Meltem Arıoğlu
www.safitiyatro.com

Roland Topor imzalı sürreal performans “Joko’nun Doğum Günü”nü soğuk ve yağmurlu bir kış gecesi Afife Jale Sahnesi’nde izledim. Hava muhalefetine rağmen, kararlı bir izleyici kitlesi salonu doldurdu. Topor, 1969 yılında roman olarak yazdığı bu eseri, 20 yıl sonra oyunlaştırmış. Eserin başarılı çevirisi ise Mine Kırıkkanat’a ait.

3

Salona girdiğimde ilk fark ettiğim şey, boş bir sahne ve sahnenin arka tarafına yerleştirilmiş dokuz tane ekran oldu. Yakın zamanda eşimle tiyatro sahnesinde farklı teknolojik araçların kullanılabileceğini konuşuyorduk tam da. “Joko’nun Doğum Günü” projection mapping teknolojisinin ustalıkla kullanıldığı bir prodüksiyon örneği. Bu teknik kullanılarak sabit dekordan hareketli dekora geçişi sağlamanın yanı sıra, dekor kullanımını minimuma indirerek hem pratik bir çözüm yaratmışlar, hem de dans sahnelerine geniş bir alan bırakmışlar.

Oyunda temel olarak, bir yanda gücü elinde bulunduran; diğer yanda ise bu gruba itaat eden bir grup var. Oyunun ana karakteri Joko; bir su deposunda işçi olarak hayatını kazanırken, günün birinde gücü elinde bulunduran gruptan biriyle karşılaşıyor ve o andan itibaren hayatı ciddi anlamda değişiyor. Üzerine para verseler bile, birilerini sırtında taşıma fikrini önceleri anlamlandıramıyor Joko. Ancak çevresindekilerin baskılarıyla yavaş yavaş kabulleniyor. Ve Joko için sırtında taşımalı günler başlıyor.

Bir aristokrat, bir doktor ve vamp bir kadın… Gücü elinde bulunduranlar birer birer tırmanıyor Joko’nun sırtına. Hem de en doğal haklarıymış gibi, en ufak bir utanç bile duymadan. Joko ve arkadaşları gün geçtikçe biraz daha alışıp boyun eğiyorlar duruma. İyi de para kazanıyorlar bu yeni işlerinden. Joko’nun annesi de hoşnut bu durumdan. Fakat ters giden bir şeyler var, en azından Joko’nun tarafında. Gitgide bedenini ve hatta aklını esir alan bu insanlar Joko’nun kafasını kurcalamaya başlıyor. Garip bir bağ var bu insanlarla arasında, tam olarak çözemediği bir bağ. Joko bunu çözmekle uğraşadursun, biz biraz oyunculardan bahsedelim.

15

Oyunun genelinde kullanılan hareket tasarımı gereği, oldukça zorlayıcı bir bedensel formasyon tercih edilmiş. Hareket tasarımını yapan Selçuk Göldere çok iyi bir iş çıkarmış. Oyuncuların tümü beden kullanımında son derece başarılı.

Joko rolündeki Tolga İskit, hem mimikleri hem beden kullanımıyla karakteri oldukça iyi bir performansla yansıtıyor. Dr. Fersen karakterini oynayan Cenk Dost Verdi, obsesyonları olan bilimadamı karakterinde tamamen ikna edici performansıyla dikkat çekici. Vamp kadın Wanda rolünde Merve Dağlı, oldukça yerinde bir grotesk oyunculukla kendini izlettiriyor. Aristokrat Sir Barnet karakteriyle Efe Ünal başarılı, bir de sürekli şapkası düşmeseydi çok iyi olacaktı. Onun yerine ben rahatsız oldum izlerken.

4

 

Ayşe Tunaboylu Joko’nun annesi rolünde yılların Devlet Tiyatrosu tecrübesiyle, kullandığı abartılı ses tonu ve mimikleriyle karşımızda.  Bu karakter için daha sade bir oyunculuk tercih edilebilir miydi diye bir soru işareti koyuyorum buraya. Yasemin Ertorun, Joko’nun kız kardeşi Amica rolünde kuklavari beden kullanımı ve naif tavırlarıyla inandırıcı bir oyunculuk sergiliyor. Joko’nun patronu Bay Baptista rolündeki Burak Üzen, sistemin direttiklerini en kolay kabul eden karakteri iyi bir şekilde yansıtıyor. Joko’nun iş arkadaşı Bavastro’yu oynayan Sercan Dede ise inandırıcı saflığıyla Fareler ve İnsanlar‘daki Lennie’yi anımsattı bana ve bence oyunun en başarılı oyuncularından.

Oyunun genç yönetmeni Ersin Umut Güler’i ve tüm ekibi tebrik ediyorum. İki saat boyunca heyecanla izlediğim bir performanstı. Güç ilişkilerini sürreal bir perspektiften sorgulamak ve kendi Jokoluğuyla ya da Jokolaştırdığı insanlarla yüzleşmek isteyenler için tadına doyulmaz bir prodüksiyon. Oyundan çıkınca Jokoluğa ve Jokolaştırmaya devam edecek olsak da izlemek gerek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here