Dimitris Papaioannou ile İstanbul ve Pina Bausch üzerine…

Mehmet Kerem Özel
2334 Görüntülenme

Son yılların önde gelen koreograflarından biri olan görsel sanatçı Dimitris Papaioannou’nun ‘The Great Tamer’ (Büyük Terbiyeci) adlı yapıtının dünyadaki son gösterimlerini seyretmek üzere Atina’da, şehrin seyirci kapasitesi en büyük gösteri sanatları salonu Megaron’dayken, gösterimden önce fuayede Yunan arkadaşım tarafından bir hanımla tanıştırıldım: Yunanistan’ın en ünlü ve köklü çağdaş dans festivali Kalamata Dans Festivali’nin kuruculuğunu ve yıllarca artistik direktörlüğünü yapmış olan Vicky Marangopoulou. Arkadaşım benim İstanbul’dan sırf bu yapıtı seyretmek üzere geldiğimi söyleyince, Vicky hanım gözleri ışıldayarak şunları anlattı: “Yıllar önce sizin festival [İstanbul Tiyatro Festivali’ni kast ediyor] direktörü Dikmen [1993-2012 tarihleri arasında İstanbul Tiyatro Festivali’nin direktörlüğünü yapmış olan Dikmen Gürün’ü kast ediyor] benden ona bir Yunan topluluğu tavsiye etmemi istemişti, ben de ona Papaioannou’nun ‘Medea’sını önermiştim.” 

Yani, henüz 2004 Atina Olimpiyat Oyunları törenleriyle ünlenmeden, hele de şu son üç-dört yıldır dünya çapında aranan, istenen ve övülen bir isime dönüşmeden çok önce, 2000 yılında, hala başyapıtlarından biri sayılan, ve performansçı olarak da sahneye çıktığı ‘Medea’ ile Papaioannou’ya İstanbul’da hayran kalmamızı sağlayan kişi Bayan Marangopoulou.

Peki neden Papaioannou’yu yıllar öncesinden tanıma imkanına sahip olmuş İstanbul seyircisi, onun son 2.5 yılda dünyanın 23 ülkesindeki 36 şehire misafir olan ve yaklaşık 75.000 kişinin seyrettiği ‘The Great Tamer’ adlı son yapıtından mahrum kaldı. Ertesi sabah röportaj yapmak üzere şehrin nezih semtlerinden birindeki sakin bir kafede buluştuğumda Papaioannou’ya ilk sorum bu oluyor: 

Dimitris Papaioannou, photo by Julian Mommert

Neden artık İstanbul’a gelmiyorsunuz?

İstanbul benim için çok özel bir şehir. 2000 yılında festivalinizin açılışında ‘Medea’yı sahnelediğimde ve performansçı olarak bizzat sahnede bulunduğumda seyirciler arasında Pina Bausch vardı. İstanbul, Pina’nın önünde dans ettiğim ve onunla yüzyüze tanıştığım şehir.

Yapıtlarımla İstanbul’a tekrar gelmek istiyorum tabii. Hatta ‘The Great Tamer’ı 2.5 yıl önce Atina’daki prömiyerde festivalinizin direktörü [2012’den beridir İstanbul Tiyatro Festivali direktörü Leman Yılmaz’ı kast ediyor] seyretti, istedi, ama çıplaklıktan dolayı davet edemeyeceğini söyledi. Ülkeniz son yıllarda çok fazla konservatifleşti ve anlaşılan artık çıplaklık içeren yapımları davet etmiyorsunuz. Halbuki Rusya da son dönemde giderek daha çok konservatifleşen ülkelerden bir diğeri ama son üç yılda oraya üç kere turneye gittik. ‘Primal Matter’ (İlksel Mesele) ile bir kere, ‘The Great Tamer’ ile Moskova ve St.Petersburg’a [ikincisi dünyaca en önemli sahne sanatları buluşması olan Tiyatro Olimpiyatları kapsamında] olmak üzere iki kere. Sanırım onlar daha cesaretli.

Seit Sie, photo by Julian Mommert

Pina Bausch’tan canlı seyrettiğiniz ilk yapıt hangisi?

‘Café Müller’. Hayatımı değiştirdi. Dans hocam bana bu yapıttan bölümler göstermiş ve sonra beni gösteriye götürmüştü.

Favori Pina Bausch yapıtınız hangisi?

1980.

Pina Bausch’un ölümüden sonra Tanztheater Wuppertal Pina Bausch topluluğu için ilk defa bir yapıt üretmek üzere sizinle birlikte davet alan ve sizinkinden 20 gün sonra prömiyer yapan diğer yapıtın yaratıcısı koreograf Alan Lucien Oyen bir röportajda bu teklifi alana kadar Bausch’un sadece adını bildiğini, hiçbir yapıtını seyretmemiş olduğu söylemişti. Siz ise Bausch’un yapıtlarını uzun zamandır biliyorsunuz, çoğunu seyrettiniz, ona hayran olduğunuzu ve onun sanatından etkilendiğinizi açıkça söylüyorsunuz. Bu açıdan değerlendirdiğinizde Bausch’un topluluğuyla bir yapıt yaratmak sizin için zor oldu mu?

Atina’daki Olimpiyat Oyunları Açılış ve Kapanış Törenleri’ni yönetmeyi kabul ettiğimde kendime sorduğum ilk soru “Yunanistan’ın, yıllar boyunca sömürülmüş ve ulusal kimlik için kullanılmış görkemli klasik geleneğini kabul mu edeceksin yoksa ona ters mi gideceksin?” ve çabucak cevapladım kendimi: “Tabii ki kabul edeceksin. Bu zeki olmaya çalışacağın bir durum değil. Eğer gerçekten akıllıysan başyapıtları kabul edersin. Şimdiye kadar turistik olarak sömürülmüşlerse, bu senin sorunun değil.” Böylece, kendimle çok barışık ve huzurluydum. Aynı şeyi Pina söz konusu olduğunda da sordum kendime: “Farklı olmaya çalışacak mısın?” Hayır, sadece dürüst olacağım ve onun stilinde oynayacaksam da oynamayacaksam da, bunun kendini göstermesine izin vereceğim, zeki olmaya çalışmayacağım.

Dolayısıyla Pina’nın topluluğuyla çalışmak benim için zor değildi. Benim için zor olan, gösteriyi uygulama anlamında gerçekleştirmekti. Duygusal olarak net olmaya çalıştım, Pina’ya büyük bir aşk duyuyorum.

Sürecin kabus tarafı ise zamanın kısıtlı olmasıydı. Çünkü bütün diğer zorluklar, ki bir çok zorluk vardı, bunlar bir anlamda kaçınılmaz şeylerdi: Farklı bir yer, farklı bir üretim mekanizması, ilk defa başka birinin onlara ne yapacaklarını söylediği performansçılar. Bunların hepsine tamam, ama zamansızlık aşılması çok güç bir zorluktu.

Seit Sie, photo by Julian Mommert

‘Seit sie’ (Ondan beri)’den tatmin oldunuz mu?

Yaptığım için çok mutluyum. Muhteşem bir topluluk tarafından icra edildi. Tabii ki bitmemiş bir iş ve prömiyerden beri de her gösterimde biraz evrildi. Teşebbüs ve buluşmadan memnunum, ama o kadar kısa bir zamanda bir şey üretmek benim için çok stresli bir süreçti. Örneğin son yıllarda yapıtlarımda neredeyse hiç müzik kullanmadığım ya da ironik şekilde kullandığım halde, bunu ‘Seit sie’de bütünüyle beceremedim. Çok az zamanım olduğu için müzik kullanmadan yapamadım. Aslında müziği katmanlar halinde kullanmaya çalıştım, ancak bu haliyle bile biraz dekoratif oldu, çok derine inemedim. Aslında Batılı ve Doğulu müzikleri içiçe geçirerek bir müzik dünyası örmek istiyordum, ancak maalesef istediğim kakafoniyi yaratamadım.

Ayrıca, ‘Seit sie’ ‘The Great Tamer’in prömiyerinden bir yıl sonra gerçekleşti. Benim için bu süre bütünüyle farklı bir şey yapmak için çok kısa. Genellikle her iki yılda bir yeni bir yapıt tasarlıyorum. Dolayısıyla ‘The Great Tamer’dan bir çok fikri ‘Seit sie’nin içine yedirdim.

Seit Sie, photo by Julian Mommert

Yani, yapıtlarınızı ortaya çıkarmak için zaman istiyorsunuz?

Zamana ihtiyacım var. Çok fazla müziği olmayan ve incelmişliğe sahip bir şey yaratabilmem için zamana ihtiyacım var.

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku