Nihal Kuyumcu

İBBŞT’de sahnelenen “Bir Kümes Hikâyesi” sıradan bir çocuk oyunu, şaşırtmayan, düşündürmeyen, heyecanlandırmayan, hatta sonunu bile merak ettirmeyen. Adından da anlaşılacağı üzere bir çiftlikte geçen oyun, tavuklar, bir horoz ve bir de tilki arasında geçiyor. Oyunu izlediğimizde aklımıza şöyle bir soru geliyor: Bizim çocuklarımız bu oyunlara mı layık? Yoksa zeka seviyeleri ancak bu oyunları anlayacak düzeyde mi? Bugünün çocuklarını düşünelim; ellerinde en kötü olasılıkla tabletler, cep telefonları ya da bilgisayarlar. Bunları, neredeyse bir yetişkine yakın seviyede kullanma becerisine sahipler. Televizyonla birlikte yaşıyorlar; dizileri takip ediyor, haberleri izliyorlar ve dünyada olan bitene yetişkinler kadar tanık oluyorlar. Sonra kalkıp tiyatroya geliyorlar. Ama siz ısrarla o çocukları görmezden gelerek, kafanızda oluşturduğunuz çocuğa “çocukça(!)” oyunlar yapıyorsunuz. Bu nedenle de çocuk, kendi kendine tiyatroya gideceği çağa geldiğinde tiyatrodan kaçıyor, gitmiyor.

Oyun, peluşlar içinde üç tavuk, bir horoz ve bir tilkinin hikâyesi üzerine kurulmuş.  Eh tavuk olunca yumurtanın faydaları, tilki olunca da tilkinin kurnazlığı ya da oyunumuzda olduğu gibi sahtekarlığı olmazsa olmaz!… Bir hata, iki öğüt, biraz peluş, iki de çarpıp yerlere düşme işte size bir çocuk oyunu… Sahtekar bir tilki, çiftlik çiftlik gezerek yumurtaları satmak üzere topluyor. Bizimkilerin çiftliğine de geldiğinde anne tavuğun kuluçkadaki yumurtasına göz koyuyor ve onlardan habersiz çalıyor. Farkettiklerinde kısa bir karmaşadan sonra tavuklar ve horoz tilkinin peşine düşüyorlar. Sonunda buluyorlar. Basit bir iki pişmanlık sözcüğü, bağışlanma isteği, verilen sözler ve mutlu son. Tilkinin hırsızlık yapma biçimi bile etik değil. Hırsızlığın etiği olur mu demeyin! Hırsız tanımadığı kişilerin mallarını çalar. Her gün evine girip çıktığı, kendisine iltifatlar eden, kek ikram eden iyi niyetli kişilerin mallarını çalması için kleptomani olması gerek ki tilkinin böyle bir özelliği yok.


Olamaz ve böyle olmamalı. İBBŞT masraf etmiş; kostümler, güzel bir kümes dekoru yapmış, pırıl pırıl enerjik genç oyuncular –iyi ki varlar- kendilerini paralıyorlar. Bu olanaklarla neler yapılmaz. Dünya çocukları Beckett, Brecht, Shakespeare seyrederken bizimkiler hala kümeste tavukları seyrediyorlar.

Tekrar oyunumuza dönecek olursak; evi oğluna emanet eden baba, telaşlı, geveze, dedikoducu tavuklar, dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmeye daha ne kadar devam edecekler. Oyunun bir yerinde bir kıvılcım çakar gibi oldu ama uzun sürmedi. Tilki yumurtayı çalıp götürdükten kısa bir süre sonra yumurta kırıldı ve içinden civciv çıktı. Burada tilki ile civciv arasındaki diyalog oyunu farklı düşündüren şaşırtan bir boyuta götürebilir miydi? Örneğin tilki civcivin karşısında şaşırıyor, ne diyeceğini bilemiyor, bir an için kendisini babası olarak tanıtıyor. Bu durumun sürdürülüp tilki ile civciv arasında komik bir baba çocuk ilişkisi oluşabilirdi. Civcivin “babacığım “ diyerek yanından ayrılmak istememesi, tilkinin psikolojik olarak etkilenmesi ve giderek bir baba sevgisini göstermesi, duygusal bir ortamın oluşturularak pişmanlıklarının dile getirilmesi daha iyi olabilirdi. Çocuklar da bu garip ikili karşısında yabancılaşarak düşüneceklerdi. Ama yazar böyle uygun görmüş ne yapalım!

Çocuklar da duygulanırlar, hissederler, heyecanlanırlar… Neden buna izin vermiyoruz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here