Bu yıl Dünya Tiyatro Günü İstanbul Şehir Tiyatroları’nda coşkulu bir buluşmayla kutlandı…

Uzun yıllardır hasret kaldığımız bir birliktelik, coşku…

Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, elinde mikrofon sunuculuğu da üstlenmiş, ustalığını sergiliyor.

Zihni Göktay esprileriyle kırıp geçirdikten sonra, Önder Bali’nin klavyedeki eşliğinde “Lüküs Hayat”ı döktürüyor, Toron Karacaoğlu “Şarkılar Seni Söyler”le tatlı bir hüzün yaşatıyor o davudi sesiyle ama sahneden indirene aşk olsun, sunucu çaresiz ama sonunda başarıyor, Toron Abi şaşkın bakışlarımız altında ama çılgın alkışlar eşliğinde sahneyi boşaltıyor.

tren

Bensu Orhunöz’ün şarkısına Yazıcıoğlu dansıyla eşlik ederken, Nergis Çorakçı’nın başı çektiği kızlar grubu müziğin ritmiyle tren olup akıyorlar… Fuaye’yi dolduran bizler kendimizden geçmiş bir vaziyette ritim tutuyoruz.

Coşku üst noktada, keyif, dayanışma, gülen yüzler yani özlediklerimiz…

Ara…
Kutlamanın sunucusu (Erhan Yazıcıoğlu) 13:00’e kadar ara diyor, hani orkestra yorulmuştur da biraz dinlensin der gibi…

Bu fotograf, o dansların 25 dakika sonrası... Bu insanların yükünün büyüklüğünü anlatmıyor mu?
Bu fotograf, o dansların 25 dakika sonrası… Bu insanların yükünün büyüklüğünü anlatmıyor mu?

Değil, bildiğim için merakım artıyor, beklemedeyiz.

O sırada Devlet Tiyatrosu oyuncusu Atsız Karaduman geliyor yanımıza… Erhan Yazıcıoğlu’na “Şehir Tiyatrosu’nu kıskanıyorum” diyor , Yazıcıoğlu da “Kıskan tabii” diyor…

Ben kıskanmıyorum, çook uzun yıllardır hasret kaldığım, umutlarımın tükenme noktasına geldiği bir dik duruşa tanıklık ediyorum, bir “Sanat Yönetmeni” var karşımda, yıllar önce Gencay Gürün’le karşılaştığımda da bunu hissetmiştim, Muhsin Bey’i tanıyamadım.

“Çocuklarım” dediği için eleştirilen, “kulaklarını çekeceğim” dediği için gömülmeye kalkan, “önce çok çalışacağız, sonra isteyeceğiz” dediği için uğramadığı hakaret kalmayan ama çocuklarına sarılan, hedeflerini koyan ve adım adım ilerleyen bir Sanat Yönetmeni var yanımızda, Atsız kıskansın tabii ama benim merakım ne olacak?

Ucuz eleştirilere kulak asmayan, “çocuklarına” kol kanat geren “Erhan Abi”nin o koltuğa oturmak için gelmediğini, “ben” diyecek kadar “genç” olmadığını, Sanat Yönetmeni olmak için Başkan programlarını takip etmediğini, komplekslerine yenilmeyecek kadar büyüdüğünü, “figüran”lığıyla övündüğünü öğreneli çok olmuştu ama karşımda küçük oğlum kadar genç bir adam var.

Göreve geldiği günden bu yana hep şeffaf olduğunu bildiğim, arka planında hiçbir zaman Erhan Yazıcıoğlu’nun ikbali olmayan, “ben” yerine özlediğimiz “biz”i hatırlatan, “çocuklarım” dediği arkadaşlarıyla çok ama çok önemli bir sürece imza attılar.

Saatler 13:00’e yaklaşırken, “umutlu bir haber var mı?” diye sordum, “olacak, olmalı” dedi.

***

Kimsenin çok da farkında olmadığı hareketlilik başladı, fuayede kurulan sahnenin hemen arkasında Ş.T. Müdürü Şevket Demirkaya ve eski Müdür, yeni İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Salih Efiloğlu heyecanlı ama inançlı bir çaba içindeydi, hararetli bir konuşmaya uzaktan tanık oluyordum.

Salih Bey yanımdan geçerken koluna girdim, “Ne yapın edin, bu adamı tutun” dedim. “Merak etme, bırakmayacağız.” dedi.

Çok kişi için sürpriz olan bu süreç onlar için sürpriz değildi.

Erhan Yazıcıoğlu ve ekibi 2 ay önce münhal kadroların doldurulması ve Yönetmeliğin, kurumu yönetebilecek biçimde yeniden yazılması gerektiğini ve bunların gerçekleştirilmesi için ölüm noktasını da belirtmişlerdi: 27 Mart 2015, 13:00.

Telaş ve koşturmanın nedeni buydu ama umut veren; Demirkaya’nın ve Efiloğlu’nun orada olması “Erhan Abi” ve ekibini tutma çabalarıydı, kıymetliydi bu çaba ve benim okumama göre Sayın Topbaş’ın bilgisi dışında değildi.

Erhan Yazıcıoğlu göreve gelirken, belli talepleri olduğunu, bunları hayata geçirmek için göreve geldiğini söylemişti, boş durmamış 17 yeni oyuna prömiyer yaparken bu çalışmaları da yürütmüş, kayda almış, iletmiş… Ölüm noktasını da belirtmiş…

Başkan Topbaş bağışlasın ama iktidar yorgunluğu diye bir kavram vardır, farkında olmadan bunu yaşayabilirsiniz, sıyrılmak gerek… Sayın Topbaş’ın bunu aşacağını çok iyi biliyorum.

Sevgili Kadir Topbaş Başkan
Söz vermişsiniz, sözünüzü takip eden bir Sanat Yönetmeni var…
Deliler gibi çalışan, dile kolay 17 yeni oyunu sahneye taşıyan bir ekip. Kim bunlar? İstanbul Belediyesi’nin onur kaynağı, yani sizin başarınız.

Sanatçısı, basını, bürokratlarınız dahil hepsinin yanında olduğu bir ekip.

Başkan, bu ekip haklı… çok değil: “Münhal kadroların yüzde sekseni”ne de “peki” denmiş, Yönetmelikte olması gereken değişikliklerin daha azını talep etmişler -şimdilik- ama şunu yapmışlar.

Topu sizin sahanıza atmışlar.

Duruşunuzla, yaklaşımlarınızla İstanbul’a imzanızı attınız, o imzanıza sahip çıkın.

***

“Muhsin Ertuğrul’da Saat 13:00” haberinde “Erhan Abi”nin konuşmasını vermiştik, o konuşma sonrası gözyaşlarını zor tutan ekiple birlikte “Erhan Abi” de hızla uzaklaştı, odasına sığındı…

“Çocuklarına” yaklaştım, kulaklarına bir şey söyledim, sonra yukarı “Erhan Abi”nin odasına çıktım, sekretere “yarım dakika” dedim, “hemen kapıya gelsin” dedim, geldi, sarıldım, sarıldı, kulağına şunu fısıldadım “bu tiyatronun Gezi’sidir.”, bir daha sarıldık, ikimiz de ağlamadık, gözyaşlarımızı içimize akıttık.

***

Kadir Başkan, top sizde, o topa nasıl vuracağınızı biliyorsunuz, bildiğiniz gibi vurun, kimseyi dinlemeyin.

Ben size inanıyorum…

Ama, ben Erhan Yazıcıoğlu’na da inanıyorum… Size inandığı için ekibiyle birlikte istifasını, “geniş çocuklarından” onay alarak birkaç gün erteledi…

Ya istifa ederlerse?…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here