“Sahnemizin yok oluşunun ölümden hiç farkı yok. İçimizden biri gitti. Bir dolu anı…” Kutay Sungar

Bir sahnede çıkan yangında; o sahneden geçen her karakterin; henüz doğmamış oyunların canı gider… Yüzlerce can kaybı yaşayan bu sahnenin sanatçılarına ve seyircilerine sabır diliyorum…
Devlet Tiyatroları’nın Erzurum sahnesinde çıkan yangın; ilk olarak sahnede anıları olan sanatçıları, seyirciyi ve haberi duyan herkesi, hepimizi derinden yaraladı. Patlamalarla, yolsuzluklarla, özgürlüklerimize her gün yenisi eklenen kısıtlamalarla kırgın olan kalplerimizde yeni bir kırık oldu bu yangın. Bu yangın sanatın, sanatçının, aydının başından geçmekte olan felâketlerin ateşi gibi…
Bu üzücü olayı bölgede oyuncu ve müdür yardımcısı olarak görev yapmış arkadaşım Kutay Sungar’la konuştuk: Çünkü hepimizin içi yansa da, ateş düştüğü yeri yakar…
Buyurunuz…
erzurumdt3Tiyatro binası yandı. (Korkunç bir cümle, ah…) Büyük geçmiş olsun… Bu sahneden bahseder misin biraz?
Bahsedeyim. Erzurum’un mecburiyet caddesi olan Cumhuriyet Caddesine 100 metre mesafede, Mumcu Caddesi’nde bulunur, şehrin merkezi denebilecek bir konumdadır, ancak öyle müstakil otoparkı filan olan, dışarıdan bakınca işte bir sanat merkezi diyeceğin bir yer değildir. Dışarıdan bakıldığında içeride bir vaha barındırdığını belli etmez. Mal sahibi Erzurum Ticaret Odası’dır. Çok uzun yıllardır büyük bir zarafetle mal sahipliği yapmış, son derece cüzi bir ücrete Devlet Tiyatroları’na kiralamış, kira dışında en ufak bir talebi de olmamıştır. 7/24 bize ait olan bir sahne yani, büyük lüks. Tiyatro salonu hariç beş katlı bir iş hanı. İki katını tiyatro kullanır. 4. kat sahnenin soyunma odaları, sahne amiri odası, aksesuar odası, teknik personel odası, 3. kat (benim zamanımda) müdürlük olarak kullanılıyordu, sonradan saymanlık falan kuruldu, orası yetmedi, müdürlük başka binaya taşındı. Son zamanlarda terzihane, güvenlik odası, idare müdürü odası falan bulunuyordu. Uzun uzun anlatmamın sebebi, fiziki şartları tiyatro için hiç uygun değil aslında. Ne doğru düzgün sanatçı tuvaleti var, ne dekor deposu, ne yan sahnesi, ne de yeterli sofit yüksekliği. Ama orada çalışan, dışardan gelip oynayan, oyun izleyen herkes için muhteşemdi. Tiyatronun o büyüsü vardı herhalde, kokusu vardı.

Ah! Yangının nedeni ne, biliniyor mu?
İnsanın aklına maalesef hemen kundaklama ihtimali geliyor. Tahkikat yapılıyor ama benim aldığım bilgi, yangının gündüz başladığı, o anda sahnenin dolu olduğu, çatıdan başlaması filan… Offf işte elektrik kontağı deniyor.

010420161625421508689_2Onarım için bir plan var mı?
Olay daha çok yeni. Biliyorsun cuma meydana geldi olay, araya hafta sonu tatili girdi. Yani ideal olanı konuşuyor olsak hemen o saniye yeni yol haritası için çalışmalar başlamalıydı. Haydi bu sezon gitti ama 1 Ekim 2016’da perde açılacak mı? Çok acı bir soru ve cevabı yok.

Çok üzücü… Senin çözüm önerin ne? Yani hiç bir engel olmasaydı, Erzurum’da tiyatroyu sanatçı ve seyirci için çok iyi hâle getirmemin yolu ne olurdu?
Yani tabii ki hayallerin sonu yok. İlk sorunu cevaplarken tiyatronun Mumcu Caddesi’nde olduğunu söylemiştim. Erzurum’a gidenler bilir, Mumcu Caddesi elektrikçilerin, işte avize falan satan yerlerin, boktan öğrenci barlarının, pavyonumsu garip mekanların çokça bulunduğu bir cadde. Hatta seyirci girişinin hemen yanına da öyle bir mekân açılmıştı ki, hepimiz çok tedirgin olmuştuk. Tiyatronun bunların arasında işi yok. Orada geçirdiğim süre boyunca Havuzbaşı’ndaki tarihi Halk Eğitim Merkezi binasının mis gibi restore edilip tiyatronun oraya taşınmasını çok hayal ettim. Hatta idarecilik yaptığımız dönemde valilikle falan bazı girişimlerimiz oldu. Ama valiyi çok aşan şeyler. O bina konumuyla, fiziki yapısıyla, şıklığıyla (şu an hiç şık değil ve çok atıl durumda) Erzurum Devlet Tiyatrosu’na çok yakışırdı. Yani çok uçmadan hayal kurduğumda ise tamamen tiyatroya ait, bir sanat kurumuna yakışır, güzel sahnesi, yaşam alanları, fuayesi ve sahne arkası düzgün, otoparkı olan bir bina harika olurdu. Seyirci durumuna gelirsek nasıl tiyatro yaşantısı, geçmişi, kültürü, seyirci profili, ilgisi açısından Londra ile İstanbul’u ya da Ankara’yı kıyaslayamazsak, Ankara ve İstanbul ile Erzurum’u kıyaslayamayız. Şöyle örnek vereyim – gerçi İstanbul için bile uç bir örnek ama – Tom Stoppard, Harold Pinter gibi yazarların oyunlarını bu büyük şehirlerde iyi ve anlaşılır rejiler ve oyunculuklarla seyrettirebilirsiniz ama Erzurum’a 15 dakikasını seyrettiremezsiniz. Kimsede ‘aaa sahnede şu an çok sanatlı bir şeyler dönüyor’ demez, tepkisini gösterip salonu terk eder. Yani tüm gelip giden yönetimler üstü bir repertuar politikası benimsemek gerekiyor. Yine şöyle örnekleyeyim; diyelim ki 1998 yılında bir Sadık Şendil gösterdiniz, sonra ertesi yıl başka bir tane daha, peki ona da tamam, sonra onun çağdaşı, aynı tarzda ürünler üreten başka bir yazarın eseri peki.. Ama 2012’ye gelindiğinde hala Sadık Şendil’in etrafında dönüyorsan burada sorun var. Ben ‘seyirci tiyatroda hep bir şeyler öğrenecek, soluk almadan hep yeni şeylerle karşılaşacak’ demiyorum ama dün akşamdan kalan köfteyi ertesi gün ısıtınca lezzetli olur, sonraki günde yiyebilirsin ama 10 gün sonra mideni bozar. Anlatmak istediğim bu. 20 yıla merdiven dayadıysa bir tiyatro, bu 20 yılda geleneksel Türk tiyatrosundan, avangard tiyatroya kadar her çeşit ürünü seyircisine göstermiş olması gerekir. Kendi kültürünün klasikleşmiş yazarlarını, dünya tiyatro literatürünün köşe taşlarını, sonrasında da yeni yeni yazarlar, tarzlar… Araştırmak ve okumak lazım yani…

Kesinlikle, yol kat etmek gerek… Erzurum DT’nin şehrin hayatındaki yeri nasıl?
Bu konuyu çok araştırdık zamanında. TÜİK’le çalıştık, anketler yaptık, birebir sorduk insanlara. Yalnız unutmadan, Erzurum Devlet Tiyatrosu’nu konuşuyoruz ama asla sadece Erzurum’u konuşamayız. Tüm Doğu Anadolu bölgesini karış karış ilçelerine kadar dolaşan, bir sezonda en az üç dört defa dolaşan bir tiyatro. Hatta aynı anda iki farklı oyun iki farklı turnede olabiliyor… Bunun bir de çocuk oyunu tarafı var. Hınıs’ta bir çocuk oyundan sonra gerçek miyim değil miyim anlamadı, ‘dokunabilir miyim’ dedi, sonrasında anladı gerçek olduğumu. Başka biri “sanki rüyadayım” diye çığlık attı oyunda. Bunlar önemli şeyler. Dönecek olursak, tiyatro şehri, şehir de tiyatroyu sever ve çok da sahiplenmiştir. Zaman zaman üniversite öğrencileri çok yoğun olarak geliyor, asıl Erzurum halkına yeterince ulaşamıyoruz gibi tespitlerimiz oldu, sonra bu yönde çalıştıktan sonra sonuç aldık. Ne olursa olsun, bir kişi bile tiyatroya gelmiyorsa, o bir kişinin neden gelmediğini sorgulamamız gerekir. Şunu söyleyeyim, orası bir ocaktır. -50 derece soğukta Erzurum’un en sıcak yeridir. O soğuklarda Mumcu’nun buzlu yokuşundan kayarak gelir seyirci tiyatroya. (Gülüşmeler…) Matematik konuşacak olursak hemen hemen her zaman %110 dolulukla oynar. Sonradan sandalye koymayı falan yasaklamışlar onun için %100’e düşmüş… (Gülüşmeler…) Güzel bakan ve güzel görmek isteyene görecek çok şey var. Bir gün beraber gitsek sana oralarda anlatsam, hüngür hüngür ağlarsın..

