Emrah Eren: “Özgür Olmadığım Hiçbir Yerde Çalışmıyorum”

Ayçe Özyiğit
1921 Görüntülenme

İsmini duymanızı, oyunlarını görmenizi ve kendisini tanımanızı ısrarla istediğim bir isim: Emrah Eren. Hakkında söylenenlerin büyük puntolarla yazılmasını istediğim bir isim. Çünkü ele aldığı işi her boyutuyla sahiplenip kusursuzca icra eden biri O. İyi bir iş çıkartıp yıllarca onun ekmeğiyle beslenen isimlerden değil. Başladığı her işe son derece titiz yaklaşan, seyircisine her zaman en iyisini sunmaya çalışan bir tiyatro insanı Emrah Eren… Kendisine, mesleğine, oyuncusuna, en önemlisi de seyircisine saygısı olan bir tiyatro insanı…

Emrah Eren ile tiyatro yolculuğundan ve emek verdiği oyunlardan konuştuk…

*****

Ayçe Özyiğit: Oyuncu olarak başladığınız tiyatro hayatında evirilip yönetmen olarak yolunuza devam ettiniz. Oyunculuğun yönetmenlik için önemli basamak olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Emrah Eren: 1996 yılında başladığım oyunculuk eğitimimin üçüncü yılında, devam etmek istediğim mesleğin yönetmenlik olduğunu düşünmeye başlamıştım. Yazarın ve yönetmenin oyuncuya sağladığı kısıtlanmış yaratı alanı bana dar geliyordu. Bir rol çalışırken role kaptırmak yerine oyunun bütünüyle daha çok ilgileniyordum. Bu yaşadığım ikilem bir tercih yapmamı gerektiriyordu açıkçası. Ben de tercihimi yönetmenlikten yana kullandım. Ancak elbette ülkemizde yerleşmiş, geleneğini oluşturmuş, rüştünü ispatlamış bir reji fakültesi olmadığı için rejisörlük mesleğine giden yol oyunculuktan geçiyordu. Meslekte tecrübe kazanırken yolumun kesiştiği rejisörleri gözlemliyor, asistanlıklarını üstleniyordum. Bendeki çabayı gören ustam Turgay Kantürk, beraber çalıştığımız dokuz oyunda yavaş yavaş mesleğe hazırlayıp okyanusa bıraktı sağ olsun. Oyunculuktan gelmenin faydasını çok görüyorum elbette. Çalıştığım oyuncularla empati kurmamı kolaylaştırıyor. Bana nasıl davranılmasını istiyorsam onlara öyle davranıyorum mesela. Daha pratik olmamı sağlıyor bir de oyunculuk geçmişim. 

Ayçe Özyiğit: Sanırım sahne arkasında olmayı daha fazla tercih ediyorsunuz. Ancak, her şeyi ön plandakilere mal etme hastalığı yaygın bizde. Sahne arkası hak ettiği değeri buluyor mu sizce? Özellikle seyircide karşılığını bulabiliyor mu?

Emrah Eren: İşini iyi ve kusursuz yapmaya gayret gösteren herkesin seyirciden karşılığını alabileceğini düşünüyorum. Artık öyle bir tiyatro iklimindeyiz ki, sadece birkaç eleştirmenin yazdıkları kalmıyor geriye; seyircinin sosyal medyada, sözlüklerde, bloglarda kaleme aldığı yazılar, notlar, entry’ler sayesinde her şey ortada. Önde ya da geride durmak meselesine gelirsek… Oyun ile seyirci arasında kimsenin durmaması gerek kanımca; çünkü seyirci oyun izlemeye gelir. Evden oyuncu izlemek için çıksa bile… Işıklar sönüp oyun başladığında seyirci için büyülü zaman başlar. İşte önde durarak o büyüyü bozmak istemiyorum ben, hepsi bu. 

Ayçe Özyiğit: “Kendimle ilgili bütün kararları kendim veririm” düşüncesinde olan birisiniz. Peki, yönettiğiniz oyunlarda gerçekten özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Emrah Eren: Özgür olmadığım, kısıtlandığımı hissettiğim, mutsuz olduğum hiçbir yerde çalışmıyorum. Bunları sağlayamayacağını hissettiğim yapılardan ve kişilerden mümkün mertebe uzak duruyorum. Evet dediklerimiz kadar, hayır dediklerimiz de belirliyor aslında sürecimizi. 

Ayçe Özyiğit: Oyunun başarılı olmasında iyi bir yönetmen yardımcısı da önemli diye düşünüyorum. Emrah Eren yardımcılarını nasıl seçiyor? Zor beğenen birisi mi? Nasıl olmalı sizin yardımcınız?

Emrah Eren: Aramıyorum aslında, asistanlarla götürüyoruz şimdilik. Çalışmak isteyen herkese kapı açık. Zor beğenen biri değilim, kolay ikna olurum, ama kusursuzluk çabası tercih sebebim. Bir de en az benim kadar amelesi olmalı işin.

Ayçe Özyiğit: Oyun konusunda da seçici olduğunuzu düşünüyorum. Tüm oyunlarınızın bir derdi, bir sözü var. Bunun bilinçli bir seçim olduğu kanaatindeyim. Peki, havadan sudan oyunlar teklif edilmiyor mu?

Emrah Eren: Anlatmaya değer gördüğüm her hikâyeyi sahneleyebilirim. Daha öznel bir tabirle kendi izlemek istediğim oyunları sahneliyorum aslında. Onun dışında da pek bir şey cezbetmiyor açıkçası.

Ayçe Özyiğit: Bir projede Emrah Eren varsa o projede kesinlikle ne vardır diyebiliriz?

Emrah Eren: Samimi bir ekip vardır diyebilirsiniz.

Ayçe Özyiğit: “Yönetmen Tiyatrosu”nün egemen olduğu bir süreçten geçiyoruz. Siz oyunlarınızın ne kadar içinde yer almayı tercih ediyorsunuz, ne kadar egemensiniz? 

Emrah Eren: Benim için en kötü eleştiri şu olurdu herhalde: “reji çok iyiydi”. Seyirciye oyun izletmek yerine kendi mucitliklerimi göstermeye başlamışsam mesleği hemen bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmem gerekir. Onun tiyatrosu bunun tiyatrosu yok kanımca, sadece tiyatro var. Seyircinin binlerce yıldır izlediği. 

Ayçe Özyiğit: Bildiğim kadarıyla “Tartuffe” uzun zamandır hayalini kurduğunuz proje. Hayal ettiğiniz başka oyunlar var mı?

Emrah Eren: Hayal ettiklerim var elbette, ama kenarda proje biriktirmeyi bıraktım artık; çünkü delice değişen bir gündem var ülkemizde. “Şu dönem tam da şu oyunu yapmanın zamanı” diye yola çıktığınız an, değişen gündemle hemen eskiyor projeniz. O yüzden akışa bıraktım kendimi.

Ayçe Özyiğit: Tiyatroadam ekibiyle de sizi çok uyumlu bulmuştum. Aynı dili konuşuyor gibiydiniz. Onların enerjisi ve hareketli stilleri sizin enerjinizle birleşince ortaya çok güzel üç oyun çıkmıştı. Devamı gelecek mi bu birlikteliğin?

Emrah Eren: Fatih Koyunoğlu çok eski arkadaşım, çocuklarımız birlikte büyüyor. Onunla hayal kurmayı seviyorum. Devamı gelir mi bilmem ama anlatacağımız hikâyeler daha bitmedi Fatih’le, buna eminim.

Ayçe Özyiğit: “Don Kişot’um Ben” oyununda Sancho Panza’nın kadın olması çoğu kişiyi şaşırttı açıkçası. Kim düşündü bu fikri?

Emrah Eren: Şevket Çoruh’un fikriydi. Bence dâhice bir fikir. Sonrasında metni bu fikre göre düzenledik. Çok sevimli bir yol ve aşk hikâyesine ulaştık bu sayede.

Ayçe Özyiğit: “Bir Baba Hamlet”, “Don Kişot’um Ben” ve “Tartuffe”… “İntiharın Genel Provası”, “İvan İvanoviç”, “Meçhul Paşa”… Benzer projeleri arka arkaya sıralayınca sanki üçleme gibi bir durum oluşuyor.  Kendinizi tekrar ediyormuşsunuz hissine kapıldığınız oluyor mu peki?

Emrah Eren: Bende öyle bir tezahürü yok sanırım. Burada saydığınız tüm oyunların ortak özelliği özel tiyatro prodüksiyonları olması. İşi sahiplenişleri, oynayışları başka bir iştah barındırıyor. Ancak teknik, içerik ve plastik olarak birbirinden farklı oyunlar. Birbirlerine sadece şöyle derin bir bağla bağlılar: Muktedirin maskesini açık eden oyunlar. Kendimi tekrar etme hissine kapıldığım zamanlar BBT’ye (Bakırköy Belediye Tiyatroları) sığınıyorum açıkçası. BBT, anlatmak istediğim farklı hikâyeleri gerçekleştirebileceğim bir laboratuvar ne mutlu ki. Ticari kaygı gözetmeden biçim ve içerikte farklı riskler alabiliyorum, karşılığını alınca da mutlu oluyorum.

Ayçe Özyiğit: “Tartuff”e oyunundaki kostüm ve dekora da değinmek istiyorum. Dekor yıkılan inanç sistemi için çok iyi bir fikirdi? Yanılmıyorsam dekor sizin fikriniz. Peki kostümün iskambil destelerini tamamlaması fikri kime ait?

Emrah Eren: 2004 yılından beri ara ara üstünde çalıştığım bir metindi Tartuffe. Dekor fikri o yıllardan kalma. Melih Karakurt ile geliştirdik, dönen bir mekanizma ile tek mekânda geçen oyunu çok mekânlı hale getirdik. Kostüm tasarımcısı ise büyük usta Sadık Kızılağaç. Çok uyumlu ve yaratıcı bir çalışma yürütüyoruz Sadık Ağabey ile. Hayallerimiz, yapmak istediklerimiz hep örtüştü bugüne kadar. Tartuffe tasarımında da harikalar yarattı.

Ayçe Özyiğit:  Oyunlarınızla ilgili birçok seyirci yorumu okudum. Neredeyse tüm seyircilerin olumlu eleştiri yaptığı tek oyun “Kıran Resimleri”. Neredeyse izleyen herkeste o şok etkisini yaratmış ve derinden sarmış. Ama siz oyunun seyircide karşılığını bulamadığına inanıyorsunuz. Neden?

Emrah Eren: “Kıran Resimleri” sanırım bugüne kadar yönettiğim en kusursuz oyun. Maraş katliamı üzerine yazılmış tek kurmaca metin. İnci Aral’ın ustalığını konuşturduğu kısa ama yoğun bir öykü kitabı. Evinden çıkıp tiyatroda oyunu izleyen seyirci hep memnun ayrıldı, buna eminim. Ancak oyun kendi fısıltı gazetesini oluşturup büyümedi, aksine seyircisi azalarak bitti. Galiba bu katliam ile yüzleşmek istemedi büyük çoğunluk. Seyirci bir nebze olsun umut görmek istiyor sahnede. Bu hikâyenin içine bir yerlere umut koymak istedik. Ama yok. Kıyametin, kıranın umudu mu olur? 

Ayçe Özyiğit:  “Tartuffe”e dönecek olursak… Zaten farkında olana farkında olduğu olayı gösteriyor oyun. Peki ya diğer kesim? Orgon karakteri gibi, hatta daha da kör olan insanlar var bugün. O körü körüne görmemeyi tercih edenler nasıl görecek? Bu oyun onlar için değil mi daha çok?

Emrah Eren: Bu görüşünüze açıkçası pek katılamıyorum. Bu oyunlar en çok merkezden uzakta olan sahnelerde sahipleniliyor. Toplum ve seyirci mühendisliği yapmak benim işim değil, yapanla da işim olmaz açıkçası. Seyirci benden de oyunculardan da eleştirmenlerden de zeki. Bu gerçeğin kabulüyle işe başlarsanız belki daha güzel bir güne uyanabiliriz.

Ayçe Özyiğit: “Ne Tanrı ne devlet ne de iman, bizi yüceltsin başka bir ahlak” diyor “Tartuffe” oyunu. Nasıl bir ahlak kurtarır bizi?

Emrah Eren: Vicdan diyorum. Kimse kaçamaz. Açıkçası ulaştığım her seyircide o “vicdana” seslenmeyi tercih ediyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun” ne güzel laftır. 

Ayçe Özyiğit: Bütünü görmek önemli demiştiniz bir röportajınızda. Bütün olarak bakınca,  kendinizi eleştirdiğiniz noktalar neler?

Emrah Eren: Şişmanlık, sigara, stres… Tansiyon hastası olmuşum çoktan. Bütün olarak baktığımda şimdilik bu sorun var. Kızımla ve eşimle geçireceğim yıllar, anlatacağım hikâyelerden daha değerli. O yüzden biraz mola…

KISACA EMRAH EREN…

1979 yılında Bandırma’da doğdu. İlköğrenimini Bandırma’da, ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 2001 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl İstanbul’a yerleşerek Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalışmaya başladı. 

YÖNETTİĞİ OYUNLAR

Tartuffe / 2019

Kazanova / 2019

Don Kişot’um Ben / 2018

Meçhul Paşa / 2018

Cıngıllı / (Oyuncu- Proje Tasarım) 2017

İntiharın Genel Provası / 2017

Bir Baba Hamlet / 2017- Afife Tiyatro Ödülleri 2018-“Yılın En Başarılı Yönetmeni”

İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu? / 2016- Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri 2017

Kıran Resimleri / 2016

Hayvan Çiftliği / 2014- Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri 2015

Turnike / 2012

Sokağa Çıkma Yasağı / 2010

ROL ALDIĞI OYUNLAR

Sokak Kızı İrma / 2013

Sıkıyönetim / 2013

Cimri / 2010

Kadınlar Devleti / 2002

Deli İbrahim / 1995

Külhanbeyi Müzikali

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku