Tiyatro… Tiyatro… Dergisi ve tiyatrodergisi.com.tr portalımızın sürekli yazarlarından Robert Schild’in üyesi bulunduğu Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin çıkardığı “Oyun” dergisinin Yaz 2016 sayısında yayımlanmış yazısını, derginin izniyle yayınlıyoruz.

Robert Schild
Geçtiğimiz yüzyıl boyunca Almanya’da inşa edilmiş nice tiyatro binasının cephesinde “Für das Gute, das Wahre und das Schöne” (“iyi olan, gerçek olan ve güzel olan için”) savsözü yer alır. Antik çağdan bu yana tiyatronun yönelimini oluşturan bu niteliklerin altını çiziyor Claus Peymann, 13 Mayıs tarihinde Pera Müzesi’nin konuğu olarak İKSV’nin düzenlediği söyleşiye başlarken. Bertolt Brecht ile eşi Helene Weigel tarafınca 1949 yılında kurulmuş efsanevi Alman tiyatro topluluğu Berliner Ensemble’ın sanat yönetmenini kısaca tanıtan Prof. Dikmen Gürün, Peymann’ın birazcık Muhsin Ertuğrul’u da anımsattığını belirterek, 1986’da Frankfurt’un bir özel tiyatrosunda başlamış olduğu kariyerinin özetini sunuyor: Kısa bir süre boyunca Schaubühne Berlin’de çalıştıktan sonra, sanat yönetmenliği yaptığı Stuttgart ile Bochum Devlet Tiyatroları’nın ardından Avrupa’nın en saygın sahneleri arasında bulunan Viyana Burg Tiyatrosu (1986-99) ve nihayet, 18 sezon boyunca saygınlığını daha da yükseltmiş olduğu, ancak önümüzdeki yıl ayrılması beklenen Berliner Ensemble

TF_130516_ClauePeymannSoylesi_Foto_AliGuler-1644

Alman basınına göre “Tiyatronun Papa’sı” olarak anılan Peymann, bu dört önemli toplulukta geçirdiği kırk yılı aşkın süre boyunca her iki ülkenin tiyatro yaşamına nice yenilikler getirmiş, klasik ve çağdaş repertuarların yanı sıra Thomas BernhardPeter Handke ve (daha sonra Nobel ödülünü alacak olan) Elfriede Jelinek gibi döneminin yeni yazarlarını ortaya çıkarmış – ancak hatırı sayılır bazı önemli tiyatro skandallarına da yol açmıştı!

Söyleşisi boyunca sık sık ilerlemiş yaşından dem vuran Peymann, “tevellüt 1937”ye karşın, “asıl doğumunun” 1968 yılında gerçekleştiğini söylüyor – Avrupa entelektüel çevrelerinde özgürlük ve başkaldırı düşüncelerinin yeşerip, değişiklik arayışlarının başgösterdiği dönemde… Çağdaş tiyatro anlayışının ise izleyicileri etkilemek olduğunu belirtiyor, öncelikle toplumu değiştirmek amacıyla! Bu düşüncesini açıklamak için Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi’ndeki “çocuk çekiştirme” sahnesini örnek veriyor: Oyundaki öyküde gerçek annenin kim olduğu hakkındaki yasal kararın arifesinde sahnede devinen insanlar, koltuklarda oturan insanların düşünce ve tepkilerine yöneliyor – izleyicilerin, oyuncular tarafınca etkilenmesiyle ortak bir tutum takınmaları uğruna…

 

Bu arada Bertolt Brecht hakkında gelen bir soruyu yanıtlarken, bu anıtsal yazarın günümüz Almanya’sında artık “moda dışı” olduğunu, ona “anakronist” (çağaşımsal) bir gözle bakıldığını söylüyor Claus Peymann. Berliner Ensemble’ın dağarında Brecht oyunları oranının oldukça düşük olmasıyla, tiyatronun da bu isimle özdeşleştirilmesinin doğru olmadığını savunuyor. Öte yandan, Üç Kuruşluk Opera ile özel ve “duygusal bağ”ını da yadsımıyor… Bilindiği gibi, bu oyunun prömiyeri 1928 yılında B.E.’nin bugün bulunduğu, aslen 1892’de kurulan Theater am Schiffbauerdamm’ın sahnesinde yapılmıştı ve önce Almanya, ardından ise tüm dünya sahnelerine yayılmasının beşiği bu binada yatar!

TF_130516_ClauePeymannSoylesi_Foto_AliGuler-1640

Peymann’ın bizzat anlatmadıkları, ancak çeşitli kaynaklarda belirtildiği gibi, Almanya’nın genelinde 150 kadar ödenekli tiyatro bulunuyor. Gene benzer kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla, bu tiyatrolarda kesilen her bilete ortalama 100 Euro dolayında kamu katkısı sağlanmakta! Sahne sanatlarının devlet tarafınca desteklenmesi konusunda Avrupa çapında ileriye çok umutlu bakmamakla birlikte, gene de durumdan memnun görünüyor kendisi… Tiyatronun ilkesel olarak bir başkaldırı sanatı olması nedeniyle, ödenek sağlayan kurumlar ile belirli bir karşıtlık içermesi doğaldır – ancak bu olgunun ne sübvansyonların kaldırılmasına, ne de o desteği sağlayan hükûmetin güttüğü siyasete teslim olunması anlamına gelmelidir. Nasıl ki eski çağlarda krallar, gerçekleri öğrenmek için soytarılar tutmuşsa, devlet de aynı amaçla tiyatrodan yararlanmalıdır (Peymann’ın yer vermediği, ancak bu konuda hemen akla gelen önemli bir örnek, Fransız İmparatoru XIV. Louis’in, kendi toplumunu acımasızca eleştiren Molière’in en sadık destekçisi olmasıydı!). Sunumu boyunca oldukça diplomatik davranan, dahası bir ara “Gastfreundschaft” (= misafirperverlik)  sözcüğünü de mırıldandığını duyduğumuz Peymann, tiyatrolara destek konusunda Türkiye’deki durum hakkında ne bir yorumda bulunuyor, ne de moderatör Prof. Kerem Karaboğa’ya veya ortaya herhangi bir soru yöneltiyor…

 

Buna karşılık, kendi mekânı olan tiyatrolarda izleyicileri, dahası bulunduğu kenti veya ülkeyi neredeyse ikiye bölmesini dahi bilmişti Claus Peymann! “İzleyicileri etkilemek, toplumu değiştirmek” uğruna nice kışkırtıcı, birtakım acı gerçekleri ortaya döken yazarlara sahnelerini açarak, çarpıcı oyunlar sahnelemekten çekinmiyor. Bunların arasında en çok ses getireni, 4 Kasım 1988’de Viyana’nın asırlık Burg tiyatrosunda ilk gösterimi yapılan Thomas Bernhard’ın Heldenplatz oyunu, Avusturya kültür yaşamının en büyük “tiyatro skandalı”na yol açmıştı. Nazi iktidarının bu ülkeyi topraklarına katmasının 50. yıldönümü için Burgtheater tarafınca ısmarlanmış olan bu oyunun iletisi, Avusturya’nın mağdur ülke değil, vatandaşlarının da bizzat fail olduğu yönündeydi. Tutucu basının prömiyer öncesi kışkırtmaları sonucu gerek izleyiciler arasında bazı karşıtlar, gerekse tiyatronun önünde biriken ulusalcı halk kesimi oyunu engellemeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştı – ne var ki, oyunun ekibi ancak polis korumasıyla tiyatrodan ayrılabilecek, Peymann da öfkeli bir kadının şemsiye darbelerinden kıl payı kurtulacaktı! (Öte yandan, Burgtheater’in bu yapımı 10 yıl boyunca 120 kez perde kaldırmış, 2010 yılında aynı tiyatroda yeniden sahnelenmişti[1]; ilk gösterimde başrolü üstlenmiş olan Wolfgang Gasser 1989’da, Peymann ise ondan bir yıl sonra Viyana Belediyesi’nin saygın “Kainz Tiyatro Ödülü”ne layık görüldü, bundan öte 2012 yılından bu yana Burgtheater Yönetim Kurulu’nun Onur Üyesi’dir…)

TF_130516_ClauePeymannSoylesi_Foto_AliGuler-1637

Tiyatro skandalları konusu bağlamında Claus Peymann’ın buraya aktarmak istediğim diğer önemli bir deyişi, “hiç bir sanat yapıtının bizzat skandal yaratmaya yönelik olmadığı” şeklindedir. Burada verdiği çarpıcı bir örnek ise, dünya çapında büyük yankılar uyandırmış olan Picasso’nun Guernica tablosudur. Peymann’ın altını çizdiği, “asıl skandal”ın İspanya İç Savaşı sırasında faşist İtalyan ve Alman hava kuvvetlerinin Nisan 1937’de Bask kenti Guernica’yı bombalamış olmasıydı – Picasso’nun aynı yılın Haziran ayında tamamlamış olduğu, bu kıyımı çarpıcı biçimde simgeleyen tablosu değil!..

TF_130516_ClauePeymannSoylesi_Foto_AliGuler-1658

1977 yılında Stuttgart ve 2007’de Berlin’deki sanat yönetmenliği sırasında Almanya’daki solcu RAF teröristlerine (bilinçli veya bilinçsiz olarak) sağladığı, aslında önemsiz iki maddi yardımına atıfta bulunarak, günümüzde ülkesini de sarsan göçmen krizi ışığında, “acaba Suriyeli veya Afgan göçmenlere tiyatronuzda ufak-tefek birer rol vermeyi düşünebilir misiniz?” şeklindeki kışkırtıcı soruma verdiği uzun yanıtın özeti ise “hayır”dı! Bu konuyu daha çok makro açıdan değerlendirerek, göçmen olgusunu Batı’nın Ortadoğu’da güttüğü siyasetin bir sonucu olarak görüyor, Avrupa’da güçlenmekte olan ulusalcı sağ akımlara işaret ediyor, “savaş öncesi”ne benzeyen koşullardan söz ediyor – ancak elini taşın altına koymak istemiyor sayın Peymann! Geçtiğimiz yılın sonunda yayımlanmış bir söyleşisinde [2] de benzer bir yanıtı yer alır – göçmenlere sahnede yer vermek, salt “tiyatrocuların ve izleyicilerin kendilerini daha iyi hissetmelerine yarayacak”mış!.. Tiyatro ile ilgili konuların yanında daha çok siyasete değinen ve (Avrupa’daki gelişmeleri yorumlamak üzere) “Söylecek Söz Bulamıyorum” başlığını taşıyan bu söyleşinin belki de en gerçekçi yanı, Pera Müzesi’nde “oyunlarımızı sık sık izler” dediği şansölye Angela Merkel’in “Nobel Barış Ödülü’ne doğru görkemli bir atılım” yaptığıdır – peki burada “iyi olan, gerçek olan ve güzel olan”ı aramayacak mıyız?

*****

TF_130516_ClauePeymannSoylesi_Foto_AliGuler-1640

2016 Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülleri’nden birine layık görülen Berliner Ensemble’ın çağdaş Üç Kuruşluk Opera yorumunun yönetmeni Robert Wilson’un bir gün sonra gene Pera Müzesi oditoryumunda yer alan söyleşisinde bulunamadım, ancak oyunu aynı akşam izleyebildim. Tiyatro eleştirmenlerinin Wilson’un bu ve diğer oyun yorumları hakkındaki düşünceleri ikiye ayrılır – çok beğenenler ile nefret edenler olarak! Nitekim, görüşlerine değer verdiğim bir büyüğümden oyunun ardından gelen email şöyle başlıyordu: “Birinci perde sonunda kendimi dışarıya attım, Brecht de benim gibi yapardı diye düşünerek…” Kişisel olarak, 1998 Tiyatro Festivali’nde Robert Wilson’dan izlediğim Ibsen’in Denizden Gelen Kadın’ını çok beğendiğimi anımsıyorum; Üç Kuruşluk Opera hakkındaki eleştiri yazım ise www.tiyatrodergisi.com.tr portalında yayımlandığı için, bu adresi referans gösterebilirim ancak…

[1]  Die Presse, 9 Eylül 2010; “Heldenplatz: Bernhards Skandalstück wieder in Wien

[2]  DIE ZEIT, 31 Aralık 2015; “Mir fehlen die Worte”, Peter Kümmel ile söyleşi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here