Burcu Halaçoğlu: “Kendimde Otosansür Mekanizmasını Hissediyorum”

editor
2237 Görüntülenme

K2 Haber’den Polat Yıldız’ın oyuncu/yazar Burcu Halaçoğlu ile “tiyatro ve yeni normal” üzerine gerçekleştirdiği röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz:

Aynı zamanda yönetmenlik ve akademisyenlik de yapan başarılı ve güzel oyuncu, geçtiğimiz tiyatro sezonunda Benden Bu Kadar (Seyyar Sahne), Ağrı (Monologlar Müzesi) ve Kaldırım Serçesi (Altıdan Sonra Tiyatro) oyunlarında rol almıştı.

  • Pandemi süreciyle kesintiye uğrayan geçtiğimiz sezonu, bütünüyle nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir sezon oldu?

İçimize oturan bir sezon oldu. Yapacaklarımız vardı yarım kaldı, planlarımız suya düştü. Onlara bakakalırken bir yandan da bağımsız tiyatro yapmanın bütün sorunları ve zorlukları gün gibi aşikâr oldu. Bu sorunlar hep vardı, oradaydı ama birden katlanarak daha görünür oldu. Kendi kendime çok sordum ‘bu işi neden yapıyoruz, nasıl olacak, kendimizi nasıl toparlayacağız’ diye. İnancımız, güvenimiz, sabrımız sınandı ve sınanıyor gibi geliyor. Dünyanın, ülkenin ve insanlığın pek çok karanlığı gün yüzüne çıktı ve biz de nasibimizi aldık tabi. Kendi adıma yaptıklarımı ve yapacaklarımı sorguluyorum, daha ince düşünmeye çalışıyorum. Bir yandan da umut etmeye uğraşıyorum. Bugünden yarına bir sıçrama yaratmaz belki, ama çok şey öğrendim. Öğretici bir sezondu.  

“Bazı Tiyatro Mekanları Devam Edemeyecektir”

  • Peki kontrollü sosyal hayat/yeni normal ile birlikte önümüzdeki sezonda nasıl bir tablo bekliyorsunuz? Yeni sezon için sizin ne gibi hazırlıklarınız var?

Bir sürü sınırlama ve düzenleme bekliyor bizi.  Bu sınırlamalarla birlikte oyun mekânları, seyirci sayısı ve ilişkisi değişiyor. Bu yüzden dijitale, açık hava sahnelerine, tek kişilik ya da dar kadrolu oyunlara eğilim artacaktır. Kapalı mekana seyirci gelir mi gelmez mi gibi çok temel bir soru var. Bekleyip göreceğiz. Belki -umarım olmaz-  bazı tiyatro mekanları ve ekipleri devam edemez duruma gelecekler. Pek iç açıcı bir tablo değil elbette. Ama farklı arayışlar da ortaya çıkıyor. DOT’un ormanda tiyatro yapma fikri beni çok heyecanlandırdı mesela. Yeni diller, yeni yerler ve yeni ilişkiler üzerine bol bol düşüneceğiz galiba. Yer aldığım projelerde de şimdilik öngörülebilir hazırlıklar var. Balat Monologlar Müzesi’nde zaten az sayıda bir seyirciye oynuyorduk ama şimdi oldukça sınırlı sayıda bir seyircimiz olacak. Çok şükür, düzenli olarak oynamayı sürdüreceğiz gibi görünüyor.  Kaldırım Serçesi de aynı şekilde daha az seyirci ile buluşabilecek, ama şimdilik oyunun devam etmesi ve oynamak bile harika bir his. TiyatroPOL’de ise mekana özgü tiyatro yapıyoruz ve oyunumuz ‘Kör Tuzak’ bir otel odasında geçiyor. Bu süreçte onu oynamamız pek mümkün görünmüyor maalesef. Küçücük bir otel odasına seyirciyi davet etmek şimdilik içimize sinmiyor. Umarım en kısa zamanda kaldığımız yerden devam edebiliriz. Biz de bu arada yeni oyuna hazırlanıyoruz, ne yapalım?

Burcu Halaçoğlu
  • Genç kuşağın yeni tiyatrocularında hem çok ayrı hem de çok ortak yanlar var. Kendilerinde beğenip beğenmediğiniz yanlara değinir misiniz? Bu sanatçılarla aranızda bazı bakımlardan herhangi bir ilgi kurabiliyor musunuz?

Ben böyle bir genelleme yapamıyorum sanırım. Okulda ve atölyelerde müthiş bir fırsatım var; çoğunlukla gençlerle birlikteyim. Her oyuncu farklı, her çalışma başka yönlerini görmemi sağlıyor. Evet, bir gelecek kaygısı, inançsızlık, güvensizlik ve dolayısıyla ataletin hâkim olduğu bir atmosfer var şu anda ama bu hepimizi saran bir atmosfer, sadece gençleri değil. Yaşadığımız coğrafya ve dönemle çok ilgili. Birbirimize destek olmaktan, umut vermekten ve sarılmaktan başka bir çözüm bulamıyorum şimdilik. Mesafeli de olsa bir arada olmalıyız, bir şeyler yapmalıyız.

“Dayanışmaya ve Yalnız Olmadığımızı Bilmeye İhtiyacımız Var”

  • Tiyatroların/oyuncuların dayanışması için birtakım projeler geliştiriliyor. Şiirler okunup etkinlikler gerçekleştiriliyor, imzalar toplandı vs… Peki bunlar ne ölçüde karşılık buluyor, başarılı olabiliyor mu?

Üstteki cevabımdan devam edeceğim. Başarılı olup olmamasından çok buna ihtiyacımız var. Dayanışmaya ve yalnız olmadığımızı bilmeye ihtiyacımız var. Takip edebildiğim kadarıyla küçük de olsa bazı kazanımları oluyor. Küçük küçük de olsa birlikte bir şeyler yapmak iyi geliyordur diye düşünüyorum.

  • Tiyatromuzun başarılı bir yönde geliştiğini söyleyebilir ve bu yolun beğendiğiniz örneklerini başarı sebepleriyle birlikte verebilir misiniz?

Tiyatromuz dediğimiz şey bana çok genel geliyor. Bunu kurumsal tiyatrolar açısından mı değerlendireceğim,  bağımsız tiyatrolar mı yoksa prodüksiyon tiyatroları mı? Benim için hepsinin kriterleri çok farklı. Prodüksiyon tiyatroları mesela -yapılan işlerin niteliğinden bağımsız- bu kadar seyirciye ulaşıp, ana akım bir konuma yerleşip tiyatronun “bu” olduğuna dair bir algı yaratabiliyorlarsa kendi adlarına başarılıdırlar. Ama içinde bulunduğum taraftan bakarsam, yani bağımsız tiyatrolar kanadından,  başarılı bir yöne gidiyor ya da gitmiyor diyemem. Bunu zaman gösterir. Güzel örnekler de oluyor, eleştireceğim noktaları da var. Mesela geçen sezon Nihayet Makamı oyununu çok beğendim. Gelenekselin, son derece güncel ve evrensel bir konu ile kurduğu naif ilişki beni çok etkiledi. Yalın, yüreğe dokunan bir dili vardı. Kalabalık Duası’nda Tolga İskit’in oyunculuğuna bayıldım, ne kadar ince ve ilmek ilmek çalışılmıştı. Ya da bir Tehlikeli Oyunlar’ı düşünün metin, sahneleme ve oyunculuk bu kadar uyumlu olabilir. Erdem de (Şenocak) Oğuz Atay’ın romanından sahneye fırlamış gibidir. Sanırım uzun süre çalışılmış ve ince ince tasarlanmış, emek verilmiş oyunları beğeniyorum ve böyle örneklere daha çok ihtiyacımız var.

Burcu Halaçoğlu

“Ben Kendimi Zaten Yazar Olarak Görmüyorum”

  • Aynı zamanda oyunlar da yazan bir oyuncusunuz. Yazdıklarınızda başınızdan geçen bir olayı kullandınız mı?

İnsan kendinden ve yaşadıklarından bağımsız nasıl yazabilir ki? Yaşadığın şeyi doğrudan yazmasan bile onun hissi, deneyimi, kokusu yani bir şeyi mutlaka yazdığın şeyde karşılık buluyordur. Başka türlüsü oluyorsa bilmiyorum, ben öyle bir yazar değilim sanırım. Bir de ben kendimi zaten  yazar olarak görmüyorum. Bir projeye başlıyoruz ve onu yazmamız gerekiyor; ekip olarak yazıyoruz aslında.  Şimdiye kadar hep öyle oldu. Teklif’te de ekip olarak yazmıştık, Benden Bu Kadar’ı da yönetmenim Celal Mordeniz’le birlikte yazdık.  Ama şimdi TiyatroPOL’de yeni projemiz için oyun yazmaya kalkışmış durumdayım. İlk defa yalnızım, korkuyorum ve çok heyecanlıyım.

  • Yazmak için özellikle ilginizi çeken konular var mı?

Biz. Biz dediğim kendim, kendi sınıfım, kendi çevrem, kendi dertlerimiz, sorunlarımız, kendi güzelliklerimiz. Dediğim gibi kendimi bir yazar olarak tanımlamıyorum. Ancak anlatmak istediğim bir şey varsa, bir derdim varsa bu işe kalkışıyorum. O da genellikle benim deneyimlediklerimle ilişkili oluyor.

  • Dünyaya bakışınızı ilk belirleyen, sizi etkileyen düşün ortamınızı biraz açıklar mısınız?

Orası tam bir muamma. Her telden var diyebilirim.  Nietzsche’den Jung’a, Heidegger’den Marx’a, Aristoteles’e, Platon’a, Osho’ya, Merlau Ponty’e, Foucault’ya bir sürü isim sayabilirim. Hepsinden bir şeyler var kazanda. Dediğim gibi şudur diyemiyorum. Dönem dönem bir şeylere takılıyorum işte.

  • Oyunculuk/yazarlıktan kazandığınız para size yetiyor mu?

Elbette hayır. Ben bunu beceremedim henüz. Aynı zamanda üniversitede çalışıyorum, atölyeler veriyorum. Asıl geçim kaynağım bunlar.

“Kendimi Din, Cinsellik ya da Siyaset Gibi Konularda ‘Ah bu çok radikal oldu’ Derken Yakalıyorum”

  • “Toplumun değişmesi ve eserlerin değişmesi” ilişkisine bakarsak sizin özelinizde toplumun değişmesi sizin çalışmalarınızı, sizin çalışmalarınız toplumun değişmesini nasıl etkiliyor?

Toplumun değişmesi pek çok açıdan benim çalışmalarımı etkiliyor ama ben toplumun değişmesini etkiliyor muyum bundan pek emin değilim. Toplumun değişmesi öncelikle sosyo-politik olarak yaptığım işteki otosansür unsurlarını değiştiriyor. Ben ne kadar hayır etkilenmiyorum desem de değiştiğimi fark ediyorum ve bu aslında çok korkutucu. Bedenimle ilişkim ve kadınlığımı ifade edişim yıllar içinde değişmiş, tutuklaşmış, zayıflamış sanki. Bu elbette oyunculuğumu etkiliyor, oyuncu olarak bedenimle kurduğum ilişkiyi etkiliyor. Ya da oyun yazarken kendimi  din, cinsellik ya da siyaset gibi konularda “ah bu çok radikal oldu” derken yakalıyorum.  Sahneleme sürecinde de aynı otosansür mekanizmasını hissediyorum. Bu ilk aklıma gelen. Bir de toplumdaki algı ve beğeni değişimleri var tabi bu da ekonomik olarak etkiliyor beni. Değişen tiyatro eğilimleri, öbekleşmiş tiyatro beğenileri, kalıplaşmış beğeni yargıları yeni ve riskli bir şey yapmayı bir kez daha düşündürüyor. Mesela sahnede oynanacak ve alternatif bir seyirci grubuna hitap eden bir şeyi denemekten korkuyorum. Bütün giderleri ve hedef kitleyi düşündüğümde devamlılığı ve sürdürülebilirliği öngöremiyorum. Belki de o yüzden yönetmenlikte daha çok mekana özgü işlere yöneldim. Bak bu toplumun değişmesini etkileyebilir. Teklif’i (TiyatroPOL) yaptığımızda az sayıda mekana özgü oyun denemesi vardı. Son zamanlarda git gide arttığını, alternatif tiyatro ve oyun alanlarının denendiğini görüyorum. Bu umut verici. Öte yandan yaptığımız oyunlarda elbette seyirciyi birey olarak etkileyen, oyunla bağ kurduğu pek çok şey olabiliyor. Bunun da geniş ölçekte toplumun değişmesini etkilediği söylenebilir tabi.

  • Sizce okumanın insan hayatındaki önemi nedir?

Bu herkese göre değişen bir eylem. Herkesin hayatında farklı bir yeri ve önemi vardır. Benim hayatımdaki öneminden bahsedebilirim sadece. Bana göre okumak iyidir, candır. Özellikle edebiyat ruhumu kışkırtır, hayal gücümü tetikler, başka hayatlar görür, insanlar tanırım. Bana bir zenginlik gibi geliyor.

“Çağdaşım Olan Kadınlar Çok Güçlü ve Mücadeleci”

  • Bir de son dönemde ‘öne çıkan kadınlarımız’ konusu ile ilgili bir soru: Burcu Halaçoğlu için çağdaş kadının belirleyici özellikleri nelerdir? Şu an toplum içindeki konumu için neler söylersiniz?

Yine genellemekten uzak durarak “kadınlarımız” diyemeyeceğim. Ancak kendimi ve çevremde gözlemlediğim kadınları anlatabilirim. Benim gördüğüm, çağdaşım olan kadınlar çok güçlü ve mücadeleci. Kurban rolünü bırakmaya niyetli kadınlar görüyorum. Artan kadın cinayetlerine ve toplumsal cinsiyet rollerinin baskısına karşı birlikte duracağımıza, dayanışacağımıza ve bunu eril değil de dişil bir dil ve sevgiyle yapacağımıza dair inancım git gide artıyor. Dış dünyada her geçen gün daha huzursuz hissetmeme rağmen, kadınlarla birlikteyken huzurlu ve neşeli hissediyorum.  Sanırım daha çok birbirimize dokunur ve tutunur hale geldik. Önyargılarımızı, kullandığımız dili, güzellik anlayışını, annelik, sevgililik, kadınlık vb. rollerini daha rahat tartışabilir hale geldik. Buna seviniyorum çünkü biz değiştikçe değişecek dünya.

Burcu Halaçoğlu

Burcu Halaçoğlu Kimdir?

İzmir Bornova doğumludur. Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Öğretmenliği lisans mezunu olup daha sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi, İletişim Fakültesi –Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi/ Sahne Sanatları bölümünü birincilikle bitirmiştir.

Yüksek Lisansını 2010 Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Tezli Yüksek Lisans Programında (Bitirme Tezi Başlığı: “Tiyatrodan sinemaya uyarlama: Shakespeare’in Macbeth oyunundan Akira Kurosawa’nın Kanlı Taht filmine karşılaştırmalı uyarlama çalışma yöntemi”) Doktorasını ise İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Anabilim Dalı Doktora Programında yapmıştır.

TiyatroPOL’ün kurucuları arasında olup pek çok özel tiyatroda oyuncu/yönetmen/yazar olarak bulunmuştur. Halen Altıdan Sonra Tiyatro’nun “Kaldırım Serçesi”, Two Production’un Monologlar Müzesi “Ağrı”, Seyyar Sahne’nin “Benden Bu Kadar” adlı oyunlarında rol almaktadır.

Ayrıca sezonda sahnelenen, TiyatroPOL’ün mekâna özgü yaptığı “Kör Tuzak” adlı oyunun yönetmenliğini yapmıştır. Burcu Halaçoğlu, tiyatro ile birlikte pek çok kısa/uzun metraj filmlerde de rol almış, bu alanda da kariyerine devam etmektedir.

Kaynak:https://k2haber.com.tr/2020/08/30/burcu-halacoglu-tiyatro-roportaj/

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku