Ayçe Özyiğit

“… İnsansın, birinin canı yanıyorken senin de canın yanıyorsa.”, diyordu Behramoğlu.

Severim Behramoğlu’nun sözlerini ve nedense bana en çok dokunan sözü bu olmuştur hep. Bu nedenledir ki, bu oyunun izlenimini yazarken aklımda beliren, oyuna eşdeğer söz de bu oldu.

Oyunun başında bir hikâye/olay anlattı Eraslan Sağlam (Baş aktörümüz). -Hikâyeden bahsetmeyeceğim, oyunda sizleri bekliyor.- Anlattı ve sordu: “Hangisi insan?” Birçoğumuz gün içinde düzenli olarak dile getirmişizdir bu tür sitemleri. “Sen de insan mısın? Bu yaptığın insanlığa sığar mı? Nasıl insanmış o?”…ve devam eder gider.

“Peki ya biz?”, diye sormak gerekiyor bazen de. Madem insan olmak için gereken kriterlerin hepsini biliyoruz, insan tabirine layık kişi hakkında çok net bir tarifimiz var, o halde eminim ara ara kendimize de soruyoruzdur: “Ben bu kriterlerin ne kadarına sahibim?”, ya da “bu tanımlamanın ne kadarını kapsıyorum?” Biliyoruz ne de olsa, ne için, ne gerekli.

Biliyor muyuz?
Soruyor muyuz?

Metin Balay rejisiyle “İnadına İnsan” diyor bu defa Tatavla Sahne. Gerçek yaşamdan alınan bu hikâyeleri yazar Metin Balay, gazete haberlerini, röportajları, kutuplaşmış anıları, çevresindeki insanların anlattıklarını ve kendi anılarını derlediği bir metin haline dönüştürdüğü oyun olarak sunuyor bizlere.

Her öykü bizim dilimizden. Bizim acılarımızdan. Bizim sevinçlerimizden. Burun büktüğümüz, kafa çevirdiğimiz takdirde kan kesecek her bir anı. Görmezden gelemeyeceğimiz kadar gerçek ve yakın hepsi bizlere. Bu hikâyeler onların anıları olduğu için değil, bu hikâyeler bizlerin yüzünden yaşandığı için bu kadar yürek burkuyorlar. Gerçek ve acılar. Son zamanlarda karşımıza çok da fazla çıktığı için ekleyeyim hemen:  Duyacağımız hikâyeler ajitasyonu matah bilen, sadece birkaç gözyaşımızı hedefleyip bizlere başka bir şey katmayan sulu zırtlak oyunlardan birini kapsamıyor. Tabii ki ağlayacaksınız ama oyundan çıktığınızda elinizde kalan tek cümle şu olmayacak: “Ne ağladık ama… Çok acıklı bir oyundu.” Çünkü “acıklı” kelimesi ile sınırlandırabileceğiniz sığ bir oyun yok karşınızda.

4 hikâye ile seyirci karşısına çıkıyorum.”, diye anlatıyor oyununu Eraslan Sağlam. “Bunlar burnumuzun direğini sızlatacak kadar komik hikâyeler. Oyunun komik olması seyirciyle tanış olmaktan ve aramızdaki sıcaklıktan kaynaklanıyor. İzlerken, ‘ben bunu tanıyorum diyoruz, bazen de tanıdığımız o kişinin aslında hayatın bir yerinde kendimiz olduğunu fark ediyoruz. Oyundaki dört karakter de Anadolu’nun bilgeliğini sonuna kadar taşıyorlar. O kadar bilgeler ki iktidarın mezalimini gülümseyerek anlatıyorlar. Korkuya karşı; gülmeyi, kahkahayı, gülmeceyi savunuyorlar. Bu dört kişiyi sevmemizin sebebi de hiçbirinin ‘ben bilgeyim’ dememesi. Hikâyelerini ekmek yer gibi, su içer gibi anlatmaları. Laz’ı, Bozlağı, Çingene’si, Ermeni’si, Rum’u… Kulağımıza türküler üfürerek, gözyaşlarını gülmelerinin ardına hapsederek fısıldıyorlar bize Metin Balay’ın kaleminden.

Oyunu tek başına sırtlayan başoyuncumuz Eraslan Sağlam. Eraslan Sağlam’ı ilk “Aktör Kean” oyunu ile izlemiştim. Hani iyi oyuncular üzerine sohbet ederken daima andığınız bir iki isim olur ya. “Aktör Kean”i izledikten sonra Eraslan Sağlam da benim için o isimlerden birisi oldu. Kendisi bana göre her rolün hakkını fazlasıyla veren ve sahnede onu izlediğiniz anda bambaşka bir seyir deneyimini sizlere yaşatacak olan sayılı isimlerden birisi. “İnadına İnsan” oyununu izlerseniz hemfikir olacağımız konusunda size teminat verebilirim. Ben kendi adıma umut ediyorum ki çok çok uzun seneler sahnelerden ayrılmaz.

“İnadına İnsan” tek kişilik bir oyun. Tek oyunculu oyunları hep riskli görmüşümdür. Bir salon dolusu insanın sizi pürdikkat izlemesini sağlamak, bu esnada temponuzu dinç tutarak seyircinin en az bir saat boyunca sizinle beraber olmasını sağlamak çok göze alınabilecek türden bir şey değil.

Bu konuda Eraslan Sağlam da beni destekliyor. “Dediğiniz gibi tek kişilik oyunlar çeşitli anlamlarda çok riskli.”, diyor.“Seyirci, sıkılırım ürküntüsüyle, ayakları geri giderek geliyor salona. Ayrıca Genco Erkal gibi, Müşfik Kenter gibi işlerinin erbapları ustalardan bunun en iyi örneklerini görmüşler. Oyun ya da oyuncu kötüyse 1,5 saat boyunca bu yeteneksizliğe tahammül etmek zorundalar. Bunlar menfi tarafları. Gelelim müspet taraflarına. Ben tek kişilik oyun oynamıyorum. 76 kişilik bir oyun oynuyorum. Karşımda seyirci koltuğuna oturmuş 75 dostum benimle karşılıklı hasbıhal etmeye gelmiş. O yüzden çok güzel vakit geçiriyorum. Kalplerimiz ve ciğerlerimiz birbirine değerek geçiriyoruz bir buçuk saati. Ve selamın ardından ayrılmak istemiyoruz birbirimizden. Ben tiyatrodan yevmiye almıyorum. Çayımı, kahvemi, suyumu koyuyorlar önüme, gurur duyarak çıkıp oynuyorum.”

Eraslan Sağlam’ın dediği gibi arkasında 75 kişi var ama onların haricinde asistanları Atahan İsmail Keskin, Sadık Seven, Genel Koordinatör Ercan Ertan ve müzikte de Berktay Akyıldız bizlere bu kadar güzel oyunun sunulmasına yardım eden sahne ardındaki diğer isimlerden.

Öncelikle Metin Balay’ı ve sonrasında da Tatavla Sahne ekibini tebrik etmek istiyorum. Bizleri bu kadar heyecan verici bir oyunla buluşturduğu ve bizlere bu kadar güzel ve samimi bir oyun sundukları için.

Ben, Tatavla Sahne’nin oyunlarını izlemeye giderken boş bir oyun izlemeyeceğimi bilerek gidiyorum. Nitekim bu defa da yanılmadım.

Aynı soruyu Eraslan Sağlam’a soruyorum. “Nedir sizleri bu denli büyülü kılan?” Samimiyetle cevaplıyor: “Bunun sırrı belki de şurada: Biz sadece altı üstü bir tiyatroyuz. Kendimizi gündelik politikanın kısır söylemleriyle kirletmeyen, demokrasi ve insan haklarını, kâinattaki her şeyin hakkını tiyatro aracılığıyla savunarak tiyatro yapmayı, tiyatroyu tiyatronun kendi kuralları, akademik kuralları, ustalık ve çıraklık kurallarını, bin yıllık teamülleri içinde, desturla yapığımız içindir ki hem biz hem de seyircilerimiz salonumuza girdiklerinde tiyatronun kokusu içinde buluyorlar kendilerini. Ve biz de üst düzey bir disiplin ve ciddiyetle salonumuza gelen misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyoruz. Belki de büyü ve yaptığımız tiyatronun ağırlığı buradan kaynaklanıyor.”

Eğer hala insanlığa dair umudunuzu yitirmediyseniz ve ne olursa olsun tebessüm etmenin yollarını arıyorsanız bu oyun size gülümsemenin kapılarını açabilir ki, açacak da.

Kendinize bir iyilik yapın ve “İnadına İnsan” oyununu izlemeye gidin derim. Bazen zamanımızı şaşılacak şekilde boş şeyler için heba ediyoruz. En azından ara sıra da olsa uğruna zamanımızı vermeye değecek etkinliklere katılmak bizleri mutlu edebilir. Ve bence bu oyunda o etkinliklerden birisi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here