Boşluğun Dekoru

Yunus Bektaşoğlu
1242 Görüntülenme
Boşluğun Dekoru

Önce boşluk vardı! Böylesi bir girişin ardından kalemin ucundan uçurum çağırma beklentisi içine giriyor insan. Bu beklenti de bir yanıyla umuda denk düşüyor. Ki düştüğü yerde gölge değil boşluğun ta kendisi var. Ama bizim konumuz –daha doğrusu- konusuzluğumuz, boşluk olduğu için öncelikle anlamına bakmakta fayda var. Peki “boşluk” ne demek? 

TDK’nin yaptığı tanımı kabaca alalım:

1. isim Oyuk, çukur, kapanmamış yer.

2. isim Boş olan yer:

3. isim Kesinti, kopukluk.

4. isim Boş geçen süre

5. isim Eksiklik, yoksunluk duygusu.

6. isim, mecaz Boş olma durumu

Boş kelimesi ise daha çok karşıtı olan “dolu” ile tanımlanıp bir olumsuzlamaya maruz kalmakta. Sorunumuz “boşluk” olarak tanımlanan kavramın kendisiyle değil, bu kavramın kavramsallaşmamasında. 

Lao Tzu boşluk kavramıyla ilgili şöyle der:

“Bir çömlek kilden yapılır ama içindeki boşluktur onu kullanışlı yapan, Evlerin duvarları vardır ama o duvarlardaki deliklerdir evi oturulabilir kılan yani , kapılar, pencereler ve odalardır. İnsan nesnelere biçim verir ama anlamı veren boşluktur. Eksik olan varlık sebebini verir.”

Rutinin dışına çıkarak “eksik” oluşu bir olumsuzluk değil, olumlu olarak adlandırılan anlamsızlığa tepki olarak kullanır Tzu. Yani boşluğun kendisini bir imkân hatta “olasılık” olarak ele alır.

Heidegger noktasındaysa olay biraz çetrefilli bir hâl alır ve kaygı, baskı kavramlarıyla karşılaşınca geri çekilen varlığın kayması sonucu Yokluğun açığa çıkması durumundan bahseder.

Bu kısmi alıntıyı bilerek yaptım. Çünkü özellikle “kaygı” kavramını sahneleme ekseninde ele alabiliriz. Şöyle ki “boşluğun bir dekor” halini alması durumunda Heidegger’in bahsettiği “kaygı” karşımızda doğasına tepki gösteren bir dekor ile “baskı” halini alacak. Bu bir dayatma değil, alışanlığa gösterilen tepkidir. İşte bu tepkinin neticesinde “ağaç” olarak bilinen “alışkanlık” bir yok oluşa sirayet edecektir.

Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken adlı oyununda dekor olarak bir ağacı kullanır. Doğru mu bu cümle? Elbette değil! Çünkü Godot’yu Beklerken oyununda asıl dekor boşluktur. Metni okuyan biri oyun karakterlerinin adlarına baktığında Estragon ile Vladimir isimleriyle karşılaşır. Yalnız iki karakter oyun süresince birbirlerine isimleriyle değil lakaplarıyla seslenir; Gogo ve Didi.

Husserl’deki anlamıyla olmasa da bir parantez açıp “karakter” kelimesinin Yunanca’daki kökenine inmeli şimdi: Oymak, Kazmak, Çizmek

Şimdi Godot ile ilgilenebiliriz. Peki iki karakter neden “asıl” isimlerini kullanmazlar? Kendileri ile oluşları arasındaki boşluktan kaynaklı olarak anlamsızlığı türetirler. Gogo ve Didi isimleri (!) tekrarlardan oluşur. Ve ikisinin de tek başlarına anlamları yoktur. Tekrarlansa da bir anlamları yoktur. Burada isim olarak tekrarlanan şey boşluğun kendisidir. Bu durumda boşluk bir “olmayış” değil de olmanın kendisini olumsuzlamak olamaz mı? Olmaması için hiçbir neden yok! 

Godot’yu Beklemek oyununu çıkış noktası olarak aldıktan sonra karakter olarak “oyulan”, “kazılan” veya “çizilen” figür nasıl ki kendi olmayışını sahneliyorsa dekor olarak kullanılan bir nesne de boşluğu izah etmek için kullanılabilir. Bu yüzdendir ki bilinen Ağaç’u “oyabiliriz.” Ağacın rutinde olduğu şey çoğumuz tarafından malûmken, sahnede boşluğa indirgenerek ağacı bambaşka bir çağrışımda kullanmamak için hiçbir neden yok.

Bu yüzdendir ki sahneye çıkan her oyuncunun nasıl ki “canlandırdığı” bir karakter varsa dekor olarak kullanılan her nesnenin de “öldürmesi” gereken bir cansızlığı olmalı. Bu da tıpkı o nesnenin kapladığı alan gibi, dışında kalan her şeyi veya hiçliği yansıtması ile mümkün olabilir. 

Konuyu biraz silkeleyerek resim sanatından bir örnekle devam edelim: Edward Hopper’ın tablolarında “konu” boşluktur. Resimlerinde görülen figürler o boşluğa eşlik eden detaylardır. Yani Edward Hopper aynı Yves Klein gibi boşluğu çizer. İki ressam da bunu yaparken aslında merkeze anlamsızlığı ve konusuzluğu alırlar. Her iki sanatçının da çalışmalarına bakınca artık boşluk görülen bir şey değil, olduğumuz şeyden arta kalandır.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku