Fringe Toronto Tiyatro Festivali’nden Bir Tutam

Berna Ataoğlu
1624 Görüntülenme

Dünyanın en büyük tiyatro festivallerinden Fringe, 3-14 Temmuz 2019 tarihleri arasında Toronto’da gerçekleşti. Şehrin her yanında 12 gün boyunca sahnelenen 150’den fazla performansla, tiyatro salonları, kiliseler, sokaklar, parklar; tiyatroyla, müzikle, dansla dolup taştı.  Binlerce insan tiyatronun, şehrin, yazın keyfini çıkardı. İnsanları ellerinde festival katalogları bir oyundan diğerine koştururken ya da onlarca oyun içinde hangisine gideceklerini planlamaya çalışırken veya birbirleriyle oyun kuyruğunda kaynaşırken görebilirdiniz. Diğer yandan sadece bir sokaktan geçerken herhangi bir performansın seyircileri arasına karışabilir, şehrin dört bir yanına kurulmuş Fringe çalışanlarının stantlarına, pembe tişörtlü gönüllülerine rastlayabilirdiniz. Festivalde gönüllü olarak çalışanlar, kendilerine verilen özel bir kartla hemen her oyunu ücretsiz seyredebilme şansına sahiplerdi. Ben de o şanslılardan biriydim ve onlarca oyun izledim.  Yalnızca birbirinden başarılı performanslara katılmak değil aynı zamanda birbirinden güzel insanlarla birlikte çalışarak bu organizasyonun bir parçası olabilmek unutulmaz bir deneyimdi. Bu yazıda, izlediğim oyunların birkaçı ile ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Photo: Kathy Plamondon

Aquarius Players: The Taming of the Shrew (Hırçın Kız)

Shakespeare oyunlarını izlemek her zaman ilk tercihim oluyor. Yüzyıllar önce yazılmış ve binlerce kez sahnelenmiş oyunlara nasıl bir sahneleme önerisi ve dramaturgiyle yaklaşıldığını görmek ilgimi çekiyor. Bu sebeple oyun listesi içinde ilk gözüme çarpan Aquarius Players tiyatro topluluğu tarafından St. George by the Grange kilisesinin avlusunda sahnelenen Shakespeare komedisi The Taming of the Shrew yani Türkçe adıyla Hırçın Kız oldu. Chris Coculuzzi tarafından uyarlanan ve Nicole Arends tarafından yönetilen oyunun oyuncuları; Chris Coculuzzi (Petruchio), Daryn Dewalt (Gremio, Vincentio), Chris Irving (Hortensio, Pedant), Chirstina Leonard (Biondello, Curtis, Tailor), Paige Madsen (Tranio), Alexandra Milne (Katherine), Scott Moore (Baptista), Elaine O’neal (Grumio, Widow), Michael Pearson (Lucentio), Greta Whipple (Bianca) ve sahne amiri Kate Dowdall.

Oyunun en ilginç yanı seyirci-oyuncu-mekân arasındaki ayrımı ortadan kaldıran ve seyirciyi de oyunun bir parçası haline getiren sahneleme biçimi. Kilisenin avlusuna girdiğinizde seyircilerin oturması için çimenlerin üzerine serilmiş pembe örtüler ve kenarlara dizilmiş sandalyelerle karşılaşıyorsunuz. Kilisenin avluya açılan kapısında gündelik kıyafetler içinde genç bir kadın (Christina Leonard) saksafon çalıyor. Oyun başladıktan sonra anlaşılıyor ki içinde bulunduğunuz alan Katherine’nin yaşadığı sarayın avlusu. Kurulan oyun içinde oyunlara, Katherine’nin “erkek” zihniyetinin beklentilerini karşılamayan tavırlarına, Petruchio ile olan ilk karşılaşmalarına sanki sarayın bahçesinde piknikteymişsinizcesine şahit oluyorsunuz. Daha da ilginç olanı mekân değişimleri dekor değişimleri ile değil, seyirci ve oyuncu herkesin başka bir mekâna geçmesiyle gerçekleşiyor. Böylece, seyirci izleyen olarak değil oyunun içinde bir nevi figüran olarak konumlandırıyor.

Photo:Kathy Plamondon

Katherine ve Petruchio’nun nikah sahnesi için saksafon çalan oyuncunun rehberliğinde kilisenin sokağa ve parka bakan köşesine taşınıyorsunuz. Parktan geçenlerin şaşkın bakışları arasında bisikletle nikahına gelen Petruchio, karısını da alıp kendi topraklarına götürüyor. Yani parkın içindeki tahta piknik masasının etrafına. Burada kendilerine dayatılan kurallara uymayan iki insanın birbirini anlamaya, orta yolu bulmaya çabalarken kurdukları oyunsuluğa kapılıyorsunuz. Sonrasında yine bir başka sahne için kilisenin ana kapısının önüne yönlendiriliyorsunuz. Bu sefer düğün yemeğine davet edilmiş konuklar olarak, Baptista’nın sarayının kapısında içeri girmeyi bekliyorsunuz. Kuyruktakilerin kendilerini tanıtmaları sırasında daha önce kurulmuş oyunların bozulduğuna, kimlik değiştirmelerin çözüldüğüne şahit oluyorsunuz. En sonunda da başladığınız noktaya buyur ediliyorsunuz. Yani aslında 90 dakika boyunca oyunu izlemiyor, oyunu oyuncularla birlikte oynuyorsunuz. 

Kullanılan kostümler çoğunlukla günümüz modasına uygun. Kılık değiştirmeler yelek kravat değişimi, maske kullanımı gibi küçük detaylarla sağlanıyor. Zaman zaman pantomime varan oyunculuk biçimleri de oyunsuluğu destekleyen bir diğer unsur. 

Photo: Zoë Gemelli.

Common Boots Theatre: Scadding

Jennifer Brewin ve Alex Bulmer’ın birlikte yönettiği oyun, Scadding Cort Community Centre binası ve çevresinde dolaşarak dinleyeceğiniz altı mini ses tiyatrosundan oluşuyor. Oyunların ses düzeni John Gzowski’ye, dramaturgisi ise Leah Cherniak ve Alex Bulmer’e ait. Binaya girmeden önce elinize izlemeniz gereken rotayı gösteren bir harita veriliyor. Binaya girdiğinizdeyse kendi telefonunuzla veya oradan kiralayacağınız müzikçalarlarla oyunları nasıl dinleyeceğiniz ve haritayı nasıl kullanacağınız anlatılıyor. Sizden istenen, haritada gösterilen noktaları takip edip ilgili alana geldiğinizde doğru oyunu dinlemeniz. Her oyun bir diğerinden bağımsız, bu sebeple dilediğiniz sırayı takip edebiliyorsunuz. Oyunların iki tanesi için binanın içine, diğer dördü için binanın etrafındaki alanlara doğru yürümeniz gerekiyor. Her oyunun yazarı ve işlediği konu farklı ancak ortak tema insanlığın gittikçe doğal olandan uzaklaşıyor ve kendi eliyle dünyayı mahvediyor oluşu. Ayrıca teknolojik ilerlemelerin insanlığı yalnızlaştıran yanı, göç kavramının yarattıkları, modern insanın hızlı ama bir o kadar monoton hayatına da göndermeler yapılıyor. 

Jennifer Brewin tarafından kaleme alınan Intersection isimli oyunu dinlemek için harita sizi Toronto’nun en kabalık caddelerinden Bathurst ve Dundas’ın kesişim noktasına yönlendiriyor. Otobüslerin, tramvayların, insanların dört bir yana hareket ettiği, herkesin bir yerlere yetişmek zorunda olduğu ve neredeyse hiç kimsenin bir saniye bile olsa durup etrafına bakmadığı bir köşe başındasınız. Dinlediğiniz oyunda şehrin gürültüsü ve hareketi içinde bir şekilde yolları kesişen insanların hikayelerine tanık oluyorsunuz. Kimi adres soruyor, kimi köpeğini kaybetmiş onu arıyor, kimi gözleri görmeyen birine yardım etmeye çalışıyor… Birkaç dakikalığına da olsa zamanı durdurup aslında yanınızdan yörenizden geçenleri dinliyorsunuz.

