Çağdaş Rus Tiyatrosu Söyleşisi ve “Biz Kimiz?” Sorusu

Nazım Sarıkaya
2215 Görüntülenme

Batılılaşma hareketi açısından Türkiye ve Rusya’nın tarihi birbirine benziyor. İki ülkede de askeri alandan başlayarak sanat, siyaset ve eğitimde Batılı normlar ithal edildi. Kendi dinamikleri dışında gelişen ve taklide dayalı Batılılaşma her iki ülkede de ihtilaflara yol açtı. Şerif Mardin ülkemizdeki kutuplaşmayı merkez çevre ikilemi üzerinden açıklıyor. Rusya’daki karşıtlığı ise Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki Batıcılık-Slavcılık çatışmasından öngörebiliriz. Ancak Rusya’nın ülkemizden farklı olarak Batılılaşmayı “Biz Kimiz?” sorusuyla birlikte yürüttüğü kanısındayım. Milliyetçi demagojiyle değil, toplumsal kimliğin var oluşu üzerinden yanıtlanması gereken bir soru bu. Çağdaş Rus tiyatrosunu dinlerken aklıma takıldı: “Biz Kimiz?” sorusunu ıskalamadan Batılılaşma mümkün olabilir mi?

23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleşen söyleşi Rus tiyatro eleştirmeni Kristina Matvienko ile festival direktörü Leman Yılmaz tarafından gerçekleştirildi. 16 Ekim’de The Marmara Pera’da Rus tiyatrosunun son 20 yılını gösterimlerden fotoğraflarla birlikte dinleme şansı bulduk. Son yıllarda tiyatroya yoğun bir ilgi olduğunun altını çizen Kristina farklı türlerde işler yapıldığını vurguladı. Bir tarafta Bolşoy gibi kurumlarda klasik bale ve opera geleneksel tekniklerle icra edilmeye devam ederken diğer tarafta genç sanatçılar dramatik olmayan tiyatro arayışına düşmüşler. Rus tiyatro akademilerinde geleneksel tiyatro eğitimi alan gençlerin deneysel işlere yöneldiği bir dönemden geçiliyor. Apartman dairelerindeki “underground” yapımlarda cinsellik, küfür ve şiddet ön plana çıkarken, hükümeti eleştiren politik performanslar ve belgesel tiyatro yapımları da bu çeşitlilik arasındaki yerini almış.

Söyleşide ön plana çıkan fikirlerden biri de çağdaş Rus tiyatrosunun gelenekle ilişkisi oldu. İçerik açısından Puşkin, Gogol, Çehov gibi büyük yazarların metinlerinin yeniden sahneye taşındığını biçimsel olarak da Stanislavski, Meyerhold, Vaktangov gibi yönetmenlerin sahne uygulamalarının geliştirilmeye çalışıldığını söylemek mümkün. Usta çırak ilişkisi Batılılaşmaya rağmen kopmadan devam etmiş. Tiyatrolarına büyük sanatçılarının isimlerini veriyor, oyunlarında kendi geçmişleriyle hesaplaşıyorlar. Son yıllarda ön plana çıkan belgesel tiyatro yapımlarında devrim sürecindeki insani kıyımlara arşivden çıkan belgelerle tanıklık ediliyor. Anladığım kadarıyla “Biz Kimiz?” sorusunu milliyetçi demagojiyle değil, geçmişleriyle hesaplaşarak ve öz eleştiri yaparak soruyorlar. Geçmişi inkar ederek değil, geçmişte olanlar için özür dileyerek toplumsal kimlik kurgulamak bugün bir arada yaşama kültürünü güçlendirir.

 Söyleşide çağdaş Rus tiyatrosunun Batılı kaynaklardan beslendiği vurgulandı. Postdramatik tiyatro, performans, belgesel tiyatro, in your face tiyatro, dans-resim-sinema vb. sanatlarda disiplinlerarasılık, tiyatroda multimedya teknik kullanımı vb. Tüm bunlar Batılılaşmanın sonucu olarak çağdaş Rus tiyatrosunun vitrinini oluşturmuş. Peki yüzyıl başında dünyaya yön veren Rus tiyatrosu günümüzde neden sadece Batılı kaynaklardan beslenen bir konumda? Mayakovski, Bahtin, Maleviç, Eisenstein vb. isimlerle bir dönem sanat dünyasına model olan Rusya neden şimdi Batılı rüzgara kapılmış durumda?

Yunan altın çağı, Rönesans veya Rus devrimine bakarsak toplumsal değişimle sanatsal yaratıcılık arasındaki ilişkiyi çok net görürüz. Eski ile yeni arasındaki geçiş dönemleri sanat dünyasında sıra dışı sıçramalara imkan tanıyor. Farklı yasalar, ideolojiler ve görme biçimleri arasındaki gerilim uygarlık tarihinde iz bırakacak sonuçlara yol açıyor. Sovyet devriminin kurumsallaşması ve toplumsal yapının sabitleşmesiyle Rusya’da bir dönem kapandı. Bugün karizmatik lider kültü etrafında toplanan oligarşik yapı da değişimden uzak. Dünyayı saran popülist siyasal rejimler de birbirine benziyor. Ancak karamsar olmamak lazım. Dijital iletişim, kültürel etkileşim ve bilgi dolaşımının olağanüstü hızlandığı günümüz dünyası büyük toplumsal dönüşümlere gebe. Geçiş dönemlerindeki sanatsal sıçramayı unutmamak gerekir.

Batılılaşma hareketinin benzer süreçlerde yaşanmasından kaynaklı çağdaş Türkiye tiyatrosunun vitrini Rusya’dan pek farklı değil. Apartman dairesinde tiyatro, performans, multimedya kaynaklar, disiplinlerarasılık vb. yabancı olmadığımız kavramlar. Her iki ülke de Batılı rüzgara kapılmış durumda ancak toplumsal dönüşümlere gebe olan dijital çağda tiyatromuz pozitif ayrışabilir. “Biz Kimiz?” sorusunu demagoji yapmadan, toplumsal var oluşumuz üzerine tefekkür ederek yanıtlamaya çalışırsak özgün sanat dilimizi bulacağımıza inanıyorum. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku