Emre Koyuncuoğlu ile “Müzede Sahne ve Şiirselleşmiş Beden” üzerine söyleşi

Özlem Ünaldı
1162 Görüntülenme
Emre Koyuncuoğlu ile “Müzede Sahne ve Şiirselleşmiş Beden” üzerine söyleşi

Sakıp Sabancı Müzesi’nde bu yıl üçüncüsü düzenlenen ve sanat yönetmenliğini Emre Koyuncuoğlu’nun üstlendiği “Şiirselleşmiş Beden” temalı Müzede Sahne festivali dün başladı. 28 Temmuz’a kadar sürecek festival ile ilgili olarak Emre Koyuncuoğlu ile konuştuk.

Festivalin 3. Yılı… Nasıl gidiyor? Yaz ortası olması nasıl yansıyor festival günlüğüne?

Aslında her yıl biraz daha yerleşik olmaya doğru ve istediğimiz yapının kurulmasına yönelik olumlu geliştiğimizi düşünüyorum. Tarihlerde bir aşağı bir yukarı halen deneme yanılma taktiğini kullanıyoruz. Tabii bayramları ve bizi etkileyeceğini düşündüğümüz olayları gözeterek tarih seçiyoruz. Sonuçta bir yaz etkinliğiyiz. Bunun ağırlıklı olarak etkinliğe olumlu bir yansıması var. Şehirde yazın az olan dış mekan sahne sanatları etkinliği seçeneği oluşturuyoruz. Yaz olmasının bizi etkileyen olumsuz yanı; tam bu sıralar daha çok, uzun metrajlı filmlerin çekildiği bir dönem olması. Bu nedenle bazı oyuncularla istesek de çalışamadığımız oluyor. Seyirciyi yaz olması etkilemiyor. Dediğim gibi; tam tersi onlar için çok iyi bir şehir alternatifi oluyor.

Emre Koyuncuoğlu

Bu senenin teması “Şiirselleşmiş Beden”… Ne tatlı, ne şiirsel… Bu aykırı temalara nasıl karar veriyorsunuz?

Çok hoşsun. Şiir zaten aykırı, ama onsuz yaşam düşünülmez. Biz Sakıp Sabancı Vakfı’nın desteğiyle ve Sakıp Sabancı Müzesi ile birlikte çalışıyoruz. Ben sezondaki üretime bakarak, döneme, dünyaya, duruma vs. bakarak tema ve içerik öneriyorum, ve Müze ekibiyle birlikte gerçekleşme koşullarına bakarak karar veriyoruz. Bence Müze çalışanları zaten baştan sahne sanatlarını ve bu yerelde yeni üretimi müthiş destekliyorlar ve Sabancı Vakfı’nın desteği olmasa Müzede Sahne olamazdı zaten. Sabancı Vakfı’nın; bu etkinliğin diğer sahne sanatlarından ayrılan yanı olan; sahne sanatlarında çok kapsamlı bakışı ve birçok alanında yapılan üretimi destekleyen bir Gösteri Sanatları Etkinliği’ni desteklemesi müthiş. Ve böylece oluşuyor, yeni sanatsal üretim, yerele destek ve aslında en temelde paylaşım ve seçme özgürlüğü.

Her yıl, sahne sanatları sezonuna baktığında  sanatsal olarak aslında seçimler bir kaç dinamik yapı içerisinde toparlanıyor. Tabi ki sanatsal üretim, o dönem yaşananlarla bağlantılı, seyircisinin gerçeğinden kopmadan gerçekleşmek durumunda. Bu yılın sanatsal tercihlerinde ve üretimde öne çıkan ana temaları zaten sezon içinde hissediyoruz. Bir de Müze’nin öne çıkan özellikleri ve o döneme ait sanatsal kriterleri var. Onları da göz önünde bulundurarak temayı öneriyorum. Buradan yola çıkarak; bir seçki oluşturmaya başladığında, seçki alanı biraz daha daraldığında: zaten tema kendini belli etmeye başlıyor. Temanın tabi ki bir yönergesi var. Önerisi de var. Önceliği var. Dikkat çektiği, altını çizdiği bir dinamik var. Belki de hayal ettiği. Tartıştığı. Bir organizmanın şiirselleşmesi için önce ona bakış açısının değişmesi gerekli. Bu bakışın altını çiziyoruz. Ve bu bakış açısıyla bakmayı öne çıkarıyoruz. O zaman başka türlü bakılıyor, bedenlere. Bedeni; hem somut insan bedeni, hem de soyut her türlü bütünlüğü olan yaşayan organizmalar olarak algılıyorum. Kent burada en öne çıkanı tabi. Sakıp Sabancı Müzesi’de çok kentle iç içe, İstanbullu ve toplumsal değer üretimi ve koruyuculuğuyla, geleneği ve çağdaşı iç içe kurgulayan bir yapısının olması,  temanın belirleyici itkilerinden.

“Şiirselleşmiş Beden” teması nasıl çıktı ortaya? 

Müzede Sahne, biraz önce de bahsettiğim gibi, sahne sanatlarında geleneğe, gelenekselleşene saygının altını çizerek, bir yandan da yeni işlere yön vermek, geniş bir yelpazeden gösteri sanatları alanında buluşmalara neden olmak, gösteri sanatları için öneri sunmak ve fikir oluşturmak amacını da taşıyan bir gösteri sanatları etkinliği. Hepsi; tek tek ayrı ayrı harika işleri, dönemleri, sanatçıları birbiriyle buluşturup, bu toprakların kültürünü ve kültürel gücünü seyirciye yeniden ve yeniden hatırlatmak istiyoruz. Bu genç sanatçının elini de çok güçlendiren bir şey. Yani “Şiirselleşmiş bir bedenin” varolduğunun altını çizerek yeniden o bakışla bakmayı öneriyoruz.

Siz de zımba gibi bir ekiple bir atölye çalışması yapıyorsunuz. İşin içinde Beckett de var, heyecan dorukta benim için! Biraz bahseder misin, neler olacak? 

Evet, çok spesifik ve özgün bir atölye. Konu ile ilgili olanlar için çok heyecan verici olacak. Atölyede “şiirselleşen absürd” fikrinden yola çıkarak Samuel Beckett’in Mercier ile Camier romanında var olan bu ikilinin diyaloğu üzerinde durulacak. Beckett’in bir romanından yola çıkılıyor aslında. Beckett’teki karakterlerin arasında varolan diyaloğun- ikili karakterlerin birbirleriyle konuşma özellikleri de diyebiliriz- bu özellikleri romanlarında da görebiliyoruz. Biraz karşılaştırma, biraz Beckett’in diline dair derinleşme ve sahne dili araştırmaları diyebiliriz. Beckett, boş konuşma, saçmalama, abuklama ve boş gezinme gibi metnine yerleştirdiği özellikleri, sahnede dilin/metnin dışında, sahne anlatı motifleri olarak nasıl kullanıyor, anlamsızca gezinip anlamsızca söz sarf etmenin ardında bir şiirsellik aranabilir mi? Kent ve beden ilişkisini de düşündüğünde, absürd, uyumsuz, amaçsız bedenlerin; şiirselleşme ve diyaloğun duygulanım yaratma potansiyelini araştıracağız, atölyede.

Atölye yürütücüsü Selvin Yaltır, gerçekten Beckett üzerine uzun zamandır çalışan ve yazarın metni ile sahne ilişkisine kafa yoran bir akademisyen. Kendisinin zaten uzun zamandır böyle bir atölye yapmak istediğini biliyordum. Etkinliğin temasıyla bağdaştığını düşündüğüm için kendisini davet ettim. Selvin, Mart 2019’da Boğaziçi Üniversitesinde Samuel Beckett üzerine yazdığı doktora tezini tamamladı. Tez savunmasında oradaydım. Kendisini hayranlıkla izledim. 2016’da University of Kent’te yapılan, “Samuel Beckett ve Dünya Edebiyatı” isimli konferansın da düzenleyicilerinden kendisi. Uygulamada da çok değer verdiğim genç ama şimdiden çok başarılı işlere imza atmış iki oyuncumuz var; Ipek Taşdan, Selim Can Yalçın.  Bence bu kadronun buluşması bile çok ilham verici.

Mekân ve mevsim, seyirciye de sanatçıya da özel bir deneyim yaşatıyor. Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz, özellikle sanatçılardan?

Oyunlarda İstanbul fonu inanılmaz bir etki yaratıyor. Sahnenin fonu olarak bu doğa ihtişamı, müthiş bir derinlik ve aslında şiirselliği doğal olarak sahneye taşıyor. Bazı oyunlarda ise, sanki o derinlik için söylenmiş sözler varmışta, tam da şimdi doğru yerde söyleniyor etkisi veriyor. Bu özellikle yerli oyunlar da ve özellikle İstanbul’da geçenlerde inanılmaz oluyor.

Sahne dışında bahçede iş yapan, yani mekana dair özgün iş üretmeleri için davet ettiğimiz sanatçıların ön çalışmaları için etkinlikten önce onlara bahçede veya tercih ettikleri alanda çalışma olanağı tanıyoruz. Provalarını alırken yanlarında olup destek veriyoruz. Sanırım işlerine konsantrasyonlarını sağlayabilecekleri rahat bir ortam sağlayabiliyoruz.  Burada aslında oyuncu olan ve belki de bu nedenle çok iyi destek sağlayan yardımcım Tuğba Tules Birincioğlu, insan sanatı kabiliyetini gerçekten konuşturuyor.

Hissettiğim; bu üçüncüsü ve tüm katılımcılarımızla çok sıcak bir ilişki kurduğumuz. Geçmiş yılllarda etkinliklere katılan sanatçıları, diğer yıllarda da etkinliklerimize davet ediyoruz. İlişkiyi ve birbirimizle oluşmuş motivasyonu hep sıkı tutmaya gayret ediyoruz. Burada mekan çalışmalarında başlamış bir çok iş daha sonra oyun olarak sahneye taşındı. Mine Çerçi’nin Haldun Taner’in “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” oyunundan yola çıkarak sahnelediği, “Vicdani’nin İçinde Bir Hissikablelvuku” .Bu da üretime bir katkı sunmak olmuş oluyor. Bir başka örnek; bu etkinlikler aslında 5 yıl önce Kuzgun Acar için yaptığımız “Punta Atmak” gösterisinden alınan ilhamla başladı. Ve o ekipten olan bazı sanatçı arkadaşlarım, bu yıl İstanbul Fringe’i gerçekleştirmeye soyundular. Sakıp Sabancı Müzesi, destek için geldikleri ilk kurumlardan biri oldu. Bu yılki Müzede Sahne’de Fringe İstanbul ekibinin ilk panelini ”Kenti Şiirselleştirmek / Kent’te Gösteri Sanatları Aracılığıyla Sanatsal Alan/Mekan/Boşluk Yaratmak”ı, ve etkinliklerinin açılış oyununu Eylül’de yine Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleştireceğiz. Sakıp Sabancı Müzesi’nin verdiği desteği ve özellikle yerele, ülkesinin sanatçısına verdiği içten desteği, anmadan bu birliktelik gücünü aktarmayı bitiremem. Hem, Müze Müdürü Nazan Ölçer’le ve de tüm bu etkinliklerin tam ortasında her anımızı heyecanla paylaşan fikir üreten, oluşumuna katkı sağlayan Resim Kolleksiyonu ve Sergiler Yöneticisi Hüma Aslaner’le ve Etkinlik Koordinatörü Burcu Özkaçar’la bu etkinliğin ekibi bir bütüne ulaşıyor.

Hem içerik hem program dâhilindeki sanatçılar bakımından çok zengin bir festivâl. İstanbul insanı olarak teşekkür etmeden geçmek istemem…

Özlem, gösteri sanatlarında bir çok disiplini beraber düşünmek müthiş bir zenginlik. Tiyatro’da iş üretirken bile çok disiplinli, çok mekanlı, çok dilli, çok mekanlı vs. düşünmek ve bu çok çeşitlilikten bir bütüne ulaşmak hep hayalimdir. Etkinliği sahneye daraltmak yerine kente, mekana yaymak, her ana, her insana yaymak. Ve bunu yazın yapıyoruz. Yani İstanbul’un, bir metropolün görece nefes aldığı bir zamanda. Şehrin en güzel rahat, kendine ayıracağı zamanı olduğu bir dönemde. Diyeceksin ki İstanbul’da tatil zamanı kalan yok. O eskidendi. Şimdi İstanbul çok kalabalık. Tatilinde kendi içinde bir gidiş gelişleri var. Yani İstanbul’da kalanlar da çok.  O İstanbul’da kalan seyirciye sanat önerisi getirmek bizi çok mutlu ediyor. Tabi ki kışın, sıkışık takvim arasında koşarak gidilen bir gösteri yerine, öncesinde bahçede zaman geçirerek, bir oyunu izlemek, üstüne biraz Boğaz’da yürümek vs. çok daha keyifli oluyor. Sahne de, mekanda kulis falan olmadığı için de seyirci, sanatçı çok iç içe geçiyor. Çok güzel bir bütünlük sağlanıyor, gösterilerin öncesinde ve sonrasında.

Kimler, nasıl katılabilir bu festivale? İleriki yıllar için soruyorum: Bu programa dahil olmak isteyen sanatçı ne yapmalı?

Sahne Sanatları alanında iş üreten herkes katılabilir. Biz genelde festival çalışmalarına Şubat ayı itibariyle başlıyoruz. Konsepti, Nisan sonu Mayıs gibi belirliyoruz.  Benimle ya da Tuğba ile ilişkiye geçebilirler.

Çok teşekkür ediyoruz bu güzel söyleşi için…

Ben teşekkür ederim.

 

İlgili haberimiz: https://www.tiyatrodergisi.com.tr/ssmde-3-muzede-sahne-etkinligi-basliyor.html

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku