Pınar Çekirge

We Are Not Sisters. We Are Actresses
İstanbul 20.Tiyatro Festivali kapsamında sergilenen, Aleksandar Popovski’nin yönettiği “ Üç Kız Kardeş”i yüreğim ağzımda izledim diyebilirim. Hayran kaldım. Hayran kalmak az, büyülendim. Evet, büyülendim… Bir daha, sonra yeniden bir defa daha izleyeceğim. Gerçek oyunculuğa, gerçek tiyatroya kavuşmanın erincini yaşadım çünkü. Bu duyguyu meğer ne çok özlemişim, bilemezsiniz.

TF_10'05'16_UcKizKardes_Foto_AliGuler-0841

”Üç Kız Kardeş” bana göre, sezonun tartışılmaz en iyi yapımı, özelliğini de taşıyor. Sıradan, ucuz, uçucu, geçici, ifadesi hep eksik kalmış, sabuklamadan öteye gidememiş, yetersiz reji, tekst, kostüm, sahne, ışık, müzik, oyunculuklar neticesinde salt ‘kayıp zaman’ olarak nitelendirilebilecek kimi sezon oyunundan sonra sorusuz bir yanıt gibiydi “ Üç Kız Kardeş”.

Beyninden, yüreğinden, anılarından kavrıyor seyircisini Maşa, Olga, İrina ve bir daha da bırakmıyor… Hatta oyun bittikten sonra bile, üç kız kardeş ile devam ediyor yolculuğunuz, kolay veda edemiyorsunuz onlara. Ben, tekrar görüşmek üzere dedim…

Sınır… Yalnızlık… Çaresizlik… Kaçış… Uzaklara, daha özgür, daha mutlu yarınlara kaçış… Engeller. Cinnete sürükleyen bekleyiş. An be an şiddetini artıran kaygı bozuklukları. Korkular. Yılgınlık. Kimsesizdir üç kız kardeş, kimliksizdir… Unutulmuştur. Berlin’e gitmek istemektedirler. Berlin umuttur onlar için. Bir oyun sahneye koymak, oynamak, varolmak. Moskova’da, Berlin’de.

TF_10'05'16_UcKizKardes_Foto_AliGuler-0861

Naylon kaplı bir kafesin içinde sinirli, öfkeli, umutsuz, isyankar, çaresiz, tutsak üç kız kardeş, üç oyuncu.

Henüz ışıklar kararmaya başlarken anlıyorsunuz ki Popovski, “Tehlikeli İlişkiler”, “ İmparatorluk Kuranlar” ın ardından yine üst düzeyde bir oyuna imzasını atmış. Her repliği, her devinimi belli bir anlamsal boyuta oturtan, özenle, ustaca sahneye konulmuş. Özge Özder, Selin İşcan, Tuba Karabey’in (ki, baştan sona  birer Çehov yorumcusu kimliği segiliyorlar) son derece başarılı oyunculuklarla desteklenen piyes, belirttiğim gibi daha ilk repliğiyle sarıyor izleyicisini…

TF_10'05'16_UcKizKardes_Foto_AliGuler-1441

Derinden etkileyen; kırılış, hüzün, acı, umut, umutsuzluğa dair ve dahil her ne varsa, çok katmanlı, karmaşık bir denkleme dönüştürülmeden yalın ve doğal şekliyle sunuluyor. Korkunç bir yüzleşme anı bu, bahsettiğim… Hüzün dolu hayatlara yazılmış bir retçe ya da. İçimizde büyüyen kimsesizliğe, çıkışsızlığa el uzatan üç kız kardeşin nefeslerini hissediyoruz birden. Soluğumuzun daraldığını hissediyoruz.

Oyuncuların ustalığı, sahneye koyuşa güveni, sahnede unutulmaz bir “Üç Kız Kardeş” yaratmış. Zaman zaman crescendo gibi, zirve yapan dramatik yapı, oyuncuların benzersiz ses, beden dilleri, oyunculuk teknikleriyle izleyiciyi bambaşka alemlere taşıyor.

TF_10'05'16_UcKizKardes_Foto_AliGuler-1404

Özetle, her detayı  Anton Pavloviç Çehov’a yaraşır bir itina ile ele alıp sundukları için: Aleksandar Popovski, Dubravko Mihanovic,Luca Cortina, Sven Jonke, Barış Manisalı, Taciser Sevinç , Mustafa Dinç, Handan Ergiydiren, Verda Zincirkıran, Özge Özder / Alayça Öztürk, Selin İşcan, Tuba Karabey’in yanında  dış ses olarak oyuna katkıda bulunan Levend Öktem, Reha Özcan, Sermet Yeşil, Sercan Gidişoğlu, Can Şıkyıldız’a bir kez daha teşekkür ediyorum..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here