Erkan Kortan: “Tiyatro Emekçilerinin Belediye Yardımlarına Muhtaç Edilmesi Devletin Ayıbıdır”

Yavuz Pak
3763 Görüntülenme

Dünyayı sarsan korona virüs salgını 11 Mart itibarıyla “resmen” ülkemize de giriş yaparak ekonomiden toplumsal yaşama, politikadan sanata yaşamın tüm alanlarını sarstı. Seyirci ve sahnelenen oyun sayılarının ivmelendiği bir sezonunun bitimine daha aylar varken, salgın nedeniyle birdenbire tiyatrolar kapandı; tiyatrocular da seyircileriyle birlikte evlerine kapanarak ne zaman biteceği bilinmeyen bir karabasanın içinde buldular kendilerini…

Büyük bölümü prekarya koşullarında (sigortasız, esnek mesai saatleri, yevmiye usulü çalışma, süreksiz ve düşük gelirli işler) yaşayan tiyatro emekçileri, kendi yağında kavrulmaya çalışan özel tiyatrolar, bodrum katlarındaki sahnelerinde bir sonraki oyunlarının bütçesini denkleştirmeye çabalayan  bağımsız tiyatrolar… Oyuncusundan kostümcüsüne, ışıkçısından dekorcusuna kadar binlerce tiyatro emekçisi bu salgınla birlikte çok ciddi ekonomik sorunlarla yüzyüze kaldılar…

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi olarak, içinden geçtiğimiz pandemi sürecinde tiyatroların yaşadığı somut, maddi sorunları yansıtmak ve tiyatrocuların bu sorunlar ve çözüm önerileriyle ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak amacıyla Pandemi Sürecinde Tiyatrolar” başlıklı bir söyleşi dizisi başlattık.

Bugünkü konuğumuz, Altıdan Sonra Tiyatro’dan Erkan Kortan…

Yavuz Pak: Tiyatronuzun ekonomik yapısı koronavirüs salgınından nasıl etkilendi? Sürecin olumsuz etkilerini telafi etmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz? Son birkaç sezondur tiyatroda yaşanan nicel büyüme, maddi anlamda tiyatronuzu bu türden olağanüstü süreçlere karşı dayanıklı kılacak kadar etkili oldu mu? Sizce tiyatro emekçileri bu sürecin yaratacağı ekonomik depremden nasıl korunabilir? 

Erkan Kortan: Ülkemizde çıkan ilk COVID-19 vakasını duyduğumuzda, 11 Mart’ta oyunlarımızı iptal ettik. Seyircilerimizi ve oyuncularımızı sağlık söz konusu olduğunda tehlikeye atmak istemeyiz.

Elbette, başlangıçta çok belirsiz olan bu sürecin şimdi bizim yaklaşık 9 aylık, belki de bir yıllık faaliyetlerimizin durması anlamına geldiğini anlıyoruz.

Ekonomik anlamda çökmüş durumdayız. Devletimizin vergileri hala kaldırmayıp sadece ötelemesini “yadırgamakla” birlikte kabul etmiş durumdayız. Çalışanlarımıza yönelik kısa çalışma desteği ve ücretsiz izin desteklerine başvurduk, çalışanlarımız maaşlarının bir kısmını işsizlik fonlarından almaya başladılar. Kiralarımız olduğu gibi duruyor. Mal sahiplerimizle konuşarak onların anlayışına sığındık ve bu karşılıklı anlayışın ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Atölyelerimizi ve provalarımızı yaptığımız “Tomi Eğitim Merkezi”ni boşalttık, marangoz atölyemizin olduğu atölyenin sahibi ile sonradan tamamlamak üzere yarım kira ödeme konusunda anlaşma yaptık. Bankalara kredi başvurularında bulunduk, kişisel olarak da kredi imkanlarını zorluyoruz.

Ancak bütün bunların “borçlanma” olduğunu ve ilerde hangi para ile nasıl ödeyeceğimizi bilmeden, yangına kova ile su döküyoruz sadece.

Oyunlarımızda oynayan oyuncuların ve tasarımcıların durumu tiyatromuz ile yarışır bir vahamet taşıyor. Çoğu günlük kazançlar ile hayatlarını devam ettirmeye çalıştıkları için, imkanı olanlar ailelerinin yanında,  olmayanlar ise tam manasıyla “yokluk” koşullarında yaşamaya mahkum durumdalar. Sanatla uğraşan bu insanların, “yoksul” tabir edilen diğer insanlarla birlikte “belediye yardımlarına” başvurmak durumunda kalması da bugüne kadar oyunculuk sektörüne bir düzenleme getiremeyen “devletimizin bir ayıbıdır”. Hayatlarını sanata adamış birçok insan, bu süreçte “yoksulluk” çekmektedir.

Süreci aşmak için “patreon” gibi destek sitelerini araştırıyoruz. Kuvvetle ihtimal, patreondan destek talebimiz olacak. Bunun yanında çeşitli fonları araştırıyoruz. Sezonun ne zaman ve nasıl açılacağı belli olmadığı için şu an önceden bilet satışı veya sezonluk Kumbarakart satışı gibi yollara girmeyi tercih etmedik.

Aslında seyirci anlamında bu sezon çok düşük geçiyordu. Adı telafuz edilmeyen ekonomik kriz nedeniyle, bu sezon seyircilerimiz eskisi kadar tiyatroya bütçe ayıramıyordu. Bu sezonu geçen sezonla karşılaştırdığımızda, seyirci sayısında %40’lara varan düşüş gözlemliyorduk. Dolayısıyla, COVID-19 krizine ekonomimizin çok zayıf olduğu bir dönemde yakalandık. Seyircinin azalmasında ekonomik “yoksullaşma” olduğu kadar, Beyoğlu’nun “sanat merkezi olmaktan uzaklaşması” da etken oldu.

Bu tip afet ve mücbir sebep olan durumlar için “sigorta” mekanizması olması lazım. Ancak tiyatrolar için halihazırda normal dönemler için bir düzenleme yokken, bu tip durumlar için bir sigorta sisteminin olması çok uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Biz her sene sezon biterken yazı nasıl geçireceğimizi kara kara düşünen bir yapıyız. Şimdi yazı da içeren,  en az 9 aylık bir durma zamanı bizi batmaya götürebilecek bir tehdit olarak karşımıza çıkmış durumdadır.

Yavuz Pak: Koronavirüs felaketinin, ekonomiden politikaya, sağlıktan eğitime toplumsal yaşamın pek çok alanında köklü değişimlerin önünü açacağı, dünyanın eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Sizce, bu süreç, Türkiye’nin -tiyatro alanında sübvansiyonları belirleyen- kültür politikalarında, ya da daha genel anlamda devlet-tiyatro ilişkisinde bir değişimin başlangıcı olabilir mi? 

Erkan Kortan: Dünya eskisi gibi olmayacak dense de, insanoğlu her türlü koşula çok hızlı adapte olabilmektedir. Özellikle ülkemizde yoğun gündem bombardımanı hepimizi “balık hafızalı” yapmıştır. Geçen sene seçimlerin iptal olduğunu ve yenilendiğini daha bir yıl geçmeden unutuverdik. Bu hafızasızlık hali, yaşanan bu travmaları da unutur muyuz acaba diye düşündürtüyor. 

Geçen sene kurulan, bizim de ortağı olduğumuz “Tiyatro Kooperatifi” bu anlamda çok çaba sarfediyor. Yönetim Kurulumuz Bakanlık nezdinde bir takım toplantılarla ilgili düzenlemelerin peşinde koşturuyor. 

Ancak devletimiz tiyatroyu yaşatmak bir yana, gördüğü zaman gözünü kaçırarak “sırtını dönüyor”. 

Aslında son yıllarda tiyatro camiasında çok değerli üretimler gerçekleşiyor. Bu dönemin kültürünü yansıtan çok değerli çalışmalar yapılıyor. Bunun kıymeti bilinse ve desteklense, “dünya çapında” ses getirecek bir potansiyel mevcut. Tüm politik yönelimlerden bağımsız olarak, bu potansiyelin görülmemesi devletimiz adına bir kayıptır. Birçok alanda ihracatı destekleyen KOSGEB teşvikleri, “yerli tiyatro eserlerinin dünyaya tanıtılması (ihracatı) için desteklenmelidir.” Özellikle İstanbulda ivme kazanmış olan tiyatrolar, Avrupa’ya özel teşvikler ile taşınabilir. Bu hem tiyatrolara gelir getirecek hem de ülkemizin çağdaş tiyatro eserleri dünyaya tanıtılmış olacaktır.

Devlet tiyatro ilişkisinde, gündelik politikalardan bağımsız, “demokratik ve eşitlikçi” esaslarla bir sistem kurulmalıdır. Ne yazık ki, hepimizin hakkı olan devlet imkanları siyasileşmiş uygulamalarla yönetilmektedir. Tiyatronun bir misyonu da insanlara umut vermektir, ama bu sürecin devlet-tiyatro ilişkisinde bir değişimin başlangıcı olacağına dair bir umudumuz maalesef yok denecek kadar azdır.

Yavuz Pak: Salgın sürecinde tüm topluma evde kalınması salık verilirken, milyonlarca işçi, emekçi hastalık riskiyle sokağa çıkarak çalışmak durumunda kaldı. Bu durum, ekonomik tercihler kadar, meslek örgütlerinin ve sendikaların zayıflığı olarak yorumlandı. Sizce, koronavirüs süreci tiyatrolar ve tiyatrocular için, asgari müştereklerde buluşmayı ve mesleki dayanışmayı inşa ederek sorunlarının çözümü için bir örgütlü bir mücadele vermenin önünü açabilir mi? 

Erkan Kortan:  Korkunç olan, yapılan haksızlıkların, adaletsizliklerin normal olarak karşılanmasıdır. Ne yazık ki son 10 senede o kadar çok haksızlık ve adaletsizlikle karşılaştık ki, cılız sesler haricinde hep kabullendik ve unuttuk. Toplumun “cesareti ve direnci” kırılmış durumda. Artık insanlar tepkilerini rahatlıkla ifade edemiyor, “korkutulmuş ve sindirilmiş” bir toplumla karşı karşıyayız. Salgın döneminde de yapılan “haksızlık ve adaletsizliklere, vicdansızlıklara” gereken tepki verilmediği için bu salgının örgütlü bir mücadelenin önünü açacağını düşünmüyoruz.

Tüm bunların yanında, birbirinden çok farklı ve ayrı bir çok tiyatronun çatısı olabilen “Tiyatro Kooperatifi” ve “Oyuncular Sendikası” sektör adına birer umuttur.

Yavuz Pak: Tiyatronun asal bileşeni olan “seyirciye”, bugün zor durumda olan diğer asal bileşenini temsil eden bir “oyuncu” olarak ne söylemek istersiniz? 

Erkan Kortan: Biz bu dönemde seyircimizle bağımızı koparmamak için “Youtube’da canlı yayınlar” yapıyoruz. Bu dönemi birlikte geçirmek için birbirimize destek olmak için bu yayınlar hem bize hem de seyircilerimize iyi geliyor.

Yavuz Pak: Çok teşekkürler…

Erkan Kortan: Ben teşekkür ederim. Sevgiler…

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku