Kaynak: Cumhuriyet

Gülriz Sururi, “Kıldan İnce Kılıçtan Keskince” ve “Bir An Gelir” isimli anı kitaplarının devamı olan “Zefiros-Ebedi Gençlik Rüzgârı”nda hayatından geçen isimleri, rollerini, karşılaştığı güçlükleri, Engin Cezzar’ı ve tiyatroyu anlatmayı sürdürüyor.

Tiyatro Ve Hayat Sahnesinde Bir Yaşam
Bir oyuncu düşünün, 1942’den bu yana sahnede. Sadece o da değil, uzun zamandır hem tiyatroya hem de hayata öğrenciler yetiştiriyor. 1940’lardan, yani çocukluğundan günümüze dek Türkiye’de sanatın tiyatro ayağının gelişimi ve değişimine tanık olmuş, hatta bizzat bu dönüşüme katkı sunmuş bir isim Gülriz Sururi. Bugün sayısı epey azalan sanatçılardan… Tecrübesinin ötesinde, kendisini sanata ve hayata kaptırarak mesleğe soyunurken sonraki kuşak oyunculara örnek olmayı başaranlardan.

Biriktirdiklerini anlatmak, yazıya döküp dolaşıma vermek de kolay iş değil. Fakat Sururi, bunu da kotarmış biri. Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’yle başlayan bu anlatım süreci, Bir An Gelir’le devam etmişti. Şimdi elimizde bu anılar toplamının üçüncü kitabı var: Zefiros-Ebedi Gençlik Rüzgârı.

Lafı Hiç Dolandırmadan
“Kıldan İnce Kılıçtan Keskince”, Sururi’nin, dünyaya gelişinin öncesinden başlayıp çocukluğundan 1977’ye kadar olan dönemi kapsıyordu. Sururi’ye ismini veren Abdülhak Hamit Tarhan’dan tiyatro ve müzikle sarıp sarmalanan ev ortamına dek bir dolu anıyla beraber, Türkiye’nin ahvali de sahne almıştı kitapta. Dolayısıyla Türkiye tiyatrosunun tarihi ve aydınların geçmişi, Sururi’nin anlatımıyla birlikte yürüyordu.

İkinci kitap “Bir An Gelir” ise Edith Piaf’la başlayan ve 1977’den itibaren şekillenen anıları okuduğumuz bir metindi. Her iki kitabın ortak özelliği, tiyatroyla yaşamın kol kola yürümesiydi. Sayfalarda yer alan isimler de cabası. Eşi Engin Cezzar’ın da adının geçmesiyle parçaların büyük bölümü tamamlanmıştı. Tiyatronun, sanatın ve hayatın zorluklarına eklenen ilişkinin güçlükleri de Sururi’nin kaleminden dökülüyordu Bir An Gelir’de. Bütün bunlar, Sururi tarafından (her zaman olduğu gibi) lafı hiç dolandırmadan anlatılmıştı. Böylece kimseye karşı sözünü esirgemeyen, hiçbir şeyden çekinmeyen bir kişiyle karşılaşmıştık. Hatta kendisinden bile çünkü Bir An Gelir, Sururi’nin kendisine de sataştığını ve yaşadıklarıyla hesaplaşabildiğini gösteren bir kitaptı. Kısacası bugün epey gündemde olan sansürü uygulamadan ve kendisi üzerinde baskı kurmadan yazmıştı Sururi.

Anılarının üçüncü cildi Zefiros-Ebedi Gençlik Rüzgârı’nda da aynı tavrı sürdürüyor oyuncu. Bu kez ağırlıklı olarak titizliği, dikkati ve ayrıntılara verdiği önem daha ön planda. Sahnede ve hayattaki Sururi’yi buluşturan özellikler anlayacağınız…

Yaşama Sanatı
Sururi’nin hatıralarını okurken anı yazmanın “kötü” tarafına, kimi zaman üstü kapalı kimi zaman da göstere göstere yaptığı göndermeyle yüzleşiyoruz; unutma ihtimaliyle… Bunun, yaşla değil insanlık haliyle ilgili olduğunu da anlıyoruz. Zefiros’taki isimler ve fotoğraflar ise satırların es’leri oluyor: Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’nin isim babası Aziz Nesin, Attila Özdemiroğlu, Cüneyt Türel, Mengü Ertel, Muhsin Ertuğrul, Başar Sabuncu, Metin Serezli, Yaşar Kemal, Demet ve Haldun Taner, Zeki Alaysa, Bedri Koraman, Türkan Saylan…

Diğer iki kitapta hep gündemde kalan insan olma düşüncesi, tiyatroyla yaşama ve ne pahasına olursa olsun hayattan kopmama düsturu, üçüncü kitap Zefiros’ta da başrolde. Bunların varlığı, Sururi’yi bazı bazı burun bükülen ya da ince ince eleştirilen sanatçılıkla beraber pirupak bir birey olarak getirip koyuyor önümüze. Korkularıyla, sevinçleriyle, kendisine ve çevresine, özellikle de Engin Cezzar’a kızmasıyla yaşama sanatının nasıl bir şey olabileceğine dair cümleler kuruyor. Burada bir parantez açılmalı çünkü Sururi’nin, yaşamı bir sanata dönüştürmesi, aynı zamanda sanatı yaşama yaklaştırması ekseninde okunmalı anılar. Cümlelerindeki cesaret de hayat karşısındaki dik duruşu ve sahnedeki inadı da buradan bakarak değerlendirilmeli.

Yaptığı her şeyde olduğu gibi Sururi, Zefiros’ta da titiz bir işe imza atıyor; kendisini ve hissettiklerini, içinden geldiği gibi ve büyük bir özenle okura aktarıyor.

Başarıdan Büyük Başarı Yoktur
Sururi, 2003’te bıraktığı yerden devam ettiği anlatma sürecinde, açık seçik olmasa da üçe böldüğü yaşamının; doğum öncesi, çocukluk-gençlik ve olgunluk dönemlerinin Zefiros’ta aktardığı kısmında da dürüstlüğün yolundan ve cesaretin kendisine verdiği güçten bir santim bile sapmıyor.

Hayat ve sanattan aldığı keyfi, tüm zorluklara karşın hep bir adım önde tutan bir insanla yüzleştiğimiz de bir gerçek. Tercihlerinden memnuniyetsizlik duymayan ama onları bütün yönleriyle düşünüp hepsiyle hesaplaşmayı bilen bir kadın… Sürekli insan kalmak için çabalayan ve yaptığı işin hakkını vermek amacıyla çırpınan Sururi, zorlukların mutluluğa ulaşmada yol gösterici olduğunun da bilincinde. Öte yandan, başarının mutluluğa açılan bir kapı olduğunu bilirken şöyle diyor: “Her şeye rağmen dünyada ‘başarıdan büyük başarı yoktur’ ve başarının yolu çok inişli çıkışlıdır. Öyle de olmalıdır zaten. Önemli olan devam etmek, yenildim diye vazgeçmemektir. Böyle davranana da başarılı insan diyoruz. En önemlisi bize bağışlanmış yaşam sürecinde dönüşü olmayan yollara girmemektir.”

Zefiros, Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’nin ve Bir An Gelir’in devamı olarak Sururi’nin başarı öyküsünün anlatımında bir durak. Kitapta aralara serpiştirdiği yarı kurgu “Adamla Kadın” hikâyeleri de neleri başardığı ve bu yolda zaman zaman hangi güçlüklerle karşılaştığının birer göstergesi aslında.

Hayatı Limon Gibi Sıkmak
Diğer iki kitapla birlikte Zefiros da dışarıdan bakıldığında gerçeküstü gibi görünen bir yaşamın ayaklarının, gerçekliğin toprağına nasıl da sağlam bastığını ortaya koyuyor. Tiyatro sahnesiyle hayat sahnesinin kesişimi bu: Oyunla hakikat birbirine yaklaşıyor, birbirini etkileyip tamamlıyor. Sahnede de hayatta da tam anlamıyla var oluyor, her ikisini de hissederek yaşıyor Sururi.

Kıldan İnce Kılıçtan Keskince, Bir An Gelir ve Zefiros sırasını izleyen anı kitaplarında, Sururi’nin iki hayatı; tiyatro ve tiyatro dışı hayli belirgin. Bazen bu ikisi birbirine yaklaşıyor bazen makas açılıyor. Sururi, bir insan ve oyuncu olarak yaşıyor. Hangi tarafta bulunursa bulunsun, bunu hiç ihmal etmiyor. Bu nedenle Zefiros’ta açıkladığı gibi mottosu “hayatı limon gibi sıkarak yaşamak.”

Sururi, Türkiye tiyatrosunda hep genç kalan, gençlerle kalan bir isim; bir oyuncu, bir insan. Kitabın adı da Sururi’nin anlattıkları da çok anlamlı bu yüzden. Anılarını paylaşırken kendisini diri tutan türlü türlü yaşanmışlıkları, ona güç veren ne varsa hepsini sıralıyor. Zefiros, Sururi’nin, tüm yaptıklarından dersler çıkarılmasını ve hayata geçirdiklerinin anlaşılmasını beklediği bir kitaba dönüşüyor böylece. Bir bakıma rehbere de… Sururi, başka hayatları gözardı etmeden kendinizinkini yaşayın diyor satır aralarında.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here