Gerçeğin yıkımı olarak “insan”

Yunus Bektaşoğlu
1727 Görüntülenme

Fiziksel anlamda demiyorum; ruhsal anlamda bıyığı biraz uzamış olan biri kendini Nietzsche ile özdeşleştirir. Bunu yaparken de aklının bir köşesinde Dostoyevski’nin Yeraltısı da vardır. İnsan kendi yıkımına doğru bu darbeleri indirip kendi Yeraltı’sına ulaşıncaya değin ona öğretilmiş olan duvarın bilinciyle huzursuzlanır. İşte bu huzursuzluktur onu dünyayı silerek kendine savaş açmasına vesile olan. Gerçekleşme tutkusu bu anlamdaş belirleyici oluyor muhtemelen. Biraz kelime oyununu göze alarak şöyle eklemek istiyoruz: Gerçeğe gösterilen tepki neticesinde oluşan bir tepkimeden öte nedir gerçekleşme! Açıkçası gerçeğin doğasından bağımsız olarak bir “yorumlama“ çabası kendini gösterir. 

Dostoyevski

Peki bir oyunun “Yeraltı” olarak adlandırılan noktası neresidir? Dostoyevski açısından bakıldığında “Yeraltı” bir zemin ile ilgili değildir. Henri Troyat, Dostoyevski karakterleri ile ilgili yazarken Dostoyevski karakterlerinin gerçekten ziyade gerçeğe alternatif yanlarından bahseder. Bu yorumu alıp oyun-insan ekseninde düşündüğümüzde oyunun “Yeraltı” noktası oyuncu ile karakterin arasında kalan bölgedir. Biraz delirmeyi göze alarak, dekoru sanki o sahnelenen oyundaki karakterin kimliğinden, kişiliğinden arta kalan yanlar, hatta anılar olarak düşündüğümüzde her nesne ayrı bir özellik barındırır.  Bu konuyu aynı Troyat gibi düşünce ve eylem ekseninde ele almadan önce Dostoyevski’den bir alıntı yapmak gerekiyor. Böylece yukarıda bahsi geçen “Duvar” kendini gösterecektir:

”… Sözün gelişi, sana maymundan geldiğimizi kanıtlamışlarsa, bu gerçeği yüzünü buruşturmadan kabul edeceksin. Gövdendeki tek bir yağ damlasının senin için yüz binlerce hemcinsininkinden değerli olması gerektiği; erdem, sorumluluk, safsata, boş inanç denen şeylerin hep bu sonuca göre çözümlendiği kanıtlanırsa yine olduğu gibi kabul edeceksin, çünkü matematiğin ‘iki kere iki dört eder’ kesin sonucu vardır bunlarda. Hele bir karşı durmaya kalkın; ‘Aman efendim, nasıl karşı çıkarsınız? Bu, iki kere ikinin dört etmesi kadar açıktır! Doğa size danışmaz, onun sizin isteklerinizle, yasalarının hoşunuza gidip gitmediğiyle işi yoktur. Doğayı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. Duvar duvardır vb. vb.’ diye bağırırlar. Aman tanrım, herhangi bir sebepten ötürü doğa yasaları ile iki kere ikinin dört ettiği hoşuma gitmiyorsa, bana ne bu yasalardan, bana ne aritmetikten? Duvarı delmeye gücüm yetmiyorsa, ‘ille deleceğim’ diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam …”

Sahnedeki “Dördüncü Duvar” bahsine doğru ilerlediğimiz sanırım dikkatten kaçmamıştır. Dördüncü duvarı “Gerçeklik” olarak karşımıza duran tehdit gibi görmek bir yorum olabilir. Bunun yanında, o duvarın oyunun ve oyunun içine aldığı karakterin sınırlandığı “eylem” alanı olduğunu da unutmamak gerekir.  Bu yüzden bir oyundaki her karakter, harekete geçmiş olan bir gerçekliktir. Yalnız gerçeklik bu eyleme geçişte insan olmayan bir “şeye” temas ettiği, yapıştığı için kendi doğasını bozarak karşımıza çıkar. Yer alan tüm nesneler  – Kapı, pencere, merdiven, oda vs…- hepsi birer taklittir. Oyundaki karakterin kendisi de bu haliyle bir nesnedir. Peki bu nesne nedir? Veya bu nesne kimdir? Az önce oyuncu ile karakter arasındaki “Ara Bölge” hakkında konuşurken zikredilen “Yeraltı” işte bu noktada kendini belirginleştirir. Değişik bir yorumla, oyunda yazılarak taklit edilen karakter, yazan kişinin “Yeraltı”sını temsil eder. Oyuncu da bu taklit edileni açığa çıkartarak, Platoncu anlamda gerçekten uzaklaşmaz aksine o “Yeraltı”nı görünür kılar. 

“Architecture.” Photo Christophe Reynaud de Lage

Henri Troyat’ın Dostoyevski ile ilgili zikrettiği şu cümleyi hatırlamak için en doğru zamana sahibiz şuan:

“Dostoyevski, gökle yer arasında asılı kalmıştır.Hem gök hem de yer tarafından etkilenmiştir.”

Oyuncu da tıpkı bu durumda olduğu gibi oyunu yazarı ile kendisi arasında asılı kalmış olandır. Bu asılı kalmış oluşu kesinlikle bir sıkışma durumu yaratmaz. Evet, bir patlama gerçekleşir ama bu sıkışmanın ardından kaynaklanan püskürme ile ilgili değildir. Oyuncunun asılı kalma durumu “Canlandırdığı” karakter ile “Cansızlaştırdığı” kendisi arasında gidip gelen bir karanlığın en çok kimi veya neyi örttüğü ile ilgilidir. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku