Robert Schild

MF_010616_AcilisKonseri_Fotograf_AliGuler-2-3 (3)

“Memlekette güzel şeyler de oluyor…” gibi basmakalıp sözler bir yana, Sait Faik Abasıyanık’ın 1952’den kalma Son Kuşlar öykü kitabından anımsadığım “…sabahleyin okuduğum pis gazete, hocasını öldüren kavruk delikanlı, açıkçası şu İstanbul, daha doğrusu şehir denen bina ve insan, iş güç, politika…” gibi tiksinti veren ögeler bulunmayan bir vahaya rastladım geçen hafta: İstanbul Müzik Festivali’nin üçüncü gününde edebiyat eleştirmeni Asuman Kafaoğlu Büke, Aya İrini Müzesi’nin ön avlusundaki ağaçların altında kurulu bir köşede, “Konsere Doğru” programında 50-60 meraklı kişiye Shakespeare ve Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunu ile Mendelssohn’un aynı isimli sahne müziğinden söz ediyordu…

Tilbe Saran ile “Rüya” görmek…

Anlattıkları pek yeni şeyler değildi aslında, ancak kuşların akşam cıvıltısının altında, olağanüstü keyifli bir yarım saat yaşattı bizlere sevgili Asu! 37 oyun ve 154 sone yazmış olan bu dünya ozanının “dehasını anlamak”tan girdi konuya ve ardından, kısıtlı eğitimine rağmen nice değişik ülkede yer alan komedi ve dramlarında tarih, felsefe ve fantastik dünyalara nasıl ustalıkla el atabildiğini serdi önümüze. Birazdan çalınacak sahne müziklerinin temel aldığı oyundaki dram/dans/ekoloji öğelerine değindi ve Atina dükü ile ormanlar kralının arasındaki ikileme, genç sevgililere, zanaatkâr/tiyatroculara ve ormandaki perilere, cinlere dikkatimizi çekti.

Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın yazılışından 230 yıl sonra Felix Mendelssohn-Bartholdy’nin bestelediği, yorumlanış temposuna göre 12-13 dakika süren “konser uvertürü” ise, daha çok ormandaki düşsel yaratıkları konu alıyor. Bunun bir nedeni, yetiştiği entelektüel ortamda annesi, babası, kız kardeşi Fanny ve bazı yakınlarıyla hep beraber okudukları oyunun orman/gece ortamlarının, 19. Yüzyıl Alman Romantizm akımıyla örtüşmesiydi; diğeri ise –ailenin tarihçesini yazmış olan yeğeni S.Hensel’in 1879’da yayımlanan “Die Familie Mendelssohn”da belirttiği gibi– tüm fertlerinin doğa aşkıydı. İşte bu bağlamda, daha 17 yaşındayken bu oyuna bir uvertür yazmaya esinlenen genç Felix, devamını getirmeyi hiç düşünmezken, bir 17 yıl daha geçtikten sonra Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm’in talebi üzerine oyuna bir sahne müziği besteledi! İşte, Shakespeare’nin 400. ölüm yıldönümünü anmak üzere, İKSV’nin alkışlanası önerisiyle ozanın doğum yeri olan Stratford-upon-Avon’dan davet edilen Orchestra Of The Swan topluluğu, ünlü İngiliz kemancı Tamsin Waley-Cohen’in seslendirdiği Mendelssohn’un Mi minör Keman Konçertosu’na eşlik ettikten sonra, herkesin hemen tanıdığı “Düğün Marşı” gibi çok başarılı bölümler içeren Bir Yaz Gecesi Rüyası Sahne Müziği’ni seslendirmeye başladı…

MF_030616_OrchestraoftheSwan_-2260 (1)

…Ancak, tiyatro severler için en önemlisi, orkestranın artistik direktörü ve şefi David Curtis’in solunda sahnelerimizin kanımca en yetkin sanatçısı Tilbe Saran yer alıyor, kâh periler kralı Oberon ve eşi Titania’yı, kâh köyün emekçi/tiyatrocular Quince, Flute ve Bottom’u, ancak özellikle sevimli cin Puck/Robin’i seslendiriyordu! Saran/Curtis’in bu performans için prova süreleri bir günü aşmamıştır sanırım – ancak orkestra/şef/anlatıcının kusursuz uyumu, hele Tilbe Saran’ın 11 sekans içeren 8-9 değişik rol üstlenip bunları değişik sesler, mimikler ve her çeşit abartıdan uzak beden devinimleriyle canlandırması, yukarıda dile getirdiğim kanımı bir kez daha doğrulamaktaydı! İki ayrı şarkıda peri ve cinleri seslendiren opera sanatçılarımız A.Şenoğul, P.Koç ve Y.Çelikol da performanslarıyla öne çıkmakla birlikte, gene de Saran’ın o olağanüstü canlandırmalarının gölgesinde kalıyor gibiydiler…

“Görkem, haysiyet, vahşet” dolu Hamlet Süiti

Keman repertuarının başta gelen örneklerinden olan Mendelssohn’un o güzelim konçertosuyla birlikte 44. Müzik Festivali’nin ilk doruğuna ulaşmış olan bu etkinlikten iki gün önce, İKSV’nin sürekli orkestrası olan Borusan İstanbul Filarmoni’nin Lütfü Kırdar Konser Salonu’ndaki açılış konserinde, bir Shakespeare müziğine daha tanık olduk. Benzer şekilde, bu kez piyano repertuarının dev yapıtlarından olan Çaykovski’nin 1 numaralı konçertosunu genç Rus piyanist Dmitry Masleev’in yorumlamasının ardından BİFO’dan Şostakoviç’in Hamlet Süiti’ni dinledik… 20. Yüzyıl’ın en verimli bestecilerinden olan Şostakoviç’in kayda geçmiş olan iki yüze yakın yapıtı arasında en az otuzar film müziği ve orkestra süiti vardır. Bunların aralarında özellikle öne çıkan ise, Grigory Kozintsev’in 1963 yapımı Hamlet filmi için yazdığı ve ondan bir yıl sonra arkadaşı Lev Atovmian’ın derlediği Op. 116/a Hamlet Süiti’dir. 1964 New York Film Festivali’nde gösterilen bu “Sovyet Hamlet”in başarısı, NY Times eleştirmeni B.Crowther’e göre kısmen de Şostakoviç’in “görkemli ve coşkulu”, tüm “haysiyet ve derinliğine” karşın zaman zaman “vahşet ve hoppalık” bile gösteren müziğine borçluydu (NYT, 15.09.1964).

Gerçekten de, görkemli biçimde başlayan sekiz bölümlük bu süit, çok geçmeden şakacı melodilerle bezenmiş bir balo atmosferine bürünür, ancak onun hemen ardından gelen “Hayalet” bölümü ürkütücü, “Zehirlenme Sahnesi” sürprizlerle dolu, son bölüm olan “Düello ve Ölüm” de bir hayli korkutucudur. Bunların arasında yer alan “Oyuncuların Gelişi” trompet girişleri ile coşkulu, “Ofelya” sahnesi ise dokunaklı melodilerden oluşur. Yıllardır beğeni ile izlediğimiz BİFO’nun karizmatik şefi Sascha Goetzel, yarım saati geçmeyen bu çok yönlü süit ile başarılı tempo anlayışı ve dinamizmini bir kez daha sergilemesini bilmişti.

…Ve “perde”

…demişken, aslında geleneksel Shakespeare’den hiç bir belirti yoktu, 20. Tiyatro Festivali’nin doruklarından birini oluşturmuş olan İngiliz Spymonkey topluluğunun Shakespeare’in Bütün Ölümleri oyununda.

TF_230516_ShakespeareinButunOlumleri_Fotograf_AliGuler-9190 (4)

Aya İrini Müzesi veya Lütfü Kırdar Konser Salonu gibi görkemli sanat tapınaklarının yanında neredeyse bir sirk ortamını andıran Moda Sahnesi’nin ilk kez gittiğim salonundaki ışıklar sönmeden karşımıza çıkan iki oyuncu, video kamerası aracılığı ile geri plandaki perdeye yansıttıkları plastikten bir sineği öldürmeye çalışıyordu! Bu “katliam”, Spymonkey’in Shakespeare dramlarından cımbızla ayıkladığı toplam 74 ölüm sahnesinin dışındaki yetmiş beşincisiydi: Titus Andronicus’un 3.perde/2.sahnesinde kardeşi Marcus’un uğursuz bir kara sineği öldürüşü yani!.. Sol köşede duran ve arkasında nam-ı diğer “Lady MacDeath” olan yaşlı bir hanımefendinin oturduğu masanın üstündeki kırmızı LED nümaratörlü ekranda, sahnede gerçekleştirilen her bir kıyımın ardından daha kaç ölümün kaldığını görüyoruz. Tiyatro kumpanyasını oluşturan biri bayan iki İngiliz, bir İspanyol ve bir Alman oyuncu, sayısını anımsayamadığım Kral Henry ve Richard’lar, Macbeth, Hamlet, Othello, Julius Caesar, Atina’lı Timon, Romeo ve Juliet gibi nice Shakespeare dramlarında, üstadın oyun başkişilerini çeşitli silahlar ve değişik yöntemlerle (örneğin, yine Titus A.’da olduğu gibi, bir pastanın içine yerleştirip fırına vermek gibi!) nasıl öldürttüğünü canlandırıyor. Kimi bölümlerde kıyımlar öne çıkıp bol kırmızı boya akıtılsa da, bazı sahneler, örneğin Kleopatra’nın dansı veya Brutus’un sahneye çağırdığı (oyunu izlediğimiz akşam, değerli dostumuz Dr. Erbil Göktaş gibi) izleyiciler ile şakalaşması, tüm salonu kahkahalara boğuyor…

TF_230516_ShakespeareinButunOlumleri_Fotograf_AliGuler-8820 (5)

Sahne sanatları eğitimi görmüş olan Toby Park ve Petra Massey 1998’de bir araya gelip daha sonra Alman meslektaşları Stephan Kreiss ve İspanya’nın sevilen palyaço üstadlarından Aitor Basauri ile Spymonkey grubunu kurarak, bugüne dek birbirinden başarılı dokuz güldürü oyunuyla İngiltere’nin en sevilen komedi grupları düzeyine ulaştı. Bu yılın başlarında ise, ülkenin önde gelen deneysel tiyatro sanatçısı, yazar/yönetmen/oyuncu Tim Crouch ile işbirliğine girişerek, Shakespeare’in 400. ölüm yıldönümü için bu acı/tatlı sahne şölenini hazırlayıp, daha geçtiğimiz ay içerisinde Brighton Tiyatro Festivali’nde ilk gösterimini sundular. İngiltere basınında çok iyi eleştiriler alan bu yapım, tüm vahşi sahnelerine ve sergilediği ölümlere rağmen gülmeyi unutturmamakla öne çıkıyor! Neredeyse iki saat süren oyun sonrası yapılan söyleşide kendilerine yönelttiğim “palyaçoluktan mı yetiştiniz?” sorusuna aldığım “her birimizin içinde palyaçoluk var – ve bu da, olmazsa olmazlarımızdandır!” yanıtı, Spymonkey grubunun felsefesini çok güzel özetliyordu.

2016 Shakespeare yılında İstanbul Müzik Festivali için 12. Gece komedisinden “Eğer müzik aşkın gıdasıysa, durmadan çalınız!” özdeyişini kullanan İKSV yönetiminin, kendi ülkesinde daha yeni prömiyer yapmış “Shakespeare’in Bütün Ölümleri”ni, daha sahne tozu yere düşmeden getirmiş olması, özel bir alkış hak ediyor – ve bundan öte, gerek yaratıcılarını desteklemek, gerekse bizleri onurlandırmak üzere üstlendiği tüm yerli/yabancı müzik ve tiyatro yapımları için bu köşeden kendilerine içtenlike teşekkürler…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here