeyiz ama adam olacak çocuk diye tarif edebiliriz. Doğrusu bu. Açtığı “Cafe Theatre”, hamburgercilerle karıştırılsa da, onu ve yaptığı işi konumlandırmakta hep bir kafa karışıklığı yaşansa da, o hep önüne bakıyor ve işimdeyim gücümdeyim demeye devam ediyor. Aslında söylediği şey çok basit: Her yerde tiyatro! Sırtımı duvara dayar, her yerde işimi yaparım diyor. Engel ne ki! Gülüp geçiyor. Belki yıllar içinde gelinecek yeri o biraz erken gördüğü için, belki sızlanmak yerine; kendi koşullarını, kimseye eyvallahı olmadan, yine kendisi yarattığı için ona öncü de diyebiliriz. Bu da doğru. Yale Üniversite’nin araştırma konusu olurken; onu görmezden gelenlere ise sadece “ben de bu ülkenin tiyatrocusuyum” diyor.

Oyunculuk için, “benim genlerime işlemişti, ben öyle doğdum ve başka hiçbir meslek düşünmedim” diyorsun. Radyo sanatçısı ve ressam olan baban Kadir Kubilay Bey ise tiyatrocular aç kalır diye oyuncu olmanı istemiyor aslında.

O dönemin tiyatrocuları da hakikaten çok zor şartlar altında tiyatro yapıyor. Münir Özkul gibi bir ‘star’a yardım gecesi yapılıp bir bodrum katı alındığını görüyor. Buna benzer örneklerle karşılaşan adam da çocuğunu düşünüyor ama çocuğunu düşünürken tiyatrocu olma; türkücü ol diyor. Yani memur ol diyor aslında. Doktor ol, mimar ol, okuyup NASA’da görev yap demiyor yani. 140 IQ’su olan çocuk için, öğretmenleri bile, “çok zeki bu çocuk, tiyatrocu olmasın, orada harcanmasın” diye hem zekâmı hem tiyatroyu aşağılıyor. O çocuk yüreğim de bir türlü anlatamıyor özellikle tiyatrocuların zeki olmak zorunda olduğunu.

Seni ilk Tevfik Gelenbe keşfediyor. Sonra İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin Şehir Tiyatroları sınavını kazanıyorsun. Aynı yıl, Eskişehir Devlet Konservatuarı’nı da kazanıyorsun ama gitmiyorsun.

Doğru, Tevfik Gelenbe kurs açardı, ücretsiz ona gittim. Öyle tanıştım Tevfik Gelenbe ile. Bendeki yeri çok önemlidir. Genco Erkal’ın da öyle. Genco abi bana, “Konservatuvar okuduktan sonra yine dönüp Şehir Tiyatroları’nın sınavına gireceksin ama o zaman oraya girmek şimdiki kadar kolay olmayabilir” dedi ve hayatımın önünü açtı. Böylece ben vakit kaybetmeden, hemen tiyatronun içine atılmış oldum. İlk rolüm “Ahududu” ile başrol oldu. Büyük bir şans. Hakikaten çok iyi oldu benim için bu tercih. Tevfik Gelenbe’den gelen basit bir eğitimim vardı altını hafif dolduran. O, klasik bir eğitimdi. O usta-çırak ilişkisi bana üç-beş tane konservatuvar eğitimi oldu. Ayrıca ben çok iyi bir dönemin çırağı oldum. Düşünün Suna Pekuysallar, Zihni Göktaylar, Çetin İpekkayalar, Ayla Alganlar, Beklan Alganlar. Ben TAL’de yetiştim bir defa yani. Şimdi anlıyorum ki müthiş bir yolculukmuş o.

Şehir Tiyatroları’nda ilk önce perde çekmeyi öğrenmişsin.

Onu ben istedim. “Ahududu” oyununda perde açan Mustafa abimiz vardı. Öyle bir açardı ki perdeye dans ettirirdi. “Bak yine yaptı yapacağını” derdi Suna abla. Gittim yalvardım Mustafa abiye bana perde açmayı öğret diye. Çaktırmadan birkaç oyun perdecilik de yaptım,  Aç kalmam yani, olmadı, perde açmaya giderim.

İki yıl işletme okuduktan sonra okulu bırakıp Berlin’de Tiyatro Antropolojisi okuyorsun.

O da, Çetin İpekkaya’nın bana verdiği en büyük hediyelerden biridir. O okulda hocaydı ve kendi kontenjanından yararlandırıp beni oraya aldı. Canım ustam Çetin İpekkaya’nın bana yaptığı iyiliği size anlatamam. Ben oraya tek kelime Almanca bilmeden gittim. Notları gece Türkçeye çevirip bana getirirdi. Orası farklı ülkelerden oyuncuların katıldığı ve üst eğitim veren, enteresan bir okuldu. Eugenio Barba’yla da o dönem tanıştım. Antropolojik tiyatro, tiyatroyu daha farklı nasıl yapabilirizi irdeleyen, daha altına nasıl inerizi sorgulayan ve altındaki tüm kuramları öğretirken, sana da kendi kuralını ve konseptini yaratma imkânı veren bir eğitimdi. Dolayısıyla Barba, Türk Tiyatrosu’nda evde tiyatro fikrinin önünü açan tek kişidir. Bir izleyen, bir oynayan varsa, tiyatronun her yerde yapılabileceğini anlatan en önemli adamlardan biridir. O zaman ben TAL bünyesindeydim. Barba’yı, Ayla Algan ve Beklan Algan’la beraber Askeri Müze’ye getirttik. Çünkü sahne istemiyordu; düz bir yerde oynamak istiyordu. Işık, dekor, efekt hatta söz bile olmadan tek başına Nazım’ın “Karıma Mektup” şiirini oynadı. Oyun bittiğinde hepimiz ayağa kalkıp “Nazım” ve “Karıma Mektup” diye bağırdık. O kadar etkilendim ki! O, bu koşullarda tiyatro yapılabileceğini gösteriyorsa, ben niye yapmayayım ki dedim. Çıkış noktası odur yani.

1994’te “Umudum Tiyatro”yu kuruyorsun.

Ay Kamran ağabey ne dalga geçti tiyatronun ismiyle. Öyle severdim ki O’nu. Savaş Dinçel’in oyunu “Gürültülü Patırtılı Bir Hikâye”de birlikte oynadık. Her oyuna, “bugün piyango bileti aldım, büyük ikramiye bana çıkarsa, her seyirciye aldığı bilet bedelinin on katını verip gidin lan, çıkmıyorum sahneye deyip evime döneceğim” diye gelirdi. Bir gün öyle bir kar yağdı ki, sadece dört seyirci geldi. Biz on kişiyiz. İptal edelim diyen oyunculara bir bağırışı vardı: “O dört kişi, bugün buraya gelmeseydi biz perde açamazdık ve Belediye’nin Mezarlıklar Müdürlüğü’ne tayin edilirdik. En iyi oyunumuzu onlara oynayacağız” diye! Düşünün, ben böyle bir adamın çırağı oldum. Artık böyle bir kuşak kalmadı.

“Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu senin için bir dönüm noktası. Genco Erkal sana oyunu oynaman için sadece kendi perukasını vermiyor; aslında sana el veriyor. Muammer Karaca’da ilk gösterimden sonra da Tevfik Gelenbe sahneye çıkıp babana, “bu çocuğun elinden tiyatroyu alırsan nefesini de alırsın” diyor. 

Ne kadar güzel bir laf ama değil mi? Babam o sayede izin verdi zaten. Hepsi türkücü olmayayım diye babama hazırlanmış tuzaklardı. O git matematik oku, yazık olmasın dedikleri zekâm sayesinde bu tuzakları hazırlayabildim ve işte galip çıkabildim.

Altın Rehber’den civarda oturanları arayıp bedava oyuna çağırman da buna örnek.

Evet, ama doldurdum işte salonu. Bahçelievler’de bana verdikleri salonu da yine Altın Rehber sayesinde doldurdum.

“Tiyatro, koşulsuzluklarla savaşma, aynı zamanda da koşulları yaratma sanatıdır” ve “tiyatro her yerde” diyerek “Evde Tiyatro”yu başlatıyorsun. Ama aslında, daha çocukken evde 25 kuruşa Hacivat – Karagöz oynatarak başlıyorsun “Evde Tiyatro”ya.

Doğru, ben çocukken başladım evde tiyatroya. Çocukluk ne kadar önemli değil mi? Ablam bilet keserdi. Babamın atölyesine arkadaşlarımın anneleri gelir, “oğlum paranı bugün ödeyeceğiz” derlerdi. Babamın dükkânında Hacivat – Karagöz oynatıyordum. Bütün tezgâhı da babam hazırlamıştı. Koşulsuzluklarla savaşma sanatı bizim mesleğimiz. Kitabımın arkasında da öyle yazar. Ben kendi koşullarımı yarattım. Millet oturup armut piş, ağzıma düş diye bekliyor. Bir şey gelmeyince de küsüyorlar. Ya sen önce bir uğraş, bir çaba sarf et… Bir de benim buradaki on beş seyircimi küçümsüyorlar. Onlar benim yirmi beş yıllık emeğimin ve sürekliliğimin sonucu oysa. Birçok alternatif mekânda tiyatro yapanlar, o dönem tüm basının ilgi odağı oldular. Bana da, “seni niye haber yapmıyorlar” diye sordular. Ben de onlara hep, meslekte süreklilik önemlidir dedim. Ne yazık ki çoğu da bitti gitti, hep o açtıkları mekânları kapattılar, otoparka döndürdüler. 2004’te açmışım ilk “Evde Tiyatro”yu. On dört yıl, tiyatroda uzun bir zamandır. Bunun değerini tarih bilecek.

Seyirci için de farklı, avangart bir deneyim. O 15 seyirci hem oyun esnasında hem sonrasında o yakın temastan dolayı kendini çok özel hissederek ayrılıyor. Sen aslında Muhsin Ertuğrul’un dediğini yapıyorsun.

Daha öncesini söyleyeyim. Kemancı’da Kemancı Kültür’ü açtıran benim Zeki’ye. Şehir Tiyatroları’nda oynuyorum o zaman. Haftada bir gün de tiyatro geceleri yapalım dedim. Kendi dönemimde ilk barda tiyatro yapanı benim. Sonra Nejat İşlerler geldi. Onlar da “Kahramanlar ve Soytarılar”ı oynadı. Ben her yerde tiyatro yapıyorum gerçekten.

Hastanede tiyatro da oğlunun doğumundan sonra, her gün gri duvar gören hastalara, sanatla gökkuşağı yaratmak istediğin için başlamış.

Anadolu Sağlık Merkezi, çok meşhur olduğum o dönemde, eşimin hamileliğine sponsor olmak istedi. Doğumdan sonra, biz hastanedeyken, gazeteciler gelip fotoğraf çekmeye başladılar. Ne yapacaksınız onları dediğim de “işte, sponsor olduğumuz için kullanılacak” dediler. “Ne münasebet, hemen paranızı geri öderim ama böyle bir şeyi kabul etmem. Eğer haber istiyorsanız, hastanenizde tiyatro yapayım, asıl bu büyük haberdir” dedim. O zaman işte, Direklerarası Tiyatro Ödülleri’ni aldılar bu fikirle. Hastalar odalara sığmamaya başlayınca aşağıda bana tiyatro salonu yaptılar. Her pazartesi Tuzla’da bulunan Anadolu Sağlık Merkezi’ne gelen her hastaya bedava oynadım. Ama bu fikri de yaşatmaları çok hoşuma gitti. Kemoterapi gören kaç hasta bu sayede son oyunlarını benden izlemiş oldu. Bıkmıştık bu gri duvarları görmekten, sayende bir gökkuşağı açıldı bugün dediler. Ben bunlara mekân deneyleri diyorum. Yarattığım on bir mekân deneyleri arasında en önemlilerinden birisiydi bu, diğeri de engellilerin evi oldu.

Özellikle içinden geçtiğimiz şu günlerde tiyatro her anlamda engellenirken, senin engelleri her anlamda kaldırman bana kıymetli geliyor. Oyunlarına sürekli gelen bir seyircinin amcası da seyircinmiş. Onun yokluğunu fark ettiğinde, iki bacağının damar tıkanıklığından kesildiğini, gelemediği için çok üzüldüğünü öğrenmişsin ve o zaman ben ona giderim demişsin. 

Senin söylediğin bu cümleler de benim için kıymetli. Dediğin gibi oldu. Hadi gidelim dedim ve tabii ki bu işten hiçbir zaman para almadım. Adamın birden karşısına çıkınca o da çok şaşırdı. Oyun bitti, iki ayağı da kesik, ayağa kalkmaya çalıştı. Komedi oynadım ama herkes ağladı. O kişi âşık olduğu tiyatroya gidemiyor, evden çıkamıyor ama tiyatro onun ayağına gidiyor.

TRT İstanbul radyosu için yazdığın “Tatil Sabahı”ndan itibaren, oyunlarının çoğunu kendin yazıp yönetiyorsun. Ayrıca 2010’da yazdığın “Herkes mi Aldatır” filme de çekilmiş. Genelde kendi yazdığın oyunları oynuyorsun.

Evet, ilk aklıma gelenler, “Arkadaşım Kadın Oldu”, “Herkes mi Aldatır”, “Yoksa Oyuna mı Geldik”, “Karım Şov Yapıyor”, “Edepsiz Komedi”, “Ben Küçükken Gösterirdim, -bu ikisi stand-up-  “Zuerbamya Cumhuriyeti” -bu da politik stand-up-. Ayrıca “İl Postino”yu (Postacı) uyarladım. “Anlat Anlat Rahat Et”i ben yazdım, Ayşe Kökçü oynadı.

Bir de doğup büyüdüğün Eyüp’teki Çıkmaz Sokağı anlatan “Çıkmaz Sokak Hikayeleri” var.

Evet, onu senaryo olarak yazdım, o henüz yapılmadı.

Aslında repertuvar tiyatrosu yapıyorsun.

1 Ev/7 gün/7 oyun. Pazartesileri genç bir stand-up’çı çıkıyor. O her hafta değişiyor. Onun da seyircisini ben buluyorum. Salı günleri yine benim yönettiğim “Karım Şov Yapıyor” oynanıyor. Peşinden akustik bir caz gecesi oluyor. Çarşamba “Edepsiz Komedi”, Perşembe “Bir Delinin Hatıra Defteri, Cuma “Komik Gazino” ardından  “Edepsiz Komedi”, Cumartesi “Bir Delinin Hatıra Defteri” ardından yine “Edepsiz Komedi” oynanıyor.

Peki, hiç kalabalık kadroyu özlediğin oluyor mu?

Oluyor bazen. İki sene önce Nedim Saban benim ısrarımla “Ahududu”yu yaptı. “Çok iyi bir oyundur, biz altı sene kapalı gişe oynadık” dedim. Ben o zaman küçük yeğeni oynuyordu. Burada Cem Davran’ın oynadığı başrolü oynayayım dedim. Ama provaya dört gün tahammül edebildim. Nedim’den affımı isteyerek kaçtım. Hem özlüyorum hem de o kadar uzak kalmışım ki o ilişkilerden, yapamıyorum. Bir de ben galiba başka bir tiyatrocu olmuşum. Geçen gün çok güzel bir örnek verdi Ayşe Kökçü. “Sen Zihni Göktay türü bir oyuncusun” dedi. Doğru. Ben sahnede star olmayı ve şov yapmayı seviyorum. Ekip oyunlarında da maalesef öyle oluyor. E tabii yanımdaki insana da ayıp oluyor. O yüzden de çok istememe rağmen öyle bir tiyatroda kendime yer bulamadığımı görüyorum.

Ama bu rol çalmak, ekip oyuncularının hiç sevmediği bir şey.

Ama ben böyle bir aktörüm. O yüzden de önceliğim beni öne çıkaran rejiler. Seyirciyle beni baş başa bırakan oyunlarda tatmin oluyorum. Benim seyircim de bunu istiyor.

Direklerarası’ndan aldığın Tiyatro Ödüllerin var.

Var çok şükür, verenler oldu. Ömer Şahinbaş benim için çok değerlidir. Onlar beni keşfettiler. Müştemilata gelip “ya sen neler yapıyorsun, bugüne kadar görmedik seni” dediklerinde daha onuncu oyunu oynuyordum. Hemen fark edip özel ödüller verdiler, mekân ödülleri verdiler. İki sene önce de Emek Ödülü verdiler. O benim için çok önemli tabii. Ayrıca stand-up üzerine üniversitelerin verdiği ödüller var. “Herkes mi Aldatır” filminde en iyi oyuncu adaylığım var.

Ankara’da bir AVM’ye ve Erzincan’da bir okul sahnesine adın verilmiş. Ben asıl bunlara ödül derim. Genelde yaşarken veya gençken olması ayrıca şaşırtıcı.

Erzincan’daki çok önemli benim için. O dönemin Çayırlı Beldesi Kaymakamı Mithatcan Kutluca, benim engellilere yaptığım hizmetlerden ötürü öyle bir sürpriz yapıyor. Kendisi şimdi Vali Yardımcısı. Ben oyun oynamak için davet alıp gittim oraya. Oynarken bir de baktım ki “Metin Zakoğlu Sahnesi” yazıyor. Beş bin kişinin yaşadığı bir ilçenin Anadolu Lisesi’nde çok güzel bir tiyatro salonu yapıyor bu bahsettiğim genç kaymakam. Oradan nice öğrenciler yetişecek. Dediğin gibi en büyük ödül bu.

Hem yaşarken hem de bu genç yaşta çok az oyuncunun adı salona verilir.

Çok mutluyum tabii, yılda bir kere de gidip oyun oynuyorum orada.

manske property management.

Gerçekleşmeyen hayalim olmadı bugüne kadar. Eyüp’ten; doğup büyüdüğüm çıkmaz sokaktan, bu noktalara gelmek benim için hep ulaşılamaz bir hayaldi ama ben gerçek kıldım diyorsun ve bunu anlatan “Çıkmaz Sokak”ı yazıyorsun.

Ben çok şanslıyım ama bu şansı yaratırken kullanmak da en az şans kadar önemli. Bununla ilgili üniversitelerde farkındalık ve fark yaratma üzerine seminerler veriyorum, söyleşiler yapıyorum. Kitabını da çıkardım bunun. Adı da “Bana Bir Yalan Söyle”. İnandığın yolda mücadele etmeye devam ettiğin zaman, benim gibi devlet memuru bir babanın, ev hanımı bir annenin, Eyüp Sultan gibi, bırak tiyatroyu; sanatın hiçbir dalına yakın olmayan bir semtte doğmuş bir çocuğun inançları, hayalleri ve umutları sayesinde neler başardığını anlatıyorum. Bunu ben yaptıysam, herkes yapabilir diyorum yani. Yeter ki hayalleriniz olsun. buyzanaflexinusa.

Metinciğim, evinde sanatla yarattığın illüzyona tanık oldum. Helal olsun.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com