Coşkun Büktel’in temel sorunu bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasından kaynaklanıyor. Belki bunun farkında bile değil ya da kabullenmek istemiyor, kendisini bilimsellikle beslenen biri olarak tanımlıyor ama yakından takip ederseniz, egemen olanın İNANÇ olduğunu hemen görürsünüz; olumlu ya da olumsuz ama sadece inanç.

Aşağıdaki fotografa bakarsanız, kendisini kapak yapmış olan Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’a inanmıştı, hemen yanındaki Hilmi Bulunmaz’a da inanmıştı… İkisiyle de kavgalı şimdi, o fotografın çekildiği tarihteki ne Göktaş ne de Bulunmaz değişmedi… Onlar o gün ne iseler bugün de o… Değişen, sadece Büktel’in inancı…

buktel ve

Geçenlerde “Mustafa’ya Açık Mektup” başlıklı bir yazı yayımlamış beni engellediği facebook’unda, her zaman olduğu gibi kendisini takip eden bir arkadaşımın ikazıyla sayfasına baktım.

Uzun süre bir gezi teknesinin altına yazdığı ve benim mutlaka kaybedeceğim dava sonucunda, teknede nasıl eğleneceklerini anlatıp durdu, çok inanıyordu, heyecanla izlemek için bir duruşmaya bile geldi…

Dosyayı bilmiyordu ama benim kaybedeceğime inanmıştı. İnanmıştı çünkü Hukuk Prof’u oldu dediği eski kankası Bulunmaz’a inanıyor, onun yazdıklarını doğru kabul ediyordu, yargılamaya konu yazının hangisi olduğunu bile bilmiyor, tahrifatlarla aktarılanlara inanıp, bana saldırmayı marifet sanıyordu.

Cahildi, taraflıydı, bilgisizdi kısacası özneldi, sadece inanıyordu, olması gerektiğini düşündüğüne inanıyordu. Kısacası Büktel inançlı biriydi. Zaman zaman Bulunmaz’a değil de neden sana inanayım derdi, oysa kimseye inanmadan davaya konu yazıya bakabilir, bilgi sahibi olabilirdi.

Büktel’in esas sorunu da bu değil mi?
Davaya konu yazı Meral Okay’ın vefatından sonra, o zamanki yakın arkadaşı Bulunmaz’ın Meral hakkında yazdıklarına tepki olarak yazılmış bir yazıydı, daha toprağa vermediğimiz Meral için söylenen, yazılanlara yönelik haykıran, acıyla bağıran  bir yazıydı.

TV’ye dizi yazıyor diye Meral için demediğini bırakmamıştı Büktel’in yakın arkadaşı. Diyelim ki hakaret etmişim, Meral’in anısına saygı olarak bile olsa topa bu kadar girmez, bir yazar olarak arkadaşını eleştirirdi insan ama Büktel’in derdi benim cezalandırılmamdı, o kadar. Daha toprağa bile verilmemiş Meral Okay’a ne denmiş, nasıl hakaret edilmiş, umurunda bile olmadı Büktel’in. (Muhtemelen, ben onu telefonla eleştirmiştim, diyecektir.)

“Bu Nasıl Bir Kin?”

Şikayete konu bu yazıydı, ancak Büktel yazıyı okumadan, dosyaya bakma gereği duymadan, iddianameyi görmeden, yargı sürecini bilmeden yani kısacası tümüyle inancını arkadaşı Bulunmaz’ın açıklamalarına dayamış “sözde aydın” olarak elinden geleni ardına koymadı, sürekli olarak Afrika’daki insanların kanını getirip sattıklarını yazdığımı sandı, oysa savcı bile o cümlenin kapitalistleri tarif eden, onları eleştiren bir cümle olduğunu gördü, görülmeyecek gibi değildi zaten, iddianameye bile almadı, yani o davada Büktel’in benim mahkum olacağıma inandığı o cümle yargılamaya konu bile değildi. O cümleden dolayı ceza almam mer’i kanunlara göre mümkün değildi.

…artık Mustafa’yla da, Hilmi’yle de ilgilenmediğim için (Pardon, “Mustafa’ya Açık Mektup”u kim yazdı?) gerçekte ne olduğunu araştırmaya üşeniyorum. (Bence üşenmiyorsun, inanç sana yetiyor ya da üşenme, hani insanları belge göstermeden suçlayacak kadar bilmem ne değilim, derdin ya, üşenme, suçluyorsun, karakuşi yöntemlerle, sadece İNANÇ’a dayalı olarak.) İkisinden biri kararı bana gönderirse yayınlarım.” demiş, ben de bugün mahkememiz olduğu için, gerekçeli kararı yanıma aldım ve kendisine, isteği üzeri verdim, sonrasında…

Bugün, şunu yazmış:
“MUSTAFA’YA AÇIK MEKTUP” KONUSUNDA ÖNEMLİ SAYILAMAYACAK BİR GELİŞME

Mustafa, bu sabah Çağlayan adliyesinde, “al, bunu istemiştin” diyerek, bir karar metni getirdi.” Merak ettiğim için aldım. Fakat yanlış bir karar metnini getirdi galiba: Kararda benim davada cezalandırılması gerektiğini savunduğum “oğlu Afrika’da fink atıyor” diye başlayan korkunç iddialardan hiç bahis yok. Afrika’nın adı bile geçmiyor.

Ben yukarıdaki haberimde ne demiştim: “Yoksa o küfürleri Mustafa’nın yazmadığı Hilmi’nin uydurduğu ortaya çıktığı için mi kazandı ki bu ihtimali sıfıra yakın buluyoruz.”.

Cehaletle uğraşmak zordur ama cehaletinin farkında olmayan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarla uğraşmak çok daha zordur.

Büktel’e laf anlatamazsınız, anlatsanız da anlamaz, anlamadığı için döner yine sizi suçlar.

Yanıldığını görürse özür dileyeceğini söyler ama hiçbir zaman görmez, görmemezlikten gelir, gördüğünü hemen unutur… Örneğin “Hafızanıza Hakim Olamıyorsanız Trene Binmeyin :)” başlıklı yazımı da görmedi, gördüyse bile anında unuttu, unuttuğunu unuttu, unutmadıysa da son çare sizi muhatap almadı… sıkışınca öyle der, ama açık mektup yazar.

Kararda Afrila’yı aramış, iddianamede olmayan Afrika’yı… Büktel bu, ona inanmış, onun inandığının dışındaki hiçbir şey onu ikna etmez, ben de ikna etmek için yazmadım zaten, kara propagandasına yanıt vermemiş olmamak için yazdım.

Bugün kendisinin bana hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı, sanık olduğu davanın 2. Duruşmasıydı, ilkine gelmediğinden dolayı, Büktel için ilk duruşma oldu, dava karara çıkmak üzere 28 Ocak 2016’ya ertelendi. Bakalım, savcının altını kalın kalın çizdiği ve Büktel’in cezalandırılmasını istediği iddialarına karşı yargıç nasıl bir karar verecek? 28 Ocak’ta göreceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here