Yavuz Pak

Polisin (şehir), olimpiyatların, politikanın, demokrasinin, felsefenin, estetiğin ve tiyatronun mimarı olan Antik Yunan uygarlığının, binlerce yıl evvel yarattığı kültürün temelinde insan ve yaşam; balkonlarında bilgi, etik ve estetik; çatısında özgürlük ve mutluluk bulunur. Özgürlük yerine köleliği; mutluluk yerine acıyı; çoğulculuk yerine tekçiliği; isyan yerine biatı; ve nihayet “yaşam yerine ölümü” kutsayan Doğu kültürüne inat, inşa ettikleri bu kültürel yapı, binlerce yıldır Yunan coğrafyasına o kadar sinmiş ki, üzerinden geçen imparatorluklar, krallıklar, faşist iktidarlar dahi kültürün temellerini sarsmayı başaramamış. Zira Antik Yunan’dan bugüne bu kadim kültürün kutsadığı “yaşam” algısı hiçbir iktidarın yok edemeyeceği kadar güçlü. Hayatı akılcı, üretken, yaratıcı bir faaliyet olarak tanımlayan Yunanlar’ın dilinde “yaşam” sözcüğü, nefes alıp vermeyi, salt fiziksel bir varoluşu ve “statik” bir konumlanışı değil;  insanın kapasitesini kuvveden fiile dönüştürdüğü, aklı ve emeği ile üreterek yaşamı sanatla bütünleştirdiği “diyalektik bir faaliyeti” ifade ediyor.

Üstadım Pınar Çekirge ile birlikte, bu kadim kültürü ve onun farklı yaşam algısını içimize çektiğimiz Atina’da, hem kültürün somutlaştığı bir sanatsal eyleyişi hem de Dionysos’un ruhunun gezindiği bu topraklarda, binlerce yıl içinde tiyatronun geçirdiği evrimi gözlemlemek istiyoruz. Eski bir İstanbullu olan, sevgili Giannis Papadopoulos’un yardımıyla küçük bir araştırma yapıyoruz ve çağdaş drama teknikleriyle tanınan Vasistas Topluluğu’nun “İlahi Komedya” oyununu izlemeye karar veriyoruz. Oyunun broşüründeki ilgi çekici şu cümleler, tercihimizi açıklamaya yeter sanırım: “Ruhsal bir yolculuk… Varoluşsal bir gösteri… Üç aşamalı bir tiyatro deneyimi: Cehennem, Araf ve Cennet. İlk kez, bir Yunan tiyatro topluluğu, Ortaçağ Avrupa’sından çıkan en iyi eseri ele alıyor.” (1)

Atina’da kurulan Vasistas Tiyatro Topluluğu,  “sahnede tanımlanmamış, doğal formları arayan” bir grup. “Topluluk, çağdaş yaşama dokunan tiyatral performanslar yaratmayı, yeni sahneleme yöntemlerini araştırarak farklı disiplinleri buluşturan görsel deneyimler oluşturmayı hedefliyor. Metin tabanlı veya doğrusal bir öykü anlatımı mantığına dayanmayan dramaturjilere yönelirken, bazı teknik araçlardan yararlansalar da, daha çok bedenlerin hareketli görüntülerinin oluşturduğu, müzikal ritimlerle beslenen farklı koreografiler oluşturma çabasındalar. Oyunlarını tiyatro sahnesi dışında her türlü olağandışı mekâna (garajlar, çatı terasları, iç avlu, mağaralar) uyumlu tasarlıyorlar. Evrensel bir tiyatro yapma öncelikli hedefleri. Bu yüzden, mekânı, birden çok dili kullanarak ya da altyazı çevirileri yardımıyla ve seyircilerle samimi bir yakınlığı destekleyecek şekilde düzenliyorlar. (2)

Müzik, dans, tiyatro ve performans gösterilerinin temel öğeleri. “İlahi Komedya” oyunu, Vasistas’ın ve Argyro Chioti’nin tiyatral algılarının tüm bu veçhelerini yansıtıyor sahneye. Antik Yunan tiyatrosunun koro formunu, fiziksel tiyatronun çağdaş bir yorumuyla; müzik ve kareografinin estetik uyumunu deneysel performans teknikleriyle son derece başarılı bir biçimde bütünleştiriyorlar. Metnin temasına upuygun bir rejinin yönlendirdiği oyuncular, fiziksel kapasiteleri, jest ve mimikleri ve beden dilleriyle göz doldururlarken, şarkı ve danslarındaki müthiş senkronizasyon seyirciyi büyülüyor. Oyun boyunca ayaklarındaki patenlerle farklı dans figürleri sahneleyen altı kişilik koro, müzikal bölümlerde ikili, üçlü ve hatta altılı kanon yapabiliyor. Sahnenin merkezinde, sınırları ışıkla çizilmiş dairede yer alan ve son bölüme kadar metni aktaran iki oyuncu, ölümle yaşam arasındaki düalizmi ve insanın içsel paradokslarını koroyla şaşmaz bir uyum içinde yansıtıyor.

Dante’nin üçlemesinin hacmi ile karşılaştırıldığında oldukça kısa bir özetini sunduğu oyun, eserin insanın varoluşuna içkin bölümlerinden oluşturulan bir uyarlama. Oyun metni günlük yaşamın sıkıntılarından ve sancılarından hayatın umut veren kaçış anlarına;  karanlık gölgelerin boğucu dünyasından aydınlık bir geleceğe yönelişin zorlu bir yolculuğuna uzanıyor. Dante’nin Ortaçağ karanlığını ve suskunluğunu adeta yırtarak tarihe geçen başyapıtı “İlahi Komedya”yı sahneye taşıyan Vasistas, metnin merkezine aldığı “insanın” bireysel, toplumsal ve yaşamsal sorgulamaları üzerinden insanlığa dair bir çıkış yolu, bir ışık, bir kurtuluş yöntemi arıyor.

Oyununun finalinde, karanlığa gömülen salonda, koro oyuncularının ağır bir tempoyla söyledikleri şarkılar eşliğinde seyircileri iki koldan kuşatarak onları oyunun içine dahil etmeleri, temanın ruhunu salonun tamamına usulca yayıyor. Oluşturulan illüzyon sayesinde, Ortaçağ’ın karanlık gölgeleriyle kuşatılan seyirci, sahneden yükselen ışık patlamalarıyla veda ediyor oyuna. Karanlıkta uçuşan repliklerin insanları aydınlığa davet ettiği finalde, göz kamaştıran ışıkların büyüsüyle sarsılıyor salon. Oyun, teknik veçhelerindeki olağanüstü başarıya rağmen, imgelere hapsolmuyor. Başından sonuna kadar, evrensel bir dille sözünü aktararak, sorgulamaya davet ediyor salonu tıklım tıklım dolduran kalabalığı. Böylelikle, tiyatroyu özüne iade ediyor: “Tiyatro seyircilerin imgelerle baştan çıkarılan edilgen dikizciler olmak yerine, birşeyler kavradıkları ve etkin katılımcılar haline geldikleri yerdir. Seyre dalarak daha az varolmaya, yani körleşmeye ve köleleşmeye koşullandırılan izleyicisini, düşünmeye ve eylemeye davet ederek daha çok varolmaya, yani özgürleşmeye çağırır tiyatro.” (3)

Dionysos dithriambosları ile başlayıp Antik Yunan döneminde tragedya ve komedya formlarına evrilen ve taklit, hareket ve toplu katılma gibi arkaik öğeler üzerinden estetik bir biçem kazanan “tiyatro”, kendisiyle eşzamanlı olarak tarih sahnesine inen felsefenin de katkısıyla içeriğini insan, toplum ve yaşamın oluşturduğu düşünsel/estetik eyleyişe dönüşür. Antik Yunan’da sanat da yaşam gibi bilgece bir faaliyettir ve felsefi faaliyetten ayrı ve bağımsız olarak düşünülemez. ”İlahi Komedya”, hem Dionysos dithriamboslarına içkin temel öğeleri hem de Antik Yunan tiyatrosunun özüne içkin estetik düşünselliği modernize ederek bugüne taşımayı başarıyor. Böylelikle, estetik felsefesinin mimarı sayılan Platon’un şu sözlerini hatırlatıyor bize: “Sanatsal yaratıcılığın, düşünselliğe gereksinim duymadan, bilgiden azade bir biçimde geliştirilebileceğine dair kanı, aslında sanatın kendisine en büyük ihanettir. Sanatçı bir anlamda felsefenin eyleyicisidir ve bu yüzden salt hazla ve hedonizm ile bağlantılı sanatsal yaratım eksik ve yanıltıcıdır. Ancak bilgiye dayanan ve mükemmelliği esas alan; ‘iyi, doğru ve güzel’ olanla bütünleşebilen sanat, insanlığa ışık tutabilir.” (4)


Bugün, postmodernizm, dünyanın dört bir yanında insan aklını, bilimi ve felsefeyi iğdiş ederek kökünü kurutmaya çalışırken, sanatı da düşünsellikten tümüyle soyutlanmış, içi boşaltılmış, salt biçimsel bir tüketim nesnesine indirgemeye çalışıyor. Jacques Rancière’in dediği gibi: “Bir zamanlar Homeros’ta Olympos tanrıları için bir seyretme nesnesi olan insanlık,  insanlık ve sanat düşmanı iktidarlar dönemlerinde,   kendisi için bir seyretme nesnesine dönüştürülür. Bu sanat anlayışı,  kendi siyasetini estetikleştirme çabasından başka bir şey değildir ve insanlığın kendi kendine yabancılaşmasını,  son kertede kendi yokedilişini bir estetik haz olarak algılamasını hedefleyebilecek kadar akıldan yoksunlaşabilir.” (5) Ancak, felsefenin doğduğu topraklarda, Sokrates’in, Platon’un torunları bu vahşi saldırıya göğüs gererek, sanatsal faaliyetin özgürleştirici ruhunu ve tiyatral eyleyişin dönüştürücü gücünü eleştirel akılla, düşünsel üretkenlikle ve elbette felsefeyle harmanlamayı başarıyorlar. Çağdaş sahneleme teknikleri ve deneyselliği merkeze alan yenilik arayışlarıyla farklı biçemlere yelken açsalar da, gemilerinin dümeninde tiyatronun “felsefi özü” ve oturuyor ve rotalarını “Dionysos’un “özgürlükçü ruhu” belirliyor.

1830 yılında bağımsızlığına kavuşan Yunanların ilk icraatı, asırlarca topraklarında hüküm süren Roma ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sembolleri olan haç ve minareyi Atina Akropolisi’nden söküp atarak, kültürlerini tarihin kirinden, pasından temizlemek olur. Binlerce yıldır kültürünü, felsefesini ve yaşayış biçimini korumayı başaran Yunan halkı gibi, Yunan tiyatrocular da 2500 yıldır dünya tiyatrosuna damgasını vuran tiyatrolarını koruyor, özüne sadık kalarak geliştiriyor ve yüceltiyorlar.

Nitekim, Dionysos’un çocukları, Dionysos’u yaşatıyorlar, hâlâ!…Ve suyun öte yakasında, Dionysos dithriambosları tüm coşkusuyla yaşamı kutsamaya devam ediyor; suyun bu yakasına inat…

Pınar Çekirge’nin yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynakça:
1-
The Divine Comedy, Vasistas, oyun broşürü
2-
http://www.vas.eu.com/biography/english-biography.php
3-
Rancière, Jacques. “Özgürleşen Seyirci”, Metis Yayınları, İstanbul, 2015
4-
“Şölen”, Say Yayınları, İstanbul, 2013
5-
Rancière, Jacques. “Estetiğin Huzursuzluğu”, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016


istanbul sehirlerarası nakliyat
istanbul şehirler arası nakliye

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here