Tolga Polat

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Boris Vian ve John Steinbeck’in metinlerinden yola çıkarak Gökhan Aktemur‘un oyunlaştırdığı, Işıl Yüce ve Ülkü Tamer’in çevirisi ile Ergun Üğlü’nün yönettiği “Karıncalar (Bir Savaş Vardı)” adlı oyunu, üç yıl sahne arası veren Mert Turak’ın dikkat çeken yorumu ile sahneliyor…

Oyun, metnin çatısına Boris Vian’ın “Karıncalar” öyküsünü alırken, John Steinbeck’in “Bir Savaş Vardı” isimli kitabından seçilmiş bölümlerin de dahil edilmesi ve Gökhan Aktemur’un kendi yorumunu da katarak uyarladığı tek kişilik ve yaklaşık seksen dakikalık bir tiyatro metni haline dönüştürülmüş… Geçmişte Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve ses getirmiş olan oyun, bu kez İstanbul Şehir Tiyatroları’nda perde diyor…

Bir askerin, nedenini bilmediği ve hiçbir şeyini anlayamadığı savaştan firar etmesiyle başlayan oyun,  özgürlüğe koşup sevgilisine kavuşacağı anı sabırsızlıkla bekleyen askerin, ayağına takılan bir mayına kilitlenmesi ile devam ediyor… İşgal etmek için gittiği topraklarda kendine esir olan asker, hayatta kalabilmek ve bir anlamda onun için umudu simgeleyen Jacquline kavuşması için topuğunu mayından ayırmamak zorunda… “Burada ne kadar kalırım, bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, artık ben seni bekliyorum!…” diye seslenen asker, insanların savaşı bir yaşam biçimi haline getirerek, normalleştirmesini de bir noktada kendi ironisi içinde eleştiriyor…

Boris Vian’ı 1957’de kaleme aldığı, son oyunu olma özellliğini taşıyan ve dünya sahnelerinde en çok sahnelenmiş “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” adlı oyunu ile de tanıyoruz… Vian, aykırı kimliği ve aşırı eleştirel bakış açısının yanında,  oyun yazarlığı ile birlikte romancı, şair, mühendis, trompetçi, senarist, besteci, bale ve operalara imza atmış olan çok yönlü bir sanatçı… Ölümün erken geleceğini hissetmişcesine dur durak bilmeden üreten Vian, kıyasıya eleştirilmesine, anlaşılmamasına rağmen, tüm bunları bir arada yapmaktan asla vazgeçmemiş… Gerçekçiliğe şiddetle karşı çıkan Vian, varoluşçuluğu benimseyerek, savaş karşıtlığı, şiddet, müzik ve aşk gibi vazgeçilmez temaların işlendiği on bir çarpıcı öyküden oluşan “Karıncalar” adlı eserini II. Dünya Savaşı’nın ardından 1946’da yayınlıyor… Öykünün kahramanı, ayağımızı kaldırırsak patlayacağını bildiğimiz bir mayın üzerinde iyice saçma bir hal almış hayatlarımıza dışardan bakarak, ironik bir biçimde kahkaha atmamazı öğütlerken, savaşın yarattığı çaresizliği, ve insanoğlunun acımazlığını da vurgulamaktan geri durmuyor…

Steinbeck ise “Bir Savaş Vardı” adlı eserini gerçeklerden yola çıkarak kaleme alıyor… ABD’de roman yazarı olarak, ününün zirvesinde olan Steinbeck, II. Dünya Savaşı sırasında savaş muhabiri olarak İngiltere, Afrika ve İtalya’da gözlemlerde bulunuyor… Bir bakıma savaşın anlamı ile anlamsızlığı üzerine, tuttuğu notları, sonradan kitap haline getirerek, tarihin bir kesitine değiniyor… Kendini, “savaşan bir ulusun muhabiri” biçiminde tanıtarak başladığı eseri, isimsiz bir savaş gemisinin adsız askerlerinin nereye yollandıklarını bilmeden cepheye gidişlerini betimlerken, askerleri birbirinden ayıran şeyin sadece kasklarındaki rakamlar olduğunu söylüyor… İnsani duyguların yerini, rakamların aldığı bir gerçeklikte, askerler ne için savaştıklarını bilmeden adeta birer makineye dönüştürülürken, Steinbeck’in o dönem ile ilgili önemli izlenimlerinden biri de, askerlerin savaş sonrasından korkması… Çünkü, teknolojinin gelişmesi nedeniyle savaşın ardından işsiz kalacak pek çok asker bulunmakta… Bu nedenle savaşan askerler için Steinbeck, bu savaşın onlar açısından ironik bir biçimde, “tatil” olduğunu ifade ediyor…

Vian ve Steinbeck’in ortak ironilerini kendi süzgecinden geçirerek birleştiren, sözcük sanatı edebiyatın, nefeslenmesini ve sahne sanatına dönüşmesini, başarılı uyarlaması ile sağlayan Aktemur, şüphesiz alkışı hak ediyor… Bazı geçişlerde teknik olarak uzun esler olsa da tablolar arasında bütünlük sağlayan rejisi ile Ergun Üğlü’de alkışı hak ediyor… Sahne ve kostüm tasarımı Eylül Gürcan’a ait… Özellikle dekorda boş kaskların kullanılmış olması ve eğimli sahne tasarımı son derece başarılı… Oyun ile baştan sona bütünlük oluşturan ışık ve efekt tasarımı için Mahmut Özdemir ve Erhan Aşar’ı da kutlamak gerek… Dramatik bütünlüğe katkı sağlayan ve illüzyonu daha güçlü kılan müzikler Tolga Çebi’ye ait… Oyuncu açısından bedensel anlamda oldukça zorlayıcı bu performansın hareket düzeni Yasemin Gezgin’e ait…

Ve Mert Turak… “Kafes”, “Ateşli Sabır”, “Sen Olmak Nedir?”, “Cabaret”, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Kantocu”, “Leonce ile Lena” gibi pek çok performansını beğenerek izlediğim Turak, sularda yattığı, yağmurda ıslandığı, patlamalara maruz kaldığı, oyunun ikinci yarısını tek ayak üstünde tamamladığı bu zor performansında yine alkışı hak ediyor…

Tek kişilik oyunlar şüphesiz ciddi bir cesaret işi… Her aksilik karşısında tek başınıza olmanız, hızla karar verip durumu kotarmanız, aynı zamanda belirli bir uyumu ve tempoyu tek başınıza oyun boyunca kontrol etmeniz şüphesiz gerekli… Üstelik sahnede yalnızlığınız karşısında çok fazla sığınacak bir yeriniz de yoktur… Sadece kendi aklınız ve yüreğiniz vardır… Turak’ın oyun boyunca yakaladığı ve başarıyla sürdürdüğü temposu metnin hızının ve geriliminin altında kalmayarak, seyirciyi de ayakta tutan bir serüvene dönüşüyor…


İnsanlık tarihinde ilk yazılı belge kabul edilen “Gılgamış Destanın”dan, bugünün resmi tarih kitaplarına bakıldığında, insanlık tarihinin savaş tarihiyle özdeşleştirilmiş olarak anlatıldığını maalesef görmekteyiz… İnsan toplum içinde yaşamakla insan değeri kazanmış olmasının yanında iktidar hırsı ve haksız kazanıma yönelik dürtüleri nedeni ile savaşların istemeden esiri olmuştur…

“Karıncalar (Bir Savaş Vardı)” adlı oyun, işte tam bu noktada askerin cebinde bir filizi yeşertme çabasını izleyiciye sunarken, asıl savaşın yaşamak sanatı olması gerektiğini ince bir dille vurgulamaktadır… Asker, her şeye rağmen umutla şöyle seslenir ; “Bugün de ölmedim Sevgilim…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here