Ayçe Özyiğit

Şimdi biraz mola zamanı… Biraz gülmek ister misiniz? Ama yapmacık gülümseyişler değil sözünü ettiğim. Gerçek olan ağız dolusu kahkahalar. Doyasıya şöyle… 2 saat boyunca bütün tasalarımızı, bizi yıkımlara sürükleyen kederimizi, bize mutsuzluk aşılayan her şeyi kendimizden itelesek de sadece gülmeye odaklansak. “Gülmeyi unutmuşuz” lafına inat; “Çok uzun zaman oldu şöyle doyasıya gülmeyeli”, “Çok gülmek ağlamak getirir” gibi cümlelerimizi es geçerek oturalım koltuklarımıza, yaslanalım arkamıza ve 2 saatçik mutlu olalım.

Karşımızda Tiyatro Dünyası Oyuncuları ekibi var. Ve bizlere bu sezon için hazırladıkları “Bir Bu Eksikti” oyunu.

Tiyatro Dünyası Oyuncuları ekibini takibine alanlar bilirler. Bu zamana kadar repertuvarlarından komedi oyunlarını hiç eksik etmeyen ekip, yine bir durum komedisi ile karşımızda. Genelde bu ekibi, Ray Cooney’in oyunlarını sahnelerken görmeye alışığız. Bu defa da farklı bir durum söz konusu değil. Ekibin bu sezonki oyunlarının yazarı yine fars türünün en iyi yazarlarından birisi olan Ray Cooney ve oyunu bizler için sahneye uyarlayan isim de Can Törtop.

Oyun seçerken yazara çok önem verdiğini dile getiren Can Törtop’a sordum. “Neden illa Ray Cooney?” diye. Samimiyetle cevapladı beni. “Tiyatro, edebiyatın devamıdır. Yazar bir hayal kurar, oyuncular da bu hayali seyirciye görsellikle anlatmaya çalışır.” diyor. “Yani tiyatronun tepesinde yazar vardır. Kötü bir metinden iyi bir oyun çıkaramazsınız. Ray Cooney, bence günümüzün en iyi fars yazarı. Onun oyunlarını okurken de oynarken de çok keyif alıyorum. Ray Cooney oyunlarını oynamamızın temel sebebi bu.”

Oyunumuzun konusuna kısaca değinecek olursak; özetle ortada bir durumumuz var ve bu durumdan kendisini sıyırmaya çalışan, ancak giderek içinden çıkılması güç hale gelen olaylar zinciri içinde boğulan karakterlerimiz.

Konumuz ise şöyle: Müşfik Bey, eski ortağının oğlu Şakir Sokullu’yu aramaktadır. Şakir’e 500 bin lira verecektir, ama tek bir şartla. Şakir’in yaşayan başka hiçbir akrabası ortaya çıkmayacak. Gazete ilanını gören Şakir ve yakın arkadaşı Ahmet parayı almak için köşke gelirler. Onların peşi sıra ortaya Şakir’in ikizi, hatta üçüzü çıkar.

Oyunun başrollerinde Can Törtop’un yanı sıra Berke Hürcan, Ece Gürsel, Celal Belgil ve Ümmühan Kıldiş oynuyor. Can Törtop’u komedi dalında oldum olası iyi bulmuşumdur. Nitekim bu defa da beni yanıltmadı ve bu oyunda da alışık olduğum performansını sergiledi. Üstelik sanki bu oyundaki rolünün, oyuncunun üstlendiği diğer oyunlardaki rollerine göre bir tık daha zor olduğunu hissettim. Can Törtop oyun boyunca düşürmediği performansıyla dört farklı karakteri bizlere sundu. Berke Hürcan, Ece Gürsel de oldukça iyi performans sergilediler, ama ben özellikle Ümmühan Kıldiş için ayrı bir pencere açmayı istiyorum. Diğer oyunlarından alışık olduğumuzdan ziyade bambaşka bir Ümmühan Kıldiş izledim sahnede. Kendisini gösterdiği yüksek performansından ötürü tebrik ediyorum.

Çoğu zaman sanatsal faaliyetlerin hafife alındığını hissediyorum. Özellikle komedi dalı denilince bu durum gittikçe vahamet halini alıyor. Bizleri açıkça hafife alıyorlar diyebilirim. Öylesine ucuz marifetlere güleriz sanıyorlar ki, bizlere sundukları hezimet örnekleri karşısında, içimizden birilerinin çıkıp “biz daha iyilerini hak ediyoruz” demesi gerekiyor bence. Sanatsal çalışmaların günümüzde gittikçe hafife indirgendiği gerçeğini de sordum Can Törtop’a. Kendisi de bana katılıyor. Fakat o durumun sadece komedi ile sınırlı kalmadığını, sanatın tüm dallarında seyircinin beklentisinin giderek düştüğünü dile getiriyor: “Bence cehaletin geçer akçe olduğu, hatta bilgi ve tecrübenin önemsiz bulunduğu bir dünyada yaşamaya başladık.” diye başlıyor söze. “Bizim ülkemiz de cehaletin kutsanması noktasında önde gidiyor maalesef. Sanat, taş üstüne taş koymaktır. Evrimsel olarak ilerler, artan entelektüel zekâ ile daha da değer kazanır. Ancak nedense hızla geçmişimizi sildiğimizden tüm alanlarda ve özellikle sanatta emeklemeye başladık. Seyircinin beklentisi hızla düşerken sanat da ona göre değişiyor maalesef. Çözüm önerim ana hatlarıyla şu olabilir: seyircinin kendine değer vermesi, sanatçının da sanata değer vermesi gerekiyor. Her tiyatro türünün tavrı aslında daha etkili söz söyleme sanatının arayışıdır. Bu konularda büyük açıklamalar yapan magazinci tiyatrocuları çok ciddiye almamak lazım. Bu magazin açıklamalar aslında dikkat çekme çabasının ürünü. Bir kişi oyunculuk derdine düştüyse eğer, ona sahnede söyleyeceği tek söz bile kolay gelemez.”

Tiyatro oyunlarında her türde elbette ki belli başlı riskler söz konusu. Yine de ben komedi oyunlarını diğer türlere göre hep biraz daha riskli bulmuşumdur. Her konu bizleri bir şekilde yakalayıp elinde tutabilir gibi, ama iş insanları güldürmeye gelince oyuncuya yüklenen sorumluluk biraz daha artıyor sanki. Çünkü seyirciniz yaşadığı bu kadar keşmekeşin arasında an az 4 saatini feda edip sizi izlemeye geliyor ve sizden beklentisi de oldukça yüksek oluyor. Onu mutlu etmelisiniz. Eminim birçoğumuz uğrunda gülünecek nedenler aramaktayız. Düşünün insanları dertlerinden kederlerinden uzaklaştırıp her gün yaşadığı kaosun ortasından çekerek, onun uzun süredir tatmadığı bir eylemi gerçekleştirmesini sağlayacaksınız. Çünkü o, sizi seçmiş. Eğer bunu başaramazsanız ne oynadığınız oyunun onun için bir anlamı olur, ne de belki tiyatronun. Ben komedinin zor bir iş olduğunu düşünüyorum. Can Törtop’ta: “Komedyen, seyirci ile samimi bir ilişki kurarak onun güvenini kazanmak durumundadır, zorluğu da buradadır zaten.” diyor ve “Her gece aynı oyun yeni bir seyirci ile sıfırdan başlıyor. Bu da demektir ki her gece seyirci ile yepyeni bir bağ kurmak durumundasınız. Ekibin seyirci ile aynı duyguda buluşması heyecan verici bir macera. Riski de burada başlıyor işte. Fars dikkatli ve algıları çok açık oyuncuları sever. Hem kendi duygunuzu hem de seyirci ile bütünleştiğiniz duyguyu çok iyi takip etmelisiniz. Yarım saniyelik dikkatsizlik bile farsa zarar verir. Bu sebeple bu türde oynayan oyuncuların zeki ve empati yeteneği çok güçlü oyuncular olması gerekir.” diye ekliyor…

“Bir Bu Eksikti”, bir Ray Cooney oyunu. Fakat bu defa tam anlamıyla Ray Cooney dokusu hâkim değil oyuna. Can Törtop alışık olduğumuz fars mizahını biraz ortaoyunu ile harmanlayarak bizlere farklı tatlar sunmuş bu defa. “Bu tatlar ülkemizde uzun bir süredir unutulan güzel lezzetler. Diğer taraftan ortaoyunu bizim genlerimize işlemiş bir kültürdür.” diye dile getiriyor Törtop. “Bunu yeniden ve seyircinin de keyif alacağı şekilde yapmak istedik. İşte bu sebeple bizim için de hem heyecan verici hem de laboratuvar gibi bir oyun süreci çıktı ortaya. Umarım Hangisi Karısı gibi uzun süre devam ettirtebiliriz.”

Bizler de bu temennisine katılıyoruz. Her şeye rağmen mutlu olabilme olgusunu kendimizden uzaklaştırmayalım derim. Evet, acı da dram da hayatımızın bir parçası olacak; ama zaten bu ikisi günümüzde neredeyse hayatımızın bütününe hâkimken biraz mola verelim ve sadece gülelim. Her şeye inat gülelim. Kötü insanlara, zalim topluluklara, bizi bu kötü şartlara mahkûm eden herkese, her şeye inat olsun gülmelerimiz. Kendimize bunu borçlu olduğumuza inanıyorum.

Bir Bu Eksikti Oyun Tarihleri
9.02.2018             Torium Sahne
23.02.2018           Profilo Avm

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here