12932702_1166599060039538_6888098505357254251_n

Gidelim! Peki, Erzurum’da başka tiyatro var mı?
Atatürk Üniversitesi GSF Tiyatro Bölümü var. İki kurum çok kavga da etmiştir ama birbirini çok beslemiştir. Klasik tiyatro okulu-DT kapışmaları; o bile güzel. Bir de Erzurum Şehir Tiyatrosu var ama tamamen amatör. Bak bu çok acayip: Tiyatrodan bazı arkadaşlarımız ile bazı GSF mezunları birleşip küçücük bir yer tutuyorlar, orayı hep beraber tiyatro haline getiriyorlar, bir evin salonu kadar bile yoktur. Orada İstanbul’daki örnekleri gibi takır takır tiyatro yapıyorlar. O şehirde Devlet Tiyatrosu olmasa böyle bir şey olabilir miydi?

Bildiğim kadarıyla Devlet Tiyatroları kadrosuna giren sanatçı, öncelikle bölgelerde çalışıyor. Erzurum’da nasıl yaşam koşulları, orada tiyatro yapan biri için?
Aynen öyle. Önce doğu görevi… Ama doktoru, öğretmeni 3 senede döner, oraya giden ‘genç’ oyuncu, ‘genç’ sıfatını gittiği yere gömüp, ‘olgunlaşmış’ oyuncu olarak geri döner. (Gülüşmeler…) . Ben mezun olduğum yıl, 22 yaşında ayak bastım Erzurum’a. Oyunculuk öyle dört yılda öğrenilip bitirilecek şey mi? Okula orada devam. Hem de senede en az 3 oyun çalışarak ve seyirci karşısında. Hem de öyle hep kendi yaşının rollerini değil. Bunun yanında, farklı bir şehir ve kültüre entegre olmaya çalışıyorsun. Kendimi çevreden soyutlamadan olabildiğince o şehri yaşamaya, zorluklarıyla başa çıkmaya, sahne üzerinde kendimi büyütmeye çalıştım. O yüzden ‘orası’ çok önemli.

Yani sadece seyirci için değil; sanatçının kişisel hikâyesi için önemli bölgelerdeki tiyatrolar…
Aynen! Ben gittiğimde yani 2005 yılında sosyal yaşam sıfıra yakındı. Ya bu durumla kavga edip orada geçirdiğim her anı kendime zindan edecektim ya da biraz daha gözlerimi kısarak bakıp aslında gözümün önünde duran güzelliklerin farkına varacaktım. Ben ikinciyi tercih ettim.

Harika! İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkezlere nazaran daha farklı bir duygusu var elbette; bu yangın sizleri nasıl etkiledi?
Dostoyevski, “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık.” demiş ya; bölgede görev yapan herkes merkeze görev yaptığı yerin kimliğini taşıyarak gelir. Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e dağılmışsındır; bazıları hala oradadır, senden sonra gelen hiç karşılaşmadıklarını da bilir ve takip edersin. Görünmez bir bağ, duygudaşlık, arkadaşlık, yoldaşlık. Çünkü hepimiz aynı paltonun içinden çıktık. Başlangıç noktamız orası. 5 yıl boyunca telefon dahil hiç iletişimim olmayan arkadaşlarımla Yasemin’imizin cenazesinde sanki hiç ayrılmamış gibi sımsıkı sarılıp ağladık… Sahnemizin yok oluşunun da ölümden farkı yok. İçimizden biri gitti. Bir dolu anı… Hepimiz perişan olduk.. Birbirimizi aradık, birbirimize ihtiyaç duyduk. Bilmiyorum ifade edebiliyor muyum? Hepimizin başlangıç noktası orası.. Baba evi gibi… Çok acı çok…

Çok… Acınızı uzaktan da olsa hissediyor, paylaşıyoruz… Tiyatro kadrosunun ağlayan fotograflarını bir gecede tüm Türkiye gördü… Bu bağ çok etkileyici, çok kıymetli… “Çadırda da olsa tiyatroya devam.” diyen bir enerji… Bunlar sosyal medyada gördüklerimiz… Herkes nasıl? Ne düşünüyorsunuz durumla ilgili?
Güzel görmek isteyen güzel görür dedim ya, bir ton şey yazılıp çiziliyor. En son ‘devlet destekli hainler’ diyen bile oldu.

Çüş!
Ya!  Bu iş aşk işi, duygu işi.. Aşk varsa nerede olduğunun önemi yok. Tabii ki aşkın varlığı, kötü koşulları kabullenmek anlamına gelmiyor; her koşulda bu aşkı yaşatmayı ve bu koşulları iyileştirmek için mücadele etmeyi gerektiriyor.  Ben her zaman umutla bakmayı tercih ederim. Erzurum Devlet Tiyatrosu küllerinden doğacaktır. Eğer doğmazsa işte asıl yangın bu olur…

Haklısın…

Söyleşi: Özlem Ünaldı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here