Sisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: Yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belâsı kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, kan ter içinde…” (1)

halktan birii

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları’nın geçtiğimiz günlerde İstanbul’da sahnelenen “Halktan Biri” adlı politik hiciv oyunu, bolca mizahla bezenmiş bir trajikomedi. Oyun, genel olarak sanatın, özelde tiyatronun kelimenin has anlamıyla politikadan azade tutulmaya çalışılarak baskılandığı günümüzde, politik bir tavrın ifadesi ve zorunlu olarak daha çok müdahaleye davet edilen tiyatronun tarihsel yanıtı gibi. “Gerçekten de, kamusal mekânın geri çekilmesi ve politik yaratıcılığın sönmesi, sanatçıların yaratıcı eylemlerine, nesne ve iz koleksiyonlarına, etkileşim aygıtlarına ya da başka türlü kışkırtmalara yer açıyor ve onlara ikame bir politik işlev veriyor.” (2)

“Halktan Biri”, inadına “politik” bir oyun olması itibarıyla, hem Rancière’in konjonktürel değerlendirmesine hem de tarihsel/evrensel/yerel sorunlara dair bir arayışı ifade ediyor ve başından sonuna dek, bizleri özgürlük/iktidar ilişkilenişi üzerinden toplumsal ve bireysel yönelimlerimize ve eyleyişlerimize dair bir sorgulamaya götürüyor.

“Tanrılar Sisyphos’u bir kayayı hiç durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkûm etmişlerdi. Cezanın en kötü yanı, kayanın dağın tepesine dek geldikten sonra tam zirveye oturacakken aşağıya yuvarlanmasıydı; kaya asla dağın tepesinde durmayacak ve bu ceza sonsuza dek devam edecekti. Sisyphos’a, bir canlıya verilebilecek en büyük ceza verilmişti… Tanrılar, yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi.” (3)

Tarihin garip bir cilvesi olarak, yazarı Sam Bobrick’in, 2005 yılında kaleme aldığı ancak “demokrasi havarisi” ülkesi ABD’de sahneleyemediği “Halktan Biri” oyununun dünya prömiyeri, 19 Ocak 2012 tarihinde, Türkiye gibi bir ülkede, hem de ödenekli tiyatroda,  İzmir Devlet Tiyatrosu’nda yapılır! “Üstelik Devlet Tiyatroları’nın arşivindeki oyun broşüründe “Yazar, Travis Pine, Halktan Biri adlı oyununu, ABD Başkanı George W. Bush’un ikinci kez seçilmesinin ardından, sıradan insana karşı takındığı küstahça, hakarete varan ve küçümseyici tavrını kaldıramadığı için yazdığını ve bu oyunun kaleme aldığı oyunlar arasında en iyi oyun olduğu” belirtiliyor.” (4)

Oyun,  işinden atılarak yoksulluğa mahkûm edilmiş bir orta sınıf Amerikalı olan Tracy Pain -Özlem Akdoğan-  ve O’nun cahil ve kaba bir diktatör olan Başkan’a yazdığı küfür dolu eleştiri mektuplarının yarattığı rahatsızlığın önlenebilmesi için görevlendirilen FBI ajanı, Tom Walker –Zafer Ergül- arasında geçen diyaloglardan oluşuyor.  Duyarlı, dürüst, cesur, mücadeleci ve son derece azimli bir karakter olan sade vatandaş Tracy, mektuplarından vazgeçmesi için iktidar tarafından kendisine teklif edilen iş tekliflerine dört elle sarılır fakat her birinden büyük pişmanlıkla ayrılır ve kaldığı yerden mektuplarını yazmaya devam eder. İkinci kez seçilen Başkan, giderek despotlaşır ve demokrasiye son vererek krallığını ilan eder. Tracy, her seferinde yenileceğini bilse de, despotik cehaleti ortadan kaldırmak için çabalamaktan ve direnmekten vazgeçmez.

Oyuncular, Özlem Akdoğan ve Zafer Ergül, fizyolojik yapılarından mimiklerine, yürüyüş tarzlarından ses tonlarına kadar içine girdikleri karakterler için biçilmiş kaftan gibiler. Oyun boyunca aralarındaki mükemmel uyumu ve solo performanslarındaki başarıları ile göz doldurarak dakikalarca ayakta alkışlanmayı ziyadesiyle hak ediyorlar. Özellikle abartıdan uzak, sade ve doğal oyunculuklar, karakterleri seyirciyle kolayca buluşturarak seyircinin rol kişileriyle empati kurmasını sağlarken, metnin içeriği ile bir tam bütünsellik oluşturuyor.  Başak Özdoğan, işsizlik ve yoksullukla boğuşan orta sınıf bir Amerikalı’nın kırık-dökük, oyun boyunca farklı kısımlarının bir Sisyphos ısrarıyla Tracy tarafından tamir edilmeye çalışıldığı ve Walker’ın evden her çıkışında bir parçası düşerek oyunun devamlılığına katkı sunan dekoru ile başarılı bir işe imza atıyor. Karakterlerin ruh hallerini tüm doğallıkları ile yansıtan sade kostümleriyle Tülay Kale ve eksiksiz ışık tasarımı ile Ali Rıza Tekin’in değerli katkılarını da unutmamak gerek.

Olay ABD’de geçiyormuş gibi görünse de, oyun, gerçekte eleştiri oklarını yönelttiği neo-liberal kapitalizm ve onun post-modern ideolojik/kültürel dokusu üzerinden evrensel bir boyut kazanıyor. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde benzerlerine rastlanabilecek olaylar örgüsü,  güncel olduğu kadar tarihsel ve evrensel bir niteliğe sahip. Zira “Oturup politika ya da felsefe filân gibi konularda kitaplar okumayı hayatta beceremem” diyen, Nijerya’nın bir kıta olduğunu söyleyerek coğrafya alanında önemli bir keşifte bulunan(!) ve “ya bizdensiniz ya da teröristlerden” diyerek dünyanın dört bir yanında savaş ilân eden dönemin ABD başkanının benzerleri bugün pıtrak gibi çoğalmakta yeryüzünde.

“Halktan Biri”nin teması, güncel olduğu kadar tarihsel aslında. Tracy’nin amansızca mücadele ettiği iktidar biçiminin temelleri, çağın hâkim sınıfının henüz emeklediği dönemlerde atılır: “1848 Haziran’ında, Fransa’da patlak veren devrim, iktidardaki burjuvazinin, büyük sanayiinin güçlerini zincirinden boşayan, politik ve ideolojik yutturmacaların gizini çözen bu muzaffer sınıfın, büyücü bile denemeyecek bir gözbağcıya teslim oluşuyla sonlanır. İktidarını bir usta hırsıza, bir asalaklar cemiyeti reisine, temsil gücünü –etrafındaki cepçiler sayılmazsa- yalnızca yaşlı köylü Fransa’nın gerikalmışlığından alan bir hödüğe bırakır. Böylece, asıl oyuncular, -burjuvalar ve proleterler- politik sahneden çıkarlar, yerlerine Louis Napoleon palyaçosunun zaferiyle doruğuna eren maskara temsilleriyle yedek komedyenler gelir. Elbette materyalist bir açıklama vardır: Korku ! Burjuvazi politik egemenliğinin saf formunu, sınıf mücadelesini tüm çıplaklığıyla gören ve kendi ölümünü ilan eden zaferden korkmuştu! Kendi çıkarının ona “self-government” (kendi kendini yönetme) tehlikelerinden uzak durmayı salık verdiğini kabul etmiş ve toplumsal gücünü korumak için, politik çıkarını toplumsal/ekonomik çıkarına feda ederek,  “beyinsiz” olduğunu varsaydığı göstermelik birine iktidarını emanet etti.” (5) Ne kadar tanıdık değil mi Jacques Rancière’in anlattığı bu tarihsel kesit? “Halktan Biri” oyunu nezdinde tiyatronun gücü belki de tam bu tarihsellikte. “Zaman”la sorunu olan bir sanat olarak tarihe tanıklık ederken, iktidarlara inat hep insanın yanında duruşunda.

“Sisyphos, kayanın birkaç saniyede aşağı yuvarlanışına bakar, sonra yeniden tepeye doğru çıkartmak için kayanın ardından koşar. Böylesine kayayla didişen bir yüz, kayanın kendisidir şimdiden! O kayasından da tanrılardan da daha güçlüdür artık. Tanrıların paryası, güçsüz ve ayaklanmış Sisyphos, düşkün durumunun tüm enginliğini bilir ve inişi sırasında bunu düşünür. Kimi günlerde dönüş böyle acı içinde geçiyorsa, sevinç içinde de geçebilir. Yeryüzünün görüntüleri usa fazla takıldığı zaman, insanın yüreğinde keder yükselir: Kayanın yengisidir bu, kayanın ta kendisidir. Oysa, Sisyphos bir cesur bilgedir ve “Karşı çıkmalıyım!” mantığı ile hareket eder. Bu deneyim yaşanacaksa bilinçli olarak, o mücadele ile yaşanmalıdır. Bir cezaya çarptırılıp umutsuzca sonsuza dek bir yükü taşıma mantığı ile değil, kazanma azmi ile. Eğer Sisyphos acı çekmeye devam ederse yenilir ve bu tanrıların zaferi olur. Ama O direniş gösterir ve zafer onun olur.” (6)

halktan biri 1

Halktan biri olarak tanrılaşan despotlara karşı hazin sonuna kadar savaşan Tracy, bir bakıma postmodern çağın Sisyphos’udur. Postmodern paradigmanın hükmünü sürdüğü tarihsel sürecin, rakipsiz kalan kapitalizmin, fazla çaba harcamadan çarklarını rahatlıkla döndürebileceği ve her türden muhalefeti fütursuzca ortadan kaldırabileceği bir konjonktüre denk gelmesi bir tesadüf değil. Elbette, modernizmin tüm kazanımları ile birlikte “aklın egemenliği”ne son vererek “saçmanın egemenliğini” ilân eden ve insanlığı üçüncü binyılda Ortaçağ’ın karanlığına sürükleyen postmodern tiranlar, yeni Haziran’larla karşılaştıkça despotlaşmaya devam edecekler. “Her türden despotik yapı “saçmalığın hakimiyeti”ni inşa eder ve bu yapıya tepki veren insan sayısı genişledikçe saçmalığın dozu da o ölçüde artar. Ancak, hiç kimse, uzun süre, şiddete dayalı bir gücü elinde tutamaz.” (7) Yaşamın diyalektiği Sisyphos’un torunlarının, oyunun finalinde direniş ruhunu Tracy’den devralan Tom gibi, her geçen gün çoğalacağına ve herşeye rağmen, yeniden deneyeceklerine işaret ediyor.

“Sisyphos, her şeyin tükenmediğini, tüketilemediğini öğretir. İnsan, anlamsızlığına ve tüm baskılarına karşın yaşamı yenmek zorundadır.”  (8) Nitekim, oyunun finalinde, Tom’un repliği Sisyphos’un sessiz çığlığıdır:  Kral, beni dinle, şu kendini ‘kral’ ilân etme saçmalığı var ya… ‘Halktan Biri’ olarak diyorum ki, bu yaptığın bir boka yaramayacak !” (9)

Kaynakça:

  • Camus, Albert. “”Sisyphos Söyleni”, Can Yayınları, İstanbul, 1997, s:8
  • Rancière, Jacques. “Estetiğin Huzursuzluğu”, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012, s:63
  • Camus, Albert. a.g.e. ,s:74
  • http://www.ranini.tv/ozel/2521/1/halktan-biri-travis-pinenin-askerleriyiz
  • Rancière, Jacques. “Filozof ve Yoksulları”, Metis Yayınları, İstanbul, 2009, s:120-121
  • Camus, Albert, a.g.e. s:85
  • Spinoza, Baruch. “Tractatus Theologico-Politicus”, Dost Kitabevi, Ankara, 2015 s:52
  • Camus, Albert. a.g.e. s:96
  • “Halktan Biri”, oyun teksti

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here