Oyun Yazarı, Oyuncu ve Yönetmen Firuze Engin, “Hıdrellez” adlı oyununun, yönetmen Atilla Akarsu tarafından film projesi olarak Kültür Bakanlığı Sinema Destekleme Genel Müdürlüğü’ne başvuruda bulunulduğunu tesadüfen fark ediyor. Konu ile ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Engin, hukuk yoluna başvuracağını açıkladı.

Firuze Engin’in açıklaması aşağıdaki gibidir. Atilla Akarsu’nun bu açıklamaya verdiği cevap da aşağıda bulunmaktadır.

İfşa Ediyorum;
Aşağıda resmini göreceğiniz, benim de ömrümde ilk kez internette taratınca karşıma çıkan yönetmen Atilla Akarsu, bu yıl TC. Kültür Bakanlığı Sinema Destekleme Genel Müdürlüğü’ne “HIDRELLEZ” isimli bir film projesiyle başvurmuş görünüyor. Filmin hikayesi, karakterleri, olaylar akışı benim Hıdrellez isimli tiyatro eserimle birebir aynı. 2006 yılında yazdığım Hıdrellez 2013-14-15 yıllarında İBBB Şehir Tiyatroları ve 2015-16 sezonunda Van Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. 

Atilla Akarsu, oyunu Şehir Tiyatrolarında izlemiş olmalı ki, özgün eserde olmayan fakat oyunun yönetmeni Ali Yaylı’nın benim iznimle eklediği / değiştirdiği bazı bölümleri de olduğu gibi sinema eserine aktarmış. Bununla yetinmeyerek, baştan sona Hıdrellez oyunundan kopyaladığı senaryonun içine bazı yeni karakterler koymuş. 
Metinde yer alan bir iki karakteri ise yeterince “derinlikli” bulmamış olmalı ki, onlara yeni öyküler, durumlar eklemiş. Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenirken, oyunun finalinde yönetmen tarafından küçük bir değişiklik yapılmıştı. Atilla Akarsu, bakanlığa başvuru yaptığı öyküsünü de bu final ile bitirmiş.

Atilla Akarsu isimli şahsı tanımıyorum. Hıdrellez’ in sinema senaryosuna dönüştürülmesiyle ilgili görüşmüş değiliz. Bilgim, iznim ve yazılı muvaffakatnamem yok. Atilla bey adımı hiç bir yerde geçirmediği gibi, başvuruyu bizzat kendi adıyla yapmış, dolayısıyla proje dosyasında öykünün ve senaryonun sahibi olarak görünüyor.

Oyunu izlemiş olan bir kurul üyesinin dosyayı okurken kopyalamayı fark etmesi üzerine tesadüfen haberim oldu. Şans mı demeliyim?

Kültür Bakanlığı’na yazılı bir dilekçe ile şikayette bulundum şimdi hukuki süreci araştırıyoruz.

Bu süreçte kendisi hakkında araştırma yaparken, Atilla Bey’in eseri film yapmak istediğini kimi ortamlarda dile getirdiğini de öğrendim. Atilla Bey, senaryosunun esinlenme değil birebir kopyalama olduğunun farkında; icraatının fikir hırsızlığı olduğunun da farkında. Yaşına ve tecrübesine bakılırsa fikir hırsızlığının suç olduğunun da farkında olmalı. Bu suçu bilerek işlemiş gözüküyor.

Biliyorsunuz, tiyatro oyun metinleri çok geniş kitleler tarafından tanınmaz. Herhangi bir kurul üyesi tüm tiyatro eserlerini, tüm romanları, tüm öyküleri bilemez. Böyle bir denk geliş olmasaydı belki de Atilla Bey’in başvurusu kabul edilecekti. 

Eğer Kültür Bakanlığı’ndan destek alabilseydi filmi çekmeye cüret edecek miydi, bilemiyorum. Fakat buraya kadar epeyce şeye cüret etmiş görünüyor.

Bu nedenle Atilla Akarsu’yu ifşa ediyorum. Yaşanan durumun benim özelimde değil meslek ahlakı açısından duyulması, tartışılması gerektiğine karar verdim. 

İki kişi arasında halledilecek, üzeri örtülecek bir konu değil ve olmamalı. 
Fikir ve eser hırsızlığı suçtur, mesleki bir ayıptır. 

Bile bile bu suçu işleyen, ortak olan, görmezden gelen herkes meslek alanında birbirimize duyduğumuz güvenin zedelenmesine yol açıyor.
 
Atilla Akarsu’yu kendi meslektaşları önünde açıklama yapmaya da çağırıyorum.

Meselenin daha çok kişi tarafından duyulması ve tartışılması için bu iletimi paylaşırsanız mutlu olurum.

Firuze Engin

Firuze Engin’in bu açıklamasından sonra Atilla Akarsu kendisini arıyor ve şunları söylüyor…

Bugün yaptığım paylaşımla ilgili bir güncelleme,

Atilla Akarsu telefon açtı. Bir yandan özür diliyor, durumun hırsızlık olduğunu kabul ediyor ve üzgün olduğunu dile getiriyor. “Eser elbette size ait” diyor. Öte yandan, bunun sadece bir başvuru olduğunu eğer kabul edilseydi bana ulaşacağını ve ricacı olacağını söylüyor. Oyunu Şehir tiyatrosundaki temsillerinde iki defa izlemiş. Bunu bir sinema senaryosuna dönüştürmeyi hayal etmiş. Bu aşamada oyunun yönetmeni Ali Yaylı ile görüşmüş. İddia ettiği üzere, oyun metnini Ali Yaylı’dan temin etmiş. Ali Yaylı’nın kendisine “yazar huysuz biridir, hiç bir şeye dokundurmaz değiştirtmez, çalışırken benim de canıma okundu, ama ben annesini tanıyorum, yazarla uzlaşılamazsa annesinden ricacı olunabilir” dediğini söylüyor. Oyunun yönetmeninden benimle görüşmek için aracı olmasını istediğini söylüyor. “Eğer başvuru kabul edilseydi, yine aracılık isteyecektim ve size ulaşacaktım” diyor.

Bu safhaya kadar ne kendisi ne de başka biri bana ulaşmış değil. Başvuru kabul edildikten sonra eser sahibine ulaşılırsa, daha kolay ikna edebileceğine dair de bir düşünce söz konusu. Herhalde şöyle varsayılıyor, bakanlık yardımı ekonomik olarak göz dolduracak ve tatlıya bağlamak çok daha kolay olacak.

Ali Yaylı, durumdan çok önce haberdar olduğunu ama ciddiye almadığını, kişinin senaryoyu yazıp bir yere teslim edeceğini de düşünmediğini izah ediyor. Olumsuz sözlerinin, Atilla Bey’i bu senaryo yazma fikrinden uzaklaştırmak için sarf edildiğini, aramız limoni mesajı vermek istediğini..

Şu aşamada Atilla Bey oyun metnine nereden kimden ulaşmış muamma.

Bakanlık başvurusuna eserin gerçek sahibi neden yazılmamış, neden bu öykünün uyarlama olacağı belirtilmemiş sorusunun cevabı ise bir başka sektörel derdimiz.

Atilla Bey, eğer başvuruya benim adım yazılırsa bu başvurunun bakanlıktan ‘kesinlikle’ olumsuz döneceğini öğrendiğini, bu nedenle de ismimi özellikle koymadığını söylüyor. Birileri tarafından çarpılanmış sakıncalı isim dosyadan çıkarılarak işi yürütmek makul olur tavsiyesi alınmış.

Eğer başvuru kabul edilseydi, film çekim aşamasına gelseydi, haberdar edileceğim gün sanırım bana bakanlık meselesi izah edilecek ve herhalde senaryoya ismimin eklenmemesi için rızam istenecekti. Ve herhalde, filmden kazanç uğruna bunu makul karşılamam mümkün görünüyordu.

Hikayeye yapılan eklemeler ile ilgili aldığım yanıtı ise yorumsuz yazacağım: “Film yapılacak, elbette hikaye geliştirilmeli”

İfşa yolunu seçerken elbette çok fazla şey düşündüm, düşünüyorum. Özne olup sevimsiz görünmeyi göze almak da bir parçası, bire birde söyleneni aktarmak da.. Ama gün boyu yaptığım telefon konuşmalarının, sürekli yenilenen bilgilerin, kafamı karıştıran durumların toplamında vardığım yer şu; neyse ne, bu ve benzer meselelerin üzerine gitmemiz, adım adım konuşmamız, düşünmemiz, su terazisini tekrar tekrar çıkarıp ortaya koymamız gerekiyor. Ölçü nerede başlıyor, nereye varıyor… Paranın herkes için, her durumda göz kamaştırıcı olduğu kabulünde topyekün boğulacağız galiba. Hepimizin aklı, fikri, emeği koca cüssesiyle dönen devran karşısında en son dikkate alınacak şey gibi görünüyor. Bu gittikçe de yaygınlaşan bir görüş ve çok can sıkıcı.

Ayrıca ülkenin ve her şeyin “şunlar” ve “bunlar” diye net olarak ayrıldığı bu devranda, meslek alanımızda da becerimiz veya yeterimizle değil, kimliğimizle varolmak -veya yok olmak- durumundayız. Bu da kendi başına kocaman bir konu.

Meslek ahlakı bir tarafa, bütün buna benzer olaylar genel atmosferin küçücük birimlerdeki izdüşümü sahiden.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here