cheKadıköy Barış Manço Kültür Merkezi (0216) 418 95 49 – (0216) 418 16 46
22 Mart C.tesi 20.30

Che ve Ulrike Ne konuşuyorsunuz Öyle? / Arasız 1s 35dk / Yazan-Yöneten Zafer Diper
Sahne Düzenlemesi BTopluluk / Film Kurgu Can Kolukısa
Yönetmen Yardımcıları Ece Erişti Ersin Uzun Memetcan Diper
Işık-Müzik Ersin Uzun / Müzik Düzenleme Hakan Ürman / Afiş Mert Çekici
Oyuncular:
Nazan Diper (Ulrike, Madre, Maria, Lokantadaki Kadın)
Ece Erişti (1.Görevli, Chichina, Meyhaneci, Lokantadaki Kadın, Helga, Ensslin, Genç Kız)
Zafer Diper (Che, Kriminal Daire, Yargıç)
Kaan Songün (2.Görevli, Fidel, Granado, Padre, Hans, Baader, Katil)
Che ve Ulrike ne konuşuyorsunuz öyle? / Yazılardan Alıntılar

Che ve Ulrike, öldürülmelerinden yıllar sonra,  dünyaya yeniden gelirler…

Che ve Ulrike’nin daha söyleyecekleri var Öldürülmelerinin üzerinden yıllar geçse de, Che Guevara ve Ulrike Meinhof’un sözleri ve öğütleri canlılığını ilk günkü gibi koruyor… İnsanlarımızın balık hafızalı bile olmadıkları günümüzde, ülkemizde yaşanmış olayları ve yaşamış kişileri bile yeni kuşakların çoğu bilmezken, Zafer Diper bir sanatçı bilinci ve sorumluluğuyla Che ve Ulrike’yi izleyicilerle tanıştırmak gibi önemli bir görev üstleniyor… Zafer Diper, metindeki anlatımı Can Kolukısa’nın kurguladığı filmle destekleyerek, yaşananlara görgü tanıklığı yapılmasını da sağlamış. İzleyicinin bu tanıklık duygusunu, oyuncuların rolleriyle özdeşleşip duygusallaşmadan algılayabilmesi, yabancılaştırma ögesinin etkin olması için de, oyun kurgulama süreci biçiminde oyunlaştırmış… Oyunun aynı zamanda yönetmeni olan Diper, diğer oyunculara yaşanmış olayları anlatıyor ve onları bunu canlandırmaya yönlendiriyor… Nazan Diper, Zafer Diper, Ece Erişti, Kaan Songün’ü başarılı oyunculukları ve sanatçı sorumluluklarının bilincinde oldukları için kutlarım… Seçkin Selvi / Milliyet Sanat    

En iyi muhalefet sanatla olur… Bizim Tiyatro’nun kurucusu Zafer Diper yine yoğun bir çalışma ve emeğin ürünü olan tarihsel ve muhalif bir esere yazar ve yönetmen olarak imza atıyor: Che ve Ulrike ne konuşuyorsunuz öyle?  20.yüzyılın gündeminden hiçbir zaman düşmeyen sosyalizm ve özgürlük mücadelelerine Che ve Ulrike Meinhof’tan hareket ederek odaklanan oyun Gezi Parkı’nın ne kadar haklı ve masum ve bir o kadar da evrensel ruhuna işaret ediyor çaktırmadan. Che’nin hala ilham veriyor olmasına hayret ediyorsunuz. Can Kolukısa’nın kurguladığı belgesel görüntülerle zenginleşen oyunu mutlaka izleyin ve sanatla nasıl muhalefet yapıldığına tanıklık edin.  Ragıp Ertuğrul / Vatan

Bir yandan; kültür ve sanat, sisteme payanda ve rıza üretecek duruma getirilmeye çalışılırken; “Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle?” adlı oyunu sahnelemek tam da Bizim Tiyatro’luk bir iş… Che ve Ulrike’yi, “romantik”  “kahraman” birer devrimci portresine dönüştürmeden, devrime-devrimci mücadeleye katkı üzerinden ele almış Zafer Diper. Onların kimi temel özelliklerini klişe haline getirip sloganlaştırmadan; esas olanın, oyun sonunda genç kızın kulağına fısıldadıkları gibi, “müdacele ile mutlaka kazanılacağı” düşüncesi üzerinden oyunu kurgulamış Zafer Diper, sosyalist mücadele tarihinin göz bebeği iki ismi yazarken ve sahneye taşırken “kestirme” yollara sapmadan… Oyun ilerlerken “başka” bir “şey”e dönüşen dekor ve aksesuarların kullanımındaki yaratımların (özellikle yabancılaştırma etmeni olarak kullanılması), metin/dramaturgi/ ileti ile kurdurulan organik bağı ile bu öğeler arasında “kan” dolaşımı neredeyse bir “dramaturgi ve dekor” dersi gibi. Sahne yukarısından sahne ortasına uzanan beyaz perde Che’nin Latin Amerika dağlarında, soğuktan sığındığı bir korunaktan, Ulrike’nin tecrit hücresinin duvarlarına dönüşüyor; sahne üzerindeki “şeylerin” görümlük değil, anlatıma hizmet eden estetik bir araç olduğunu kanıtlarcasına. Che ve Ulrike’nin anlatıldıkları sahneler arasındaki tarz farklılığını ustalıkla dengeleyen Zafer Diper, epik ve dramatik unsurların bir arada kullanılmasına dair örnek bir uygulama veriyor. Her oyuncu birden fazla rolü paylaşırken rol değişimlerinin sahne trafiği akordu oyuncular arasındaki “paslaşma” ve “kollama” görülmeye değer… “Devrim” sözcüğü Bizim Tiyatro’nun sahnesinde böyle güzel parıldıyorken, izlenesi- görülesi bu oyuna ne yapıp ne edip mutlaka gidin. Erkal Umut / WordPress                       

Che Guevara ve Ulrike Meinhof… Biz izleyicilerde enfes bir tat bırakan oyun… Dolu Sözlük

Oyun, Che Guevara’dan Ulrike Meinhof’a uzanan bir tarih çizgisinde, sosyalizmin 20.yüzyıl serüvenini ele alıyor. Özellikle 1950’lerden günümüze faşistleşen kapitalist sistemin insanlık dışı, öldürücü toplumsal ve siyasal yaptırımlarına karşı giderek sertleşen ve şiddete yönelen sosyalizmin tarihsel dökümünü çok güzel ortaya koyan oyun bizlere, sosyalizmin bugün ‘ezilen ve başkaldıran halkları’ için çok şeyler söylüyor. Yurt

Bizim Tiyatro, tarihin iki önemli devrimci kişiliği Che ile Ulrike’yi sahnede buluşturarak yine tarihe not düşecek bir çalışmayla sezonu açtı… Semra Çelebi / Gazete Kadıköy

Tarihin iki önemli devrimci ismi; biri Güney Amerikalı, diğeri Almanya’dan Che Guevara ve Ulrike Meinhof’un diyaloglarından ve yaşamlarından kesitlerin yer aldığı oyun, epik ve dramatik ögelerle birlikte, diyalektik bir oyun kurgusuna sahip… BirGün             

İki büyük devrimci yeryüzünde… Dünya tarihinin en önemli iki devrimci lideri, bu oyunla yeryüzüne iniyor… Usta tiyatrocu Zafer Diper, sıra dışı kurguyla bir daha izleyenleri selamlıyor. 1967 yılında Bolivya’da yargısız infaz edilen Küba ve Enternasyonalist gerillaların lideri Ernesto Che Guevara ile 1976’da yargılanma süreci devam ederken Stuttgart’ta bir cezaevindeki hücresinde şüpheli bir biçimde ölü bulunan Alman sosyalist devrimci kadın Ulrike Meinhof’un yıllar sonra yeryüzünde bir araya gelmeleri üzerine kurgulanan oyun, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluşuyor… Tiyatro Portal                                 

Bizim Tiyatro, devrimci değerleri, devrimci mücadeleyi, tecriti ve tecrite karşı direnişi sahneye taşıyor… Che Bolivya’da bir köyde, Ulrike beyaz ölüm hücresinde katledilirler. İkisinin de en önemli ortak özellikleri emperyalizme karşı mücadele etmeleri, halkların kurtuluşlarının silahli mücadeleyle olacağını göstermeleri ve enternasyonalist olmalarıdır… Dekor, arkada beyaz büyük bir perde. Bunun sinema perdesi olmasının yanında başka işlevleri de var. Özellikle, Ulrike’nin beyaz ölüm hücresini anlatırken ışıkla iyice parlak ve rahatsız edici beyazlığa bürünen perdenin eteklerine dolanıp gidiyor… Oyunculuklar, ışık, müzik de çok başarılı… Zafer Diper’in titiz bir çalışmayla hazırladığı “Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle?” oyunu gerçekten görülmeye değer. Oyundan çıkarken “Che ve Ulrike sizi öyle çok özlemişiz ki” dedirtiyor. Bizim Tiyatro’ya teşekkür ediyoruz. Bu oyunu izlemenizi öneriyoruz!.. Gülnaz Bıçakçı / Tavır 

Che ile Ulrike İkisi de devrim yolunu seçmiş, ikisi de yepyeni bir hayata gözlerini açmış… Che ve Ulrike, öldürüldükten yıllar sonra yeniden dünyaya gelirler. Che “motorsiklet günlükleri”nin etkisiyle anlatılıyor oyunda. Heyecanla, umutla, mutlulukla… Zafer Diper, çok da güzel oynuyor Che’yi. Oyunun ortasında iki devrimcinin de belgeseli gösteriliyor aynı zamanda. Bu, aslında dirilişin ve direnişin oyunu, içeride ya da dışarıda nasıl hayatta kalınacağını anlatan… F tiplerinin insanı insanlıktan çıkaran, yalnızlaştıran, yabancılaştıran bembeyaz örtüsü… Bugün de aynı saldırı daha da büyüyerek sürmüyor mu? Nazan Diper çıkıyor işte burada karşımıza, Ulrike rolünde. “Ulrike, çıldırmış” dediler. “Ulrike, intihar etmiş” dediler. Oysa, Ulrike sapasağlam bir beyinle dimdik ayakta kalmaya çalışıyordu. Ve o, hep öyle yaşayacak… Bilmeyenler bu iki devrimcinin hayatını mutlaka araştırsınlar. Çünkü, iki ayrı yüreğin çığlığı kulaklarını hiç rahat bırakmayacak. “Biz ölmedik, buradayız, yaşıyoruz”… Dört kişilik bu muhteşem oyunu Zafer Diper yazmış ve yönetmiş…  Devrimci Proleterya

Bu oyunu mutlaka izleyin ve tanıklık edin!!!  Bizim Gazete       

Oyunda sosyalizm mücadelesinin tarihi anlatılıyor… Yapıt, belgesel görüntülerle de zenginleşirken, seyirciye, yakın geçmişteki özgürlük mücadelesine tanıklık etme fırsatı sunuyor… Cumhuriyet            

Politik tiyatronun en önemli simgelerinden biri olan Bizim Tiyatro, emperyalizme karşı mücadeleye, iki ana karakterin özgeçmişlerinden yararlanarak geniş bir perspektif içinde kişiler ve olgular tanıklığında yer veriyor. Değişmelere, değişikliklere kapalı, alışkanlıklarına tutsak seyirci kesimine değil, yarattığı niteliksel oluşumunu, düşünmesini, yargılamasını, seçmesini bilen, daha da bilinçlenecek bir seyirci yaratmak üzere çaba gösteren 33 yıllık Bizim Tiyatro, bu oyunla seyircisine çok fazlasını veriyor. Oyun özün belirtilmesi, vurgulanması bakımından başarılı bir rejiyle hazırlanmış, sağlam bir metin üzerine kurulmuş. Kadronun takım oyunculuğunu alkışlamak gerekli. Bu oyun Bizim Tiyatro’da iyinin, güzelin ve doğrunun tanımı, genel uyanışın bir parçası olarak ortaya çıkıyor… Dündar İncesu / Mimesise y

Bizim Tiyatro şaşırttı!.. Kurulduğu günden bu yana politik tiyatronun en önemli simgelerinden biri olan Bizim Tiyatro; emperyalizme karşı mücadeleyi, Che ve Ulrike gibi iki ana karakterin yaşam öykülerinden yararlanarak seyirciye aktarıyor. Mersin Kültür Merkezi’nde sahnelenen oyunu; kaba ve sloganvari gösterilere alıştırılmış seyirciler; yaratıcı, incelikli ve nitelikli bir oyun karşısında, şaşkınlık ve hayranlıklarını, oyun sonunda ayakta alkışlayarak gösterdiler. Gamze Palamut /Mersin Press    

Zafer Diper; kurucusu olduğu Bizim Tiyatro’nun son oyunuyla, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde sürprizli bir seyirlik sunmakta:  Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle… 1960’lı, 1970’li yıllarda Almanya’da gerçekleşen sokak eylemlerinin, gazlı, tazyikli sulu ve silahlı bastırılış biçimleriyle belgesel olarak izletilişi (Can Kolukısa’ nın film kurgusu harika!), 21. yüzyılda, her şeyin bitmediğini halklara yeniden anımsatması bakımından da çok ilginç. İnsanlığın binlerce yıllık özgürlük istemini, faşizan, yok edici emperyalizm karşısında yeni yüzyıla taşımak onurunu yaratan Gezi Direnişi’mizi de dolaylı biçimde duyuruyor.  Oyunun başlangıç bölümünde; kitapların ve anıların arasında canlanan eşsiz idealist / sosyalist Che’nin romantik ama gerçekçi kimliği içinde, onun evrensel insanı ön plana alırken Güney Amerika halklarının özgürlük savaşımına katılmasını izliyoruz. Onun Fidel Castro ile birlikte giriştiği bu savaşta, insanlığın yüzyıllardır süren eşitlik-özgürlük-kardeşlik aranışı /düşü olan ‘halkların kurtuluşu’ girişimleri, ‘ya vatan ya ölüm’ sloganında belirginleşiyor. Dahası bu savaşlar, sosyalizmin geçmişine uygun bir biçimde ve idealist bir çerçevede Che’nin o düşsel, hayal gibi, serüvenci, sanki Jandark’vari bir ‘kahraman’  kimliğinde sergileniyor. Evet o; insanlığın yüzyıllardır beklediği, zaman zaman bulduğunu sandığı ve bulduğuna inanıp umutla bağlandığı ‘kahraman’ı, yiğitidir: O, yani Che Guevara; Akhilleus’tan Spartaküs’e, Platon’dan  Saint-Simon’ a, C. Fourier’den Owen’a, Thomas More’dan Campanella’ya, Babeuf’tan Robespierre’e, Marks-Engels-Lenin-Mao’dan Atatürk’e uzanan ve kölelik düzeni emperyalizme 20.yüzyılın başında ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyerek Kurtuluş Savaşı’yla başkaldıran bağımsızlık aranışlarının 68 kuşağında ve Deniz Gezmiş’lerde yükselen sesidir. II.Dünya Savaşı ertesinde dünyanın başına jandarma kesilip ölüm meleği gibi çöken ABD’nin kıyıcı gücüne karşı insanlığa yeniden duyuran çığlığıdır. İşte Zafer Diper’in sahnelediği  oyunda;  kitaplar, belgeseller, filmler, fotoğraflar, müzikler, yazılanlar arasından fışkırarak  bizlere, yani 21.yüzyıla ulaşan çağrıdır Che. Ancak oyun bize salt bu çığlığı iletmekle kalmıyor.  O, sahnede bir kez daha düşlerimizin içinde canlanırken yerini yavaş yavaş Alman sosyalist savaşçısı Ulrike Meinhof’a bırakıyor. Onun Che’yle süren konuşmalarından (muhteşem diyaloglar) anlıyoruz ki sosyalizm; küçük burjuva, tutucu tarihsel çizgisinden çıkarak artık ‘başkaldırı’ yoluna gitmektedir. Evet, bu kez sahneye çıkan; Alman Sosyalizminin sürdürücülerinden Ulrike Meinhof’tur ve onun, Rosa Lüksemburg’un savaşımını ve ezilişini aratmayan, ‘hapishanede yok edilişi’ işlemidir. Che’nin öldürülüşüyle Avrupa’da açımlanan 68 baharından, çiçek çocuklarından, Deniz Gezmiş’lerin idamlarından geçerek Alman sokaklarında ayaklanıp düzene başkaldıran gençliğin ve kalabalıkların üzerine sıkılan o ölümcül gazlar Ulrike’nin, Che düşselliğinden güç alarak hapislerde işkencelerle susturulmak istenen haykırışlarını, 21. yüzyıla ötelemektedir… Bu oyun bizlere, bu iki ‘kahraman’ın bugün hâlâ aralarında –ve aramızda, ülkemizde – devrimi konuşmakta olduklarını –olduğumuzu- haber veriyor… Tansu Bele / Aydınlık

Politik tiyatronun önemli temsilcisi Bizim Tiyatro, bu iki efsane lideri aynı sahnede buluştururken devrimcilerin farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda yaşamış olmalarına rağmen gelenek ve davranış olarak birbirlerini nasıl kucakladığını da kanıtlamaktadır… İki devrimcinin acısı, sevinci, tutkusu, başarısı ve ölümleri aynı zaman diliminde birbirine paralel olarak yerini alır… Oyuncular o kadar başarılıdır ki, Nazan Diper’in Ulrike rolü ile öne çıkması Zafer Diper, Ece Erişti ve Kaan Songün’ün çok başarılı bir şekilde olmalarındandır. Politik tiyatro tarihimiz içinde yerini sağlam temeller ile koruyan Bizim Tiyatro, bu oyun ile kendini bir adım daha ileriye taşımış, teknolojinin olanaklarından da yararlanmayı bilmiştir. Işık-ses düzenlemesi ve sahne düzenlemesi de çok başarılıdır… Zafer Diper, her oyunu ile gençlik iksirini yenilemektedir. Seyircisi gözündeki yerini daha da büyütmüştür… Ulrike ve Che canlanmıştır, bu oyun sahneye konduğu sürece de birlikte nefes alıp vermeye devam edecektir… İsmail Cem Özkan / Galata Gazete

bizimtiyatro@gmail.com    bilgi@bizimtiyatro.net   www.bizimtiyatro.net    (0538) 313 76 77

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here