Özlem Ünaldı

Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Sabancı Vakfı’nın desteğiyle 9-13 Ağustos tarihleri arasında “Müzede Sahne, Fonda İstanbul” adıyla kapsamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Biz de etkinliğin kuratörlüğünü üstlenen Emre Koyuncuoğlu ile etkinliğin detaylarını konuştuk…

Emre, “Müzede Sahne Fonda İstanbul”, bunca yıpratıcı gündemin içinde harika bir nefes alma etkinliği olmuş! Küçük ve hoş bir takvim. Yaz için nefis bir İstanbul programı! Tebrik ederim. Peki, Sabancı Müzesi’nde neler oluyor?
Bu temalı bir gösteri sanatları festivali. Aslında içinde yer alan her etkinlik birbirini destekliyor ve birbirine eklemleniyor. Örneğin bir mekâna dair iş üzerine bir retrospektif seminer yapıyoruz, sonrasında mekana dair bir iş örneği seyrediyoruz. Bir arada bütünü oluşturuyorlar. Geçmiş deneyimler ve şimdi de, yani zamansal olarak da işleri birbirine bağlıyoruz. Benim burada yaptığım bir tür sahne sanatları kuratörlüğü oldu. Yaz döneminde; İstanbul gibi bir metropolde gösteri sanatları adına yaz etkinlikleri çok büyük bir ihtiyaç. Ziyaretçilerin deneyimlerinin, müzenin bahçesinde seyir, gösteri, dinlenme, söyleşi, atölye alanları olarak açık alan kullanımı ve bahçede yer alması düşünülen tiyatro, performans, çağdaş dans gösterileriyle zenginleşeceğini düşündük. Seçtiğimiz temaya uygun olarak, toplumsal paylaşımları güçlü olan, aynı zamanda mekânın bir sanat müzesi olduğu da akılda tutularak seyirciyle iyi buluşması olan/olmuş ve sanatsal alanda belli bir değer üreten gösterilerden, temayı bütünleyeceğini düşündüğümüz, bence son yılların iyi işleri arasında sayılan birkaç işten ve projeden bir havuz oluşturduk. Daha sonra ekiplerle toplantılar yaparak, yönetmenler ve yazarlardan oyunlarını/gösterilerini SSM bahçesine uyarlamaları istendi. Oyunların bütüne bağlanması için birlikte değerlendirmeler yaptık, ekipler oyunlarını mekâna uyarlarken bazı değişiklikler yaptılar. Bazıları mekânda yeniden provaya girdiler. Yani oyunları/gösterileri daha önce seyretmiş olsanız bile bu mekânda önündeki ya da arkasındaki bağlantılı işle ve mekânın verileriyle “yeni” bir iş izliyor gibi olacaksınız. Söyleşilerimize ise tiyatromuzun çok değerli öncelikle emekçileri ve çalıştıkları alanlarda bir çok değer üretmiş iki kadın sanatçıyı davet ettik: Ayla Algan ve Naz Erayda. Yine söyleşilerimizden birini, sahne için ve kadınlar üzerine derlediği yazılarıyla edebiyatçı Hatice Meryem gerçekleştirecek. Söyleşi tercihlerimizden de anlaşılacağı üzere; temamız “Fonda İstanbul” ama bakış açımız ve dilimiz kadın sanatçılarımızın ürettiği dil ve onların bakış açısı üzerinden oldu.

Bu proje nasıl doğdu?
Geçen yıl yine müzede Kuzgun Acar’a ithafen yaptığımız  “Punta Atmak” gösterisinin geri dönüşümünün iyi olması yani beğenilmesi ve oradan alınan bir ivmeyle, müze yönetimi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde gösteri sanatlarına daha fazla alan açma fikrini geliştirmiş. Sabancı Vakfı’nın  da “Punta Atmak” gösterimizde olduğu gibi bu etkinliğe de destek vereceklerini söylemeleri projenin reel anlamda doğmasına neden oldu. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer’in bu etkinliği düzenleme görevi ve bunun sanat yönetmenliğini üstlenmemi istediğini söylediği günden  bu yana aslında altı aya yakın bir zaman geçti. Müze ekibiyle birlikte bayağı yoğun çalıştık. Müzede yaptığımız ilk prodüksiyonda da beraber çalıştığım Tuğba Tules Birincioğlu ile birlikte gösteri programını tamamladık.

Program içeriğini şekillendiren fikirler neler peki?
Müze ekibinden Hüma’yla (Gelen Sergiler Yöneticisi Hüma Arslaner) beraber bu öncül etkinliğin konseptinin, “temalı” ve Sakıp Sabancı Müzesi’ne ait, ona özgü bir buluşma sağlaması gerektiğini düşündük. Ve etkinliğimizin ilk “tema”sı da şöyle oluştu: Müzenin muhteşem bahçesinin hem daha çok işlevselleşmesi, toplumla farklı şekillerde de buluşma alanı olarak kullanımı önceliğimiz olmalıydı. İstanbul’un Emirgan gibi hem tarihiyle hem de güzelliğiyle öne çıkan bir semtinde itinayla korunan bir bahçesi olan Sakıp Sabancı Müzesi’nde her yıl farklı bir tema/başlık altında yapılması planlanan “bu mini festivalin” ilkinin temasının “Fonda İstanbul” olması da, aslında kaçınılmazdı. Oyunlar, gösteriler, söyleşiler, performatif enstelasyonlar “Fonda İstanbul” temasına bakış açımızı bütünlüyor. İstanbul tabii ki çok büyük ve geniş bir kavram. Ancak bu fonun önünde olan biten ise; İstanbul fonunda merceğe aldığımız, önceliğimizi belirlediğimiz, bu fona yerleştirdiğimiz hikâyelerimiz, ya da bakışımızı çevirdiğimiz gerçeklerimiz. Seçilenlerin temaya uygunluğu ve birbirlerini bütünlemeleri dışında şu özellikleri taşımaları da bizim için önemliydi: Toplumsal bir duruma dikkat çekmeleri, geniş kitlelere seslenebilecek çağdaş, özgün bir dili yakalamış olmaları, ekiplerin dış mekânlarda çalışmayı sevmeleri, çağdaş dansta özgün işler üretmeleri ve böylelikle evrenselle yereli içinde barındırmaları.

Projenin devamı gelecek mi?
Evet. Gelecek. :)))

Program kapsamındaki performanslardan kısaca bahseder misin?
Bu program için, Ayla Algan’la Nazlı Çevik Azazi ilk defa bir araya gelecekler ve masal/anlatı/şiir içiçe  “İstanbul’u Dinliyorum Masal Tadında” başlıklı bir gösteri sunulacak. Ayla Algan otobiyografik hikâyeler anlatacak, Nazlı masallarla hikâyeleri birbirine örerek bir masal anlatısı gerçekleştirecek. Çok özel bir gece olacak. Balat Monologlar Müzesi, aslında yeniden kurgulandı. SSM için 4 yazarın oyununu müzeye ait bir konseptle yeniden ele aldılar. Zaten mekâna özel yaptıkları bu işi başka bir mekâna “yeni bir iş” olarak uyarlayacaklar. Naz Erayda, yaptığı retrospektif semineriyle her şeyi yerli yerine koyuyor sanki, süregelen alternatif mücadeleler, farklı mekânlarda iş üretimleri ve gösteri sanatlarında üretilenin geriye dönüp baktığımızda ne kadar zengin olduğunu hatırlatıyor. “Sen Balık Değilsin ki” ve “Tevatür” gösterilerini ise birbirinin devamı gibi yerleştirdik. Biri yaşadığımız acı gerçeklerin sesi olurken diğeri, gerçek ve sonrasında üretmek ihtiyacı hissedilen ütopyalar gibi okunabilir. Amacımız da aslında gerçekler ne olursa olsun hep olumlanacak ve devam etmek için yaratıcı nedenler oluşturulacak olduğu hatırlatmak. “Sen İstanbul’dan Daha güzelsin” son dönemlerin yeni yazar yeni metin başlığında en etkileyici işlerinden biri ve seçtiğimiz temamıza çok uygun bir işti. Aynı gün yeralacak Mine Çerçi’nin okuma performansı ise, yine hem temasıyla, hem gösteri sanatlarının farklı bir çeşidi olarak, alan zenginliğimizi göstermesi açısından çok oturdu programa. Etkinliğin son gününde sanatçı kadınlar üzerinden bir söyleşi gerçekleştireceğiz. Söyleşide Hatice Meryem, daha çok, yerleştirilmiş kalıplar içinden tanımlanan çok ünlü bir kadın edebiyatçımız Tezer Özlü’nün ve daha nicelerinin “yeniden okunması” yani farklı bir bakış açısıyla yeniden tanımlanması öneren bir metnini bize okuyacak. Ki bu bizim bu etkinlikteki konseptimiz ve söylemimizle çok paralel bir yere düşüyor. Tüm etkinlik boyunca, hem gösteri sanatları adına hem de bu tür buluşamalara yeni bir yorum, “yeni bir okuma” önerisi getirmeyi istedik. Yine söylemlerde kalmadan, fikrin somutlanmasını da gerçekleştirerek, Seyyar Sahne’den “yeni okuma” örneği olan “Çocukluğun Soğuk Geceleri” oyununu da ardından izleyeceğiz.

Ne okuyorsun bu aralar?
Yeni proje için şiir okuyorum bol bol… 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here