“Dünyada Karşılaşmış Gibi”: Kendi Kendilerini Arıyorlar

Çağla Coşkun
758 Görüntülenme
“Dünyada Karşılaşmış Gibi”: Kendi Kendilerini Arıyorlar

Şampiyonlar Ligi gibi kadrosu, özgün metni ve kalıpları yıkan sahne tasarımıyla Krek’in dönüşü muhteşem oldu. Dün akşam “Dünyada Karşılaşmış Gibi”yi izleyebildik. “İzleyebildik” diyorum çünkü bilet bulmak oldukça zor. Geçtiğimiz Ekim ayında duyurulduktan sonra hep kapalı gişe oynadı ve belli ki böyle devam edecek.

Buyurun tanıtım filmi:https://youtu.be/ulz-Uu6TM3U

Aslında bu film de izleyeceğimiz oyunun sinema tadında olacağının sinyalini veriyormuş. Zira Krek’in önceki oyunlarından aşina olunan cam kutu, “Dünyada Karşılaşmış Gibi”de de karşımızda. Oyun bir camın ardında oynanıyor, seyirci kulaklıkla izliyor ve kurulan muazzam ses sistemi sayesinde kutu içerisindeki her ses çok net duyuluyor.

Kulaklıklarımızı test ederken Ferdi Tayfur şarkısıyla oyuna da hazırlanıyoruz. İşte o şarkı:

https://open.spotify.com/track/0fvPtmu7IPwn3eId4MZ0DL

“Sanma ki yaşıyorum, sanma ki ben çok mutluyum…”

Bu hikaye, bir gece karakolda tesadüfen bir araya gelmiş yedi kişinin hikayesi. Bu yedi kişinin ortak paydası ise kayıplarından ve gidenlerinden sonra “kendi kendilerini arıyor” olmaları. Yedi kişinin dördü polis, biri çok konuşan “doğrucu” bir düzenbaz, ikisi ise yolları yıllar önce ayrılan bir çift. Karakterler hem çok gerçek hem de bu dünyadan değilmiş gibi veya tam bu dünyaya geçecekmiş de arafta kalmışlar gibi ve sanki arafta kalan bu karakterler, dünyada bir karakolda karşılaşmış gibi.

Buradan gelelim oyunculara…

Hep söylerim, şimdi de yazıyorum, Öner Erkan, jenerasyonunun en iyi oyuncusudur. Geveze ama doğrucu düzenbaz olarak oyundaki favorimdi. Sesi, hareketleri, konuşması, temposu muhteşemdi. Kalbimin bütün Afifelerini kendisine takdim ediyorum.

Okan Yalabık, “Masum”dan aşina olduğumuz, benim tabirimle ezik, takıntılı ve çaresiz aşık rolünde. İyi mi? Kesinlikle evet ama ya bu rol üzerine yapışırsa? Neyse, kendi bilir. Yalnız bir gün bir seri katil filmi falan çekilirse kendisini başrolde görmeyi çok isterim (Duyun sesimi yapımcılar, senaristler, yönetmenler!).

Polislerden birini canlandıran Alican Yücesoy ise oyunun bir diğer yıldızı. Karadeniz ağzıyla konuşması şaşırtıcı ve başarılı. Sonuçta ne demişler, kötü bir ağız adamı rezil eder ancak iyisi de vezir eder. Kendisi vezir olanlardan.

Karakoldaki bir diğer polis ise Serkan Keskin. Bu dünyadan değilmiş gibi bir tavırla oyunun en ilginç karakterlerinden biri. Daha önce böyle bir rolde izlememiştim, pek beğendim.

Fatih Artman, adı gibi işine, evine, eşine sadık polis memuru rolüyle karşımızda. Karakterlerin uçlarda olduğu böyle bir oyunda gerçeğe ve normale en yakın karakter. Tansiyonun arttığı noktalarda ise bir denge sembolü.

İzlemesi her zaman keyifli olan Settar Tanrıöğen de Hulusi Kentmen’den hallice tonton tavırlarıyla babacan komiser rolünde.

Ve Defne Kayalar… Çalınan çantasının peşinden karakola gelerek olayların hem içinde hem dışında kalan sahne üstündeki tek kadın karakteri. Finaldeki konumuyla ise belki de en arafta karakteri. Neyi, ne kadar değiştirecek veya değiştirebilecek mi kısmı ağır ipucu içerdiğinden burada kesiyorum ama sesleriyle oyuna katılan Binnur Kaya ve Öykü Karayel’i de buradan selamlıyorum.

Yıldız kadrodan bahsetmişken Berkun Oya’dan özellikle bahsetmemek çok ayıp olur. Dünyanın belki de en sıradan konularından birini etkileyici diyaloglarla ve muhteşem sahneleme tekniğiyle temposu yüksek, akıcı bir oyuna dönüştürmüş.

Bir de daha önce denememiş bir sahne tasarımına imza atmış. Oyunun cam bir kutu içerisinde oynandığından bahsetmiştim. Kutunun iki tarafında oyunun iki farklı parçası oynanıyor. Bu iki taraf, bir kapıyla ayrılıyor. Arada bir açılan bu kapıdan giriş çıkış yapan oyuncular, her iki perdede de kutunun iki yüzünde oynamış oluyorlar.  İlk perdede birinci blokta olan seyirci ise, oyun arasında ikinci bloğa geçerek diğer perdeyi izliyor. Yani oyuncular aynı oyunu iki kere oynarken, seyirci diğer tarafa geçtiğinde hikayenin bütününü öğrenebiliyor.

Burada zamanlamanın altını özellikle çizmek istiyorum. Sonunda bir bütünü oluşturacak olan oyunun iki parçasında yer alan oyuncuların senkronizasyonu tutturmak için sürekli oyunun içinde kalmaları, başka bir deyişle otomatiğe almadan oynamaları gerekiyor. Bu aksiyonu kaçırmamak için seyirci de diri kalıyor çünkü pürdikkat ilk perdeyi izlerken, kutunun diğer tarafında neler olup bittiğini merak ediyorsunuz. Arada bir açılan kapıdan sahneye giren karakter de diğer taraf için heyecanı artırıyor. Diğer tarafa geçtiğinizde parçalar birleşmeye başlıyor ama bu sefer de ilk perdedeki akışı zihninizde canlı tutmaya çalışıyorsunuz. Burada utanarak bir itirafta bulunacağım: Oyun boyunca “acaba tekleyecekler mi”, “senkronizasyonu tutturabilecekler mi” diye biraz sinsi bir hisle açık aradım ama tabii ki sonunda utanan ben oldum.

Oyunun sonunda “eee yani şimdi ne olacak?” gibi bir duyguya kapıldım. Bir de bu Araf konusuna biraz taktım. (DİKKAT SPOILER!) O cam kutu arafsa, o karakterler arafta kalmış ama dünyada karşılaşmış gibilerse, bu olayın oradan çıkması, dünyaya gelmesi gerekiyor (bence). Bu nedenle cam kutuda başlayan bu hikayeyi, ben tanıtım filmini yeniden izleyerek tamamladım. Siz de oyundan çıktıktan sonra bu yarım kalmışlık hissine kapılırsanız o filmi bir kere daha izleyin.

“Dünyada Karşılaşmış Gibi” sadece bu sezonun değil, muhtemelen son birkaç yılın en dikkat çeken oyunlarından biri. Dekorun zorluğundan dolayı şimdilik turne düşünceleri yokmuş ama sezon boyunca Volkswagen Arena’da sahnelenecekmiş. Dolu dolu iki saat geçirmek, biraz sinema tadında farklı bir tiyatro deneyimi yaşamak için oyun tarihlerini yakından takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bir not: Oyun bitince Müslümcü de olsanız birkaç kere üst üste Ferdi Tayfur dinleyeceksiniz.

Bir soru: Berkun Oya jenerasyonun Ferdi Tayfur’a olan bu aşırı ilgisinin sebebi nedir?

Yazan, yöneten: Berkun Oya

Yapımcı: Nisan Ceren Göknel

Oyuncular (alfabetik sırayla):

Alican Yücesoy

Defne Kayalar

Fatih Artman

Okan Yalabık

Öner Erkan

Serkan Keskin

Settar Tanrıöğen

Sahne ve Kostüm Tasarımı: Berkun Oya

Işık: Cem Yılmazer

Dekor Uygulama: Muhtar Pattabanoğlu

Prodüksiyon Sorumlusu: Evrim Zeybek

Proje Asistanı: İrem Avcı

Teknik Sorumlu: Emrah Altıntoprak

Ses Tasarım ve Uygulama: Hakan Atmaca

 

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku