Mustafa Demirkanlı
Mustafa Demirkanlı

Coşkun Büktel, mağduru oynamayı çok seviyor, sanırım reklamcılık döneminden kalma bir alışkanlığı olsa gerek, mağduru oynarken de gerçekleri saklayarak, tahrif ederek sunarken kendi yaptıklarını, başkalarına yüklüyor, nasıl olsa gerçek kimsenin umurunda değil. “Hafızanıza Hakim Olamıyorsanız Trene Binmeyin :)” başlıklı yazımda da bana yıllarca hakaret ettikten sonra gerçeği (unuttuğu için) kendi açıkladı, merak edenler, linke tıklayarak okuyabilir ama Büktel bu gerçekdışı söylemine dayanarak, bana yönelik hakaretlerinden dolayı özür bile dilemedi. Sadece yok saydı, “nasıl olsa insanlar ilgilenmez”, dedi ama reklamcı alışkanlığıyla hâlâ kendisini “çok dürüst biri” olarak hemen hemen her yazsısında lanse etmekten yorulmadı.

“THEOPE YAZARINA ANCAK SEFALET Mİ YARAŞIR?” başlığıyla yazdığı (https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/989427787741998)  yazıda yine gerçek dışılıkla mağduru oynuyor, mağduriyetin prim yaptığını biliyor, linkini verdiğim yazısında şöyle diyor: “O dönemde bir tek kişi çıkıp da iki satır yazarak, Theope gibi bir oyunu aforoz etmenin ve yazarını süründürmenin insanlık dışı bir vandalizm olduğunu kamuoyuna duyurmaya kalkışmadı.”  Şimdi bu açıklamasının neresinden tutabiliriz? Kısa başlıklarla bakalım.

Ali Taygun, İBBŞT’de sahneledi, sahnelediğine bin pişman oldu, Büktel’in protestoları sonucu oyun hızla kaldırıldı.

DT’de Bozkurt Kuruç döneminde (1995-97 arası bir tarih olmalı) sahnelenmek istendi, ne mümkün!

Can Gürzap, İstanbul D.T.’de sahnelemek istedi, ne mümkün! Coşkun Büktel’in talepleri bunlara izin vermedi. Büktel, Yönetmen Tiyatrosu”na karşı olduğunu ileri sürerek, kendi istediği gibi sahnelenmesini talep etti, yönetmeni hep yok saydı hâlâ da öyle.

Kemal Başar “Theope”nin sahnelemek istediği oyunlardan biri olduğunu yazdı (Birgün Gazetesi’nde). “Sen kim oluyorsun da Theope’yi sahnelemekten bahsediyorsun” mealinde bir yanıtla, bin pişman edildi.

Sizce “Theope”yi kim engelliyor? “Theope”nin Büktel’e rağmen sahnelenme şansı var mı sizce? Büktel’in istediği ne?

Büktel kendini o kadar kaptırmış ki, çoğu zaman kendisini “Theope yazarı” olarak lanse ediyor, Theope, Büktel’in önüne geçmedi, Büktel öyle yaptı, kendi eserine esir oldu ve yanına kimseyi yaklaştırmıyor. Bir konuşmamızda (yıllar yıllar önce, Ihlamur’daki evimin terasında) “Büktel bir an önce öl de, Theope kurtulsun” dediğimde, “avucunuzu yalarsınız, varislerime vasiyet ettim kimseye sahneletmeyecekler.”

Büktel, ne istiyor dersiniz?

Büktel, “SANATSAL ANAYASAM” olarak adlandırdığı ve gerçek olmadığını bilmesine rağmen sürekli bıkmadan tekrarladığı mavalına şöyle başlıyor: “Sanatçılar, kimseden talep beklemezler. Satış garantisi istemezler.”

Doğru değil. Yılmaz Öğüt’le birlikte MitosBoyut tiyatro kitapları dizisine başladığımızda (1991-92) Büktel, “Theope”sini getirdi, o dönemde “Bütün eserler” ya da “Toplu Eserler” başlığıyla 3-4 oyun bir arada basıyorduk. Bu oyunu beğendiğimiz için tek kitap olarak basmaya karar verdik ve bunu Büktel’e de söyledik, basacaktık. Büktel, 5.000 baskı istedi. Biz o zaman tiyatro kitaplarını 2.000 basıyorduk, (Şimdi tiraj 1.000’e düştü) ısrar edince basmaktan vaz geçtik, üstelik bir de bizi suçlamıştı, yayıncılar fazla basar yazarları kazıklar, diye.

“Sanatsal Anayasam” dediğinin daha ilk cümlesi böylelikle çökmüş olmadı mı? Hani “Satış garantisi istemezler.” ilkesi. Haa şöyle diyebilir, ben 5.000 satılsın garantisi istemedim, 5.000 adedin telifini istedim, satmanızın garantisini istemedim de diyebilir.

Gelelim Bu Yazının Yazılma Nedenine
Yukarıdaki ilkesizlikleri de örnekleriyle aktardık ki, daha iyi anlaşılsın. Büktel, kendisi hakkında Cumhuriyet Savcılığı’nın iddianamesiyle açılan kamu davasının ilk duruşmasına (Yakın arkadaşı H.H.B.’yle birlikte) girdikten sonra, günlerdir öfkeyle abuk sabuk, aklına geldiği gibi yazıyor. Dava ile ilgili habere yönelik yaptığı  yorumda da yine dezenformasyon yapmakta, doğrusunu açıklayalım o zaman. Büktel’in yazısı büyük harflerle aralara girip doğrusunu yazacağım, yazının bütünü  şu linkte, alıntılar buradan alınmıştır: https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/990906770927433  Önerim önce Büktel’in yazısını okumanız.

“MUSTAFA DEMİRKANLI’NIN BANA KARŞI BİR SÜRÜ ŞİKAYETTE BULUNDUĞU YA DA DAVA AÇTIĞI DOĞRUNUN YARISIDIR. DOĞRUNUN TAMAMI ŞUDUR:

DEMİRKANLI, 4 YILDIR, KILDAN TÜYDEN GEREKÇELERLE, BÜKTEL’E KARŞI SAVCILIĞA 15’İ AŞKIN ŞİKAYET DİLEKÇESİ VERMİŞ;

Doğru değil, bir tek dava açtım, 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde ve onu da kazandım. Cumhuriyet Savcılığına ise avukatım ya da şahsım olarak 9 suç duyurusunda bulundum, dökümü şöyle:

1 dava sonuçlandı, Büktel mahkum oldu, erteleme kararı verildi..
4 dava devam ediyor. (6, 17, 42 ve 60. Asliye Ceza Mahkemeleri’nde)
1 dava da ceza vermeye gerek yok kararı verildi (Beraat değil) Dosya Yargıtay’da, henüz kesinleşmedi.
1 suç duyurusuna  (H.H.B. ile birlikte) takipsizlik kararı verildi. (Büktel’in “ŞU AN’A DEK SONUÇLANANLARIN TÜMÜNDEN BÜKTEL BİR SÜRÜ TAKİPSİZLİK BİR TANE DE BERAAT ALMIŞTIR.” dediği bunlar, bir takipsizlik bir de Yargıtay’da bulunan ceza vermeye gerek yok kararı.)
2 suç duyurusu soruşturma aşamasında.
1 suç duyurusu yapılma aşamasında, bunu da sayarsak (açıklayacağım) tamamı 10.  Büktel’in yukarıdaki açıklamasının neresini  düzelteyim?

10 ncu suç duyurusuna gelmeden şunu açıklamam gerekiyor. Büktel, yakın arkadaşıyla birlikte inanılmaz küfür ve hakaretlerini hiçbir zaman durdurmadı, “gel konuşalım, kayda alalım, yayımlayalım” dediğimde de “ben seni muhatap almam” dedi ve hakaretlerine devam etti.

Yaşamım boyunca hakkımda çok dava açıldı, Sıkıyönetim Mahkemeleri de, basın davaları da dahil. Ben 2 kez boşandığım halde, boşanma davalarını bile açmadım, rica ettim eski eşlerim açtı.

“Büktel, küfretme dedik, dinlemiyorsun, hakaretlerinde sınır tanımıyorsun, dava açma zorunda bırakma.” dedik dinlemedi, tam tersi “açmazsan ……..” cümleleriyle hem hakaret hem tahrik etti.

Hakaret, küfür, suçlamaların durması bir yana azalmayıp arttı. İlk davalarımı Büktel ve arkadaşına açtım. Bu güne kadar açtığım başka da bir dava yok, olacağını da sanmıyorum. Büktel, mahkum oldu, bu davaya bağlı tazminat davasını bir yıl içinde açmam gerekiyordu, son güne kadar bekledim, zaman aşımına gireceği son hafta açmak zorunda kaldım, çünkü son ana kadar belki hakaret etmekten vaz geçer diye bekledim, ama durulmadı.

Sonraki suç duyurularımdan önce mutlaka hem facebook sayfasında hem de resmi mail adresine gönderdiğim maillerle ikaz ettim, hakaret içeren yayınlarını silmesini istedim, tıpkı son gönderdiğim mailde olduğu gibi.

“Coşkun Büktel,
Şahsıma yönelik ağır hakaret ve küfürleriniz nedeniyle hakkınızda arkadaşınızla birlikte açılmış olan davanın dün (13 Mart cuma) görülen 1. celsesi sonrası hem şahsıma hem de avukatıma yönelik hakaretlerinize facebook ve twitter sayfalarınızdan devam ediyorsunuz. Ağır eleştirilerinizi, gerçek dışı beyanlarınızı duygusal yorgunluğunuza veriyorum. Eleştirin, hatta ağır eleştirin ancak hakaret etmeyin hem şahsınıza yakışmıyor hem de sonrasında “beni şikayet ettin” diye yakınıyorsunuz.

Sayın Büktel,
Art arda  gönderdiğiniz twitter mesajlarınızda şahsımın adını da verdikten sonra bir diğer mesajınızda “Unutmayın: İnsanların size, istediği gibi, istediği sayıda dava açmak haklarıdır. Ama dava açmak için”, “gerekçe bulamayınca, sana rahat vermeyeceğim, ille dava açacağım hırsıyla, yalan ve hileye başvurması; şüphesiz ki, şerefsizliktir

“yalan” ve “hile” dediklerinizi davalar esnasında ifade eder, kanıtlarsınız, sonrasında da hakkınızda “yalan ve hiley”e başvurarak dava açtırdığım için “iftira” suçından Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunursunuz, bu sizin hakkınızdır ancak sosyal medya üzerinden şahısımı kast ederek “şerefsizlik” olarak tanımlayamazsınız, size yakışmayacağı gibi aynı zamanda da suçtur. Size ilgili maddeyi de iletiyorum.

TCK 126(1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.

Sayın Büktel,
Tüm açıklamalarımı dikkate alarak şahsıma ve avukatıma yönelik hakaret mesajlarınızı başta https://twitter.com/coskunbuktel/status/576775893001060352 linkindeki hakaretiniz olmak üzere twetter ve facebook hesaplarınızdaki hakaretlerinizin tamamını sosyal medyadan silmenizi aksi takdirde hakkınızda Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağım gibi  hukuk (tazminat) davası açma hakkımı da kullanacağımı bilmenizi isterim.

Not: Size ihtaren gönderdiğim bu ileti, avukatım Sayın Av. Reyhan Kayışlı’yı da iletilmiştir.

Bilginize”

Suç duyurusunda bulunmadan önce, bekleyip, yarın bir daha maille ikaz ettikten sonra, başkaca yapacak bir şeyim kalmadığı için 10 ncu suç duyurusunda bulunacağım. Küfürden vazgeçmediğine göre ne yapabilirim?

Büktel’in canı istedikçe küfretme hakkı mı var?

Küfrettiği zaman, ikazınıza rağmen, ısrarla sürdürme hakkı mı var?

“Bana dava açıp, yeni romanımdan zamanımı çalıyorlar”, diyeceğine küfretmemeyi denemesi daha akıllıca olmaz mı?

Son olarak: “GERÇEĞİ EKSİK SÖYLEMEK DE, YALAN SÖYLEMEKTİR. OKURLARDA ALGI YANILMASI YARATMAYI AMAÇLAMAKTIR.

GERÇEĞİ EKSİK SÖYLEYEN MUSTAFA DEMİRKANLI’NIN 10 MART 2015 TARİHLİ YAZISINI AŞAĞIYA AKTARDIK. BAKIN BAKALIM MUSTAFA DEMİRKANLI AŞAĞIDAKİ YAZISINDA GERÇEĞİ NEDEN EKSİK SÖYLÜYOR.” dediğine söyleyecek laf yok ama Büktel’in zekası böyle çalışır, gerçek onun istediğidir. Haber başlığı şu: “Çoşkun B. ve H. Hilmi B.’ye Yeni Davalar” başlıkta da belli, “yeni davalar” bu haberde yukarıda açıkladığım davaları mı yazmalıydık? Bu haber Büktel okusun diye yapılamadı ki? O zaten biliyor, okura yönelik, Büktel suçlamadan önce biraz, azıcık vicdanlı olsun. Bu vesile ile şunu açıklamalıyım, Büktel’e yönelik haberde ne yüzünü buzlar ne de kimliğini gizleyerek yazarım, doğrudan doğruya yazarım ama yakın arkadaşıyla birlikte olduğu zaman yasal gereğe uyup, bu biçimde kullanmak zorundayım, kendisi de çok iyi bilir, yakın arkadaşı adı geçen her haberi kaldırtmak için Sulh Ceza Hakimliklerine koşuyor, yani bu tatsız durumun müsebbibi ben değilim, benim de hoşuma gitmiyor.

Büktel, sen sen ol, küfürlerini sil, yanlıştan dönmek ayıp değil. Küfürlerini sil, beni de kendini de uğraştırma.

Büktel’e bir bilgi daha ileterek, bu saçma ama gerekli yazıyı sonlandırayım. Büktel, bana hakaretinden alacağın cezalar makul ve kabul edilebilinir olur ama avukatıma hakaretlerin, “kamu görevi yapana” olarak değerlendirildiği için hapis cezası sözkonusu olabiliyor, yakın arkadaşın da bu nedenle 11 ay 20 gün ertelemesiz hapis cezası aldı.

Avukatları hasım olarak görme, onlar profesyonel işlerini yapıyorlar tıpkı senin avukatın gibi. Sarı zarfla benden, ödediğin vekalet ücretini istedi, davayı kazandık dedi sana, kendisinin bilmemesi tabii ki mümkün değil ama şansını denemek istedi. Yeni çıkan yasanın lehte olduğu gerekçesiyle talebiniz üzerine, ilgili mahkeme “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” kararını kaldırdı, sonra “erteleme” kararı verdi, birinci kararı kaldırmadan ikinci kararı nasıl versin? İki ayrı karar olabilir mi? Sen bile mantığını kullansan bu sonuca varabilirsin. Profesyonelce “ya tutturursam” dedi, kızdım mı? Kızmadım, işini yapıyor, işini böyle yapıyor, napalım “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” Şimdi, avukatına hakaret mi edeyim? Benim muhattabım bile değil, işini yapan bir profesyonel, sadece işine saygı duyarım, ileri sürdüklerine katılıp katılmamam çok ayrı birşey, zaman zaman yargıçla da tartışıyoruz, olabilir.

Avukatının talebini İcra Mahkemesi reddetti, Hukuk Mahkemesi de yetkisizlik vererek Tüketici Mahkemesi’ne gönderdi, bakalım o ne karar verecek?

Sen, sen ol kimseye hakaret etme!

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here