Canım arkadaşım Şehnaz Pak’la (Yıllar önce bir trafik kazasında yitirdiğimiz, Radikal’in deneyimli muhabiri), Atatürk Havaalanı’nda buluştuk. Hami Çağdaş aradı, “gelemiyorum” dedi, Hüseyin Sorgun aradı, “gelemiyorum” dedi..

Şehnaz gözlerime baktı… baktı… sonra fısıldar gibi “Mıçtık Musti, herkes iptal etti, bu işte kesin bit yeniği var, len bu Rahmi (Dilligil) bizi kesin Van Gölü’ne gömecek, biz de tüysek mi?” deyip kahkahayı bastı… O sıralar en yoğun muhalefeti ikimiz yapıyorduk, gerçekten de Dilligil ikimizi de sevmezdi…

Van Devlet Tiyatrosu Müdürü Nalan Örgüt’ün davetlisiydik, yanılmıyorsam Erhan Gökgücü’nün “Ramiz ile Jülide” oyununun galasıydı, Rahmi Dilligil’in dışında Erhan Gökgücü, Başrejisör Ferdi Merter, Ankara’dan bir iki eleştirmen vardı, gazeteci kimliği olmayan tek davetli Coşkun Büktel’di… Eski eşi davet etmiş, belki oğlunu görmeye belki de bir başka neden için oradaydı.

Aynı gün kaldığımız otelin roof’un da oturup biraz lafladık. O konuşmamızda, Devlet Tiyatrosu’na yönetmen olarak başvurduğunu ama dramaturg olarak almayı önerdiklerini, kendisinin de kabul etmediğini söyledi.

Bir tartışmamız sonrasında bunu yazmıştım, inkar edeceğini düşünmedim açıkçası, inkar etti, inkar etmekle kalmayıp bariz küfürlerle de bezedi… Haklıydı, güvenmemem gerektiği halde güvenmiş, yalan söylemeyeceğini ummuştum, olmadı tabii…

Saydırdı da Saydırdı…
“Demirkanlı, “sunuşunun” ikinci paragrafına şu yalanla başlıyor.

Efendim, Büktel, vakti zamanında —Rahmi Dilligil zamanında—Devlet Tiyatroları’na sanatçı kadrosundan girmek istemiş, oyunculuk yapmayacağına göre sanatçı kadrosuna giremeyeceği iletildiğinde de: “Öyleyse ben de onlardan yönetmen kadrosu isterim!” demiş.

Peki bunu kime demişim? İstanbul DT müdürü Nesrin Kazankaya’ya… Peki Kazankaya’ya bunu söylediğimde, Kazankaya’nın genel müdürü Rahmi Dilligil miydi, yoksa Lemi Bilgin miydi? Lemi Bilgin’di… Oysa Demirkanlı, olayın Rahmi Dilligil zamanında geçtiğini özellikle vurguluyor. Dönem belirtmek zorunda olmadığı halde, cümlenin içine iki tire koyarak parantez açıyor ve cümlenin akışını bozarak, anlattığı olayın -Rahmi Dilligil zamanında- yaşandığını özellikle belirtiyor. Peki Demirkanlı bu adi yalana niçin başvuruyor?

Bu apaçık adi yalanın, yalandan çok daha öte, çok daha iğrenç ve sinsi bir yönü var. Demirkanlı, bu yalanla, beni, (şu günlerde zimmet suçundan mahkûm olmasıyla yeniden gündeme gelen) Rahmi Dilligil ile ilişkilendirmeye çalışıyor. Oysa “sunuşunu” yaptığı yazımda Rahmi Dilligil’in adı yalnızca bir tek cümle içinde geçmektedir. O cümle de şundan ibaret (anlaşılır olması için, önündeki ve ardındaki cümleyle birlikte aktarıyorum):

Dramaturg olarak girmek istesem, çok daha önce girerdim. Genel müdürken Rahmi Dilligil, eski eşim DT oyuncusu Nalan Örgüt ve DT yönetmeni Şakir Gürzumar aracılığıyla bana dramaturg kadrosunu teklif etmişti. Reddetmiştim.”

Yani, Demirkanlı’nın iddia ettiğinin tersine, ben, Rahmi Dilligil zamanında herhangi bir kadroya girmek için başvuru yapmadığım gibi, bana gelen teklifi de reddetmişim. Yani, Demirkanlı’nınki yalan değil, katmerli yalan. Dilligil zamanında benim öyle bir başvurum varsa, Demirkanlı belgelemek zorundaydı.

NOT: Devlet bütçesiyle bu şerefsiz iftiraları besleyen Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu’nun tarih taksiratlarını affeder mi bilmem ama ben, kendi payıma affetmeyeceğim, çünkü:

Mustafa Demirkanlı’yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı’dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum.

Kaynak: http://coskunbuktel.com/buktelndemirkanl%C4%B1060506.htm

Valla, en küçük bir hicap duymadan ağzına geleni saydırdı, TEK TANIĞIM da kendisi olduğu için susup kaldım, TEK TANIĞIN kendisi olduğunu biliyordu, bildiği için de rahattı…

Tabii ki gerçeğin çok kötü bir huyu vardır, mutlaka ortaya çıkar bazen de en umulmadık biçimde…

“Hafızanız yalanınızı hatırlayamayacak kadar kötüyse, asla yalan söylememelisiniz.” (C.B.) (1)
Ne diyordu Büktel? “ben, Rahmi Dilligil zamanında herhangi bir kadroya girmek için başvuru yapmadığım gibi, bana gelen teklifi de reddetmişim.”

Geçenlerde, bana yönelttiği hakaretleri unuttuğu için belgesini kendi yayınladı. Ne denirdi? “Allahın sopası yok ki vursun” mu denirdi… 🙂

İşte, Büktel’in Rahmi Dilligil’e sunduğu “BAŞVURUsunun belgesi…

15 Şubat 2000

DT Genel Müdürlüğü’ne ANKARA

Sayın ilgili; sizin yönetiminizde artık hiçbir şeyin “eskisi gibi” olmayacağını umarak, kurumunuzda yönetmenlik görevi yapmak üzere sanatçı kadronuza dahil edilmemi, saygılarımla rica ederim.

Bu konuda olumlu karar alabilmeniz için gerekli veriler, bu dilekçenin eklerinde kolayca bulunabilir.

COŞKUN BÜKTEL

Cihangir cad. No: 28/6, Cihangir / İSTANBUL
Tel: 244 56 xx

Ekler:
1. THEOPE (oyun metni) kitap olarak.
2. TÜRK TİYATROSUNDAN İNSAN MANZARALARI (kitaplaşmış eleştiri yazıları)
3. SHAKESPEARE’SİZ HERİFLER (kitaplaşmış oyun metni)
4. ELEŞTİREN OYUNLAR (kitaplaşmış telif ve çeviri oyunlar antolojisi)
5. YÖNETMEN TİYATROSUNA KARŞI (eleştiri ve inceleme metni) tekst olarak. Bu metin, Başrejisör Ferdi Merter’dedir.
6. Cevat Çapan tarafından yazılmış bilirkişi görüşü.,

(NOT: Sayın Çapan’ın imzalı bilirkişi metninin fotokopisi bu facebook iletimizin ekindedir.)

Kısa bilgi notu: Ferdi Merter, Rahmi Dilligil göreve geldiği gün Başrejisör olmuştur (Eylül 1999), ilk söyleşiyi de tesadüfen ben yapmış, Merter,’i faka bastırarak ağzından bir manşet de çıkartmıştım: “Bizim Darbemiz İyidir” bugün bile şakalaşır o günü anarız. Rahmi Dilligil Aralık 2000 tarihinde tutuklandı.

15 Şubat 2000 (Büktel’in dilekçesini verdiği tarih) Eylül 1999 ile Aralık 2000 tarihlerinin arasında kalıyor, demek ki Coşkun Büktel Devlet Tiyatrosu’na “sanatçı kadrosundan, yönetmen olarak” girmek için Rahmi Dilligil’e başvurmuş, ben yalan söylememişim.

Peki, neden saklama gereği duymuş? Saklasın da bana neden o kadar çok küfretmiş?

İşte Coşkun Büktel, ne yapsa yeridir..

Mustafa Demirkanlı

(1) Kaynak: http://www.coskunbuktel.com/buktelnealamemleket.htm

Sonraki yazı: “Hamili kart yakinimdir”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here