Uzay boşluğunda yörüngede dönüp duran, zaman zaman kendini bir hamamböceğine benzeten ve radyo sinyalleriyle otobiyografisini yazan bir erkek sesini dinlediğiniz A Shadowy Life başlığını taşıyan oyunun yazarı Anand Rajaram. Evini yurdunu terk etmiş, kendine başka bir dünyada hayat kurmaya çalışmış ancak hala kardeşini geçmişini özleyen, yapayalnız kalmış birinin sesini duyurma çabası tanık olduğunuz. Bu oyunu dinlemek için binanın dışında görece sessiz bir köşedesiniz. Kaldırımın kenarındaki duvarda bir kutunun içinde tebeşirler ve yerlerde tebeşirle yazılmış yazılar var. Oyun kişisi sizi yere yazacağınız yazılar vasıtasıyla iletişime geçmeye davet ediyor. Tıpkı denize şişe içinde not atma ritüelinde olduğu gibi. 

Photo: Zoë Gemelli

Khadijah Roberts-Abdullah’ın yazarlığını yaptığı No Complyde kaykay kullanmayı telefondan izlediği videolarla tek başına öğrenmeye çalışan bir genç kızın deneyimine bir nevi kulak misafiri oluyorsunuz. Bu oyunu dinlemek için binanın arka tarafında parkın hemen yanındaki alanda kaykay kullanan gençlerin olduğu bölgedesiniz. Bulunduğunuz alandaki sesler oyunun içindekileri besliyor. Genç kız videodaki talimatları uygulamaya çalışırken her seferinde düşüyor. Yapılması gerekenlerin çok basit olduğunu iddia eden videodaki kadının söyledikleriyle, gerçek deneyim birbirini tutmuyor. Ne zaman ki onun düştüğünü gören bir başkası yanına gelip yardım etmeyi teklif ediyor kızcağız doğru yapmaya başlıyor. No Comply gerçek iletişimin gücüne vurgu yapılmaya çalışılan bir oyun. 

Kanada’da her an karşınıza çıkabilecek sincaplarla ilgili oyun Dignityyi dinlemek için bu sefer ağaçların arasındasınız. Oyunun içinde hem araştırmacı bir kadının sincaplar üzerine yaptığı gözlemler sonucu aldığı notları ve aynı zamanda da kişileştirilmiş sincapların kendi hikayelerini dinliyorsunuz. Ailelerinin evlenmelerine izin vermediği aşık sincaplar, olaylara müdahale eden rahipler, askerler… İnsanların doğanın gerçek sahiplerinin yaşam alanlarını ele geçirişi ve onları insanlarla birlikte yaşamaya mahkûm edişleri üzerine yazılmış bu oyunun yazarı Jenny Salisbury.

Binanın içinde dinlenilen iki oyundan biri olan ve Stephon Smith tarafından kaleme alınan Kamilah, savaşlar, katliamlarla dolu bir dünyayı kurtarmaya çalışan Kamilah isimli bir genç çocuk hakkında. Kamilah, içinde yalnızca saf niyetleri olanların okuyabileceği bir kitap yazıyor. Ancak dünyanın çöküşünü görmek isteyen insanlar onu ve kitabı yok ediyorlar. 

The Best Season ismini taşıyan son oyunu yine binanın içinde dinliyorsunuz. Oyunun yazarı Maggie Huculak tanrıyı ve şeytanı dünyanın gidişatı hakkında konuşturuyor. Tanrı, insanlığa yarattığı güzellikleri mahvettiği için küskün olduğundan, insan oğlunu terk etmek ve yeni bir başlangıç yaratmak istediğinden bahsediyor. Bir şeylerin düzeleceğine, kendisi yerine şeytanı dinleyen insanoğlunun yanlışından döneceğine olan umudunu yitirmiş. Ancak son zamanlarda adından çok bahsettiren aktivist Greta Thunberg’in iklim değişikliğiyle ilgili yaptığı konuşmayı dinlediğinde insanlığa birkaç on yıllık süre daha vermeye karar veriyor.

Photo: Andrew Alexander

Canvas Sky Theatre: Night Feed

Festivalin en beğenilen oyunlarından biri Canvas Sky Theatre’ in prodüksiyonu Night Feed, bir annenin çocuğunu emzirmeye çalıştığı bir saat içinde aklından geçenler, hissettikleri, korkuları, endişelerini ele alan bir kukla oyunu. Oyunun yazarı ve yönetmeni Sarah Joy Bennet anneliğin sıradanlaştırılmış ve kutsallaştırılmış yanlarıyla değil, kadının bedeninde ve ruhunda yarattığı tahribatlarla ilgileniyor ve oyunun her karesini komediyle işliyor.

Tarragon Theatre’ın salonlarından birinde oynanan oyunda dekor olarak bir kanepe, sehpa ve bir kitaplık kullanılıyor. Çiçekli pijamaları içinde bir kadın (Corinne Murray) kucağında, Shawna Reiter ve Jonathan Danis tarafından yapılan oldukça gerçekçi yapılmış bir kukla bebeği emziriyor. Kuklayı eline geçiren oyuncu oyun boyunca elini ritmik bir şekilde oynatarak bebeğin gerçekten emiyor olduğunu hissetmenizi sağlıyor. Daha sonra sahneye gelen diğer iki kadın Ginette Mohr ve Sarah Joy Bennet’in başarılı oyunculuklarıyla evdeki tozlar, raftaki kitaplar, içki şişeleri, çocuk bezleri, bisiklet, annenin saçları, organları, anıları, hayalleri dile geliyor. Tüm bu objeler birer kukla haline getirilerek konuşturuluyor. 

Yapmak istedikleriyle yapmak zorunda oldukları arasında sıkışıp kalan, kendi annesi ya da anneannesi gibi mükemmel bir anne olamayacağına emin, günlerdir dışarı çıkmamış, duş almamış, evini temizleyememiş bir kadının gördüğü illüzyonlara şahit oluyorsunuz. Bisikleti ona dışarda gezdiği zamanları anlatıyor, kitaplığındaki kitaplar neler yapılması gerektiğiyle ilgili birbirleriyle kavga ediyor, süt sağma makinesi, kirli çocuk bezleri, tozlar ortalığa hâkim olmuş.  Etrafındaki her şey onunla bir nevi dalga geçiyor, kafasını karıştırıyor ve korkularını daha da besliyor. Ya başaramazsam ya iyi bir anne olamazsam ya kendi varlığımı unutursam ya araştırmasını yaptığım makalemi yazmayı bitiremezsem, ya bir daha bisiklete binip rüzgârı yüzümde hissedemezsem, ya terkedilirsem ve tüm bunları tek başıma aşmak zorunda kalırsam… Uzayıp giden bu listeye nesnel bir gözle bakan oyunun ışıklarını Melissa Joakim ve müziklerini de David Atkinson üstleniyor. 

Photo:Andrew Alexander

***

Kanada’da herhangi bir festivale katıldığınızda veya bir oyun, konser ya da performans izleyecekseniz ilk önce bir bilgilendirme metnini dinliyorsunuz. Bu metinde içinde bulunduğunuz topraklarda yaşamış bilinen bilinmeyen bütün milletlerin, halkların bu toprakların ilk hikâye anlatıcıları oldukları hatırlatılıyor ve sömürgeleştiren veya ötekileştiren anlayışların bu ülkede asla kabul görmeyeceği anlatılıyor. Ve bu konuşma her performans öncesi mutlaka ama mutlaka tekrarlanıyor. Sanırım Kanada’yı dünyanın en yaşanılabilir ülkelerinden biri yapan şeylerden biri takındığı bu birleştirici tavır. Tüm dünyaya yayılması dileğiyle…

